‘Atatürk, derin bir İslami bilgiye sahipti’.

Atatürk’ün hayatını incelediğimiz de ve Nutuk adlı eserini okuduğumuzda, şurası çok açık ve net biçimde görülüyor ki;

Atatürk, tam bir Müslümandır, Hz. Muhammed’e çok büyük bir sevgi, saygı besliyor. Ayrıca dinimizin ve İslamiyet’in, tüm Türk halkı tarafından iyi öğrenilmesini, iyi anlaşılmasını istiyor.

Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığını kurdurması ve Kur’an’ı Türkçeleştirerek, meal ve tefsirini yaptırması da bunun somut delilidir. Bütün bunları gözden geçirdiğimizde, Atatürk’ün böyle bir haldeki halktan ve çökmüş bir imparatorluğun küllerinden nasıl yeniden bir cumhuriyet kurduğuna, hukuk ve adalet sistemi, medeni kanun, sanayileşme kalkınma, eğitim, sağlık, tarım gibi bir sürü alanda, ülkeyi nereden nereye getirdiğine hayret etmemek, hayran olmamak imkansızken, nasıl olup da ona böyle düşmanca davranılabildiğini anlamak mümkün değil. Hafızı Kelam olan, camide saatlerce Cuma hutbesi verebilecek kadar İslami bilgiye sahip bir insana, dinsiz damgası vurup ona cehennemlik demek bu vatana ihanettir. Müslümanım diyen bir mümine yakışmayan bir harekettir.

‘Geçmişi, doğrularıyla yanlışlarıyla değerlendirmek lazım…’

Yanlış anlaşılmasın, Osmanlıyı reddetmek ya da kötülemek gibi bir düşüncemiz asla olamaz. Çünkü Osmanlı, bizim geçmişimiz, tarihimiz ve kültürümüzdür…Köklerimizdir…Osmanlının mimaride, sanatta, askeri alanda müthiş eserleri var ve hepsiyle de gurur duyuyoruz. Ancak bizim tarih bilincinden anladığımız; geçmişimizi doğrularıyla yanlışlarıyla, hatalarıyla sevaplarıyla beraber değerlendirip dersler çıkarmak, geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak, doğru ve güzel şeyleri de alıp geliştirerek sürdürmektir. Örneğin, tarihte ilk üstün zekalılar okuludur Enderun. Birçok ülkede örnek alınmıştır. Bizim şu an üstün zekalılar eğitimine dair yaptığımız pek bir şey yok mesela. Ancak devşirme yöntemiyle öğrenci alması, Türk öğrenci alınmaması oradan yetişen paşaların, ilerleyen zamanlarda saray entrikaları içinde yer alıp Osmanlı’nın sonunu hazırlamaları ile sonuçlanmıştır. Bizler tabi ki Osmanlı’nın devamı niteliğinde, aynı topraklarda hüküm süren bir devletiz. Dolayısıyla onların torunlarıyız. O yüzden de Osmanlı’yı çöküşe sürükleyen tehlikelerin birçoğu bu gün bizim için de geçerli. Onun için dikkatli olmalıyız. Örneğin Osman Gazi ve Orhan Gazi dışında hiçbir padişahın annesi, Türk değildi. Hepsi farklı ülkelerden gelmiş cariyelerdi. Padişahların hareminde Türk kadın neredeyse yoktu. Bu da Osmanlı’nın sonunu hazırlayan faktörlerin başında geliyordu. Türk ve Müslüman’ın örf adet ve değerlerini bilmeyen bir anne ve devşirme lalalarla büyüyen padişahların, İslami ölçülerle yetişmesini beklemek herhalde onlara haksızlık olur.

Daha pek çok şey söylenebilir ama tarih bilgisi ve bilinci her vatandaşta olması gerekir ki, bize her anlatılana inanmayalım. Bizi yanlış yönlendirmek isteyen herkese inanıp kanmayalım. İç ve dış kaynaklı oyunlara gelmeyelim. Bir programda Mehter marşı duyduğumuzda hepimiz duygulanıyoruz, içimiz coşuyor, tüylerimiz diken diken oluyor, ama bu, Osmanlı’yı yeniden diriltmemiz gerektiği anlamına gelmez.

‘Osmanlı devri kapanmıştır.’

Bunun tartışması bile abestir…Tarih ve tarih bilincinden yoksunluk demektir… Siz bir İtalya’nın Roma İmparatorluğunu dirilmek istediğini gördünüz mü hiç?

Dolayısıyla, Osmanlının içinden kahramanlar çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Buna ihtiyacımız da yok. Kaldı ki Osmanlı diye bir Osmangazi’yi, Orhangazi’yi, bir Fatih’i, bir Yavuz’u, bir Kanuni’yi değil, Osmanlı’nın çöküşüne, toprak kaybına, kötü idaresine sebep olan Abdülhamit’i ve Vahdettin’i yüceltmeye çalışmanın, hiçbir akıl ve mantığı da yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanı var. Bizim sadece onu doğru tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Bugün bizler toplumda bu bilince sahip nadir insanlarız.

Son söz yine Atatürk’ten olsun. 1927’de Ankara’da yaptığı bir konuşmasında:

“Efendiler! Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar, din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdıkları için yasakladık. Çok değil yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır.” Ne kadar doğru bir tesbit.! Ne kadar muhteşem bir ufuk.!İşte 15 temmuz olayları da bunun somut göstergesidir…

Atatürk bu konuşmayı yapalı, tam 91 yıl oldu…Atatürk’ü Atatürk yapan en büyük özelliklerinden biri de budur işte.Onun o engin ufku, vizyonu ve hem dinini, hem de tarihini çok çok iyi bilmesidir…

Atatürk, hiçbir madde ve menfaate dayanmadan, hiçbir mevkii ve makam beklentisi içinde olmadan, bütün hayatını ‘TÜRK MİLLETİNE’ adamış, dünya da eşi benzeri bulunmayan, eşsiz bir liderdir. Yabancı devlet adamlarının(Churchill-Mac Arthur-Stalin-F.D.Roosevelt ve daha niceleri) tabiriyle; 21 yüzyılın dâhisidir…

SON SÖZ.’’ NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE’’