Siz, altın, petrol, gümüş, bakır, elmas, nikel, piriç, şeker üretin. Kotalar vardır. Ürettiğiniz şeyleri dolarla alıp satacaksınız. Birileri sadece kağıt üreterek sizin kadar kâr elde eder.
Biz bu adamları mahkûm etmek yerine, hepsini bir araya toplayıp, “bu ifridden sualin kılını çekmek” üzere bir plân mı yapmalıyız yok.
Cebinizde dolarlar ve siz Mehmet Aydın’ın peşindesiniz. Onlara hizmet edince “iyi çocuk”, onların kontrolü dışında, onların yaptığının trilyonda birini yapınca “kötü çocuk”, bu adil bir değerlendirme değil. Mehmet Aydın’ın yediği haltı meşrulaştırmak için dünyada yaşayan insanların dörtte birini öldürmek, dörtte birini köleleştirmek, dörtte birini sömürmek için bir plân yapıp, ona göre bir düzen kurması mı gerekiyordu. Elinin altında DAEŞ, PKK, PYD, YPG,DHKP-C, FETÖ, Kalkancılar filân mı olması gerekiyordu.
Global üç kağıtçılık şöyle: Siz gerçek mal ve hizmet veriyorsunuz, ABD size büyülü bir kağıt vererek o mal ve hizmeti sizden bedava alıyor. Sonra siz o kağıdı vererek, ABD’den, silah ya da başka ülkelerde ürettiği mal ve ürünleri alıyorsunuz, ya da o kağıdı vererek başka ülkelerden başka şeyler alıyorsunuz. Domino etkisi ile bir soygun zinciri oluşturuluyor. Siz de o oyunun bir parçası, suç ortağı oluyorsunuz, sonra ABD yine sizden bir şeyler alıyor, size yeni kağıtlar veriyor. İçinizdeki hainleri fonlamak için dilediğine hibe, dilediğine kredi veriyor. Aslında bu oyunla Media, Mafya, sermaye, siyaset, bürokrasi STK’yı ele geçiriyor. Al gülüm, ver gülüm, kazan/kazan oyunu. Beyaz efendilerinizle beraber oluyorsanız birlikte kazanıyorsunuz.
Cem Uzan bu oyunun farkına vardı. Ben de öğrendim, ben de onlara oynayabilirim bu oyunu dedi. Motorola olayında bastığı zemin ayağının altından kayınca o da battı. Bizde uluslararası sistemin dışına çıkarak kendi başına bu işi yapmak isteyen başkaları da oldu. Ama hemen ipini çektiler. Mesela Asil Nadir.
Aydın Doğan, AxelSpringer’i, Murdoch’u, CNN’ni, Rizzoli’yi, RTL’yi yanına alarak, sırtını onlara dayayarak, onları önüne koyarak bir yerlere gelmeye çalıştı ama, buraya kadarmış. Bugünlerde rotayı Avrupa’ya çevirecek patronlara dikkat. Mesela ilk 10’u bu anlamda yakın takibe almak gerek. Bana göre Aydın Doğan’ın bu satışının püf noktası, davalar, vergi borçlarında ve piyasaya olan borçlarında gizli. Büyük patronlar, artık daha ucuz ve etkili bir alan olan sosyal medyaya yöneliyorlar. Konvansiyonel medyayı bırakıyorlar. Doğan Medyanın yeni patronu herhalde bu işin kârlılığını garanti etmek için devletle olan, yargı ve maliye ile olan, piyasaya ile olan ihtilafını çözmeyi öncelikli iş olarak görecektir.
Kertenkele kuyruğunu bırakıp kaçar biliyorsunuz. Uluslararası dolandırıcılık çetesi sakın sizi Çiftlik Bank ile kandırmasın. Unutmayın, kibriti gözünüze çok yaklaştırırsanız, arkasında bir ormanı kaybedersiniz.
Dolandırıcı arıyorsanız, ABD’ye, İngiltere’ye, AB ülkelerine bakın! Hani şu saygın işadamları, politikacılar, bankacılar.
Dünyada gelir pastasından kimin ne aldığına baktığımız da, bunun örneklerini çok net görürüz. Sömürü düzeni kılık değiştirmiş olabilir ama, ana gaye hiç değişmedi. Sadece araçlar değişti..
Yüz yıllar boyunca 1776 öncesi ABD’sini kim sömürdü? Avustralya, koskoca Afrika kıtası, verimli toprakların anası Hindistan, Ortadoğu coğrafyası gibi onlarca coğrafi bölgenin insan kaynakları başta olmak üzere, yer altı, yer üstü zenginliklerini kim ya da kimler sömürdü ise, bu günde, aynı devlet ve kurumlar, sömürü düzenini sürdürüyor.
Türkiye’de bunun somut bir örneğidir. Daha düne kadar, dünyada kendi kendini doyuran, kendi kendini besleyen 7 ülkeden biri iken, hangi politikaların sonucunda 25 yılda her türlü tarım ürününü ithal eder duruma geldik.? Buna sebep kim ya da kimler? Dünya haritasını önünüze koyun ve ülkeleri değerlendirin. Kim tereyağı, peynir satmak istiyor ve o endüstrisini korumak istiyor, kim bakliyatını, çerezini, etini, sütünü satmak istiyor ve o endüstrilerini korumak istiyor, işte o ülkeler ve o ülkelerin uluslararası sermaye gücüne sahip şirketleri…
Kısaca sömürü… Kısacası tarımda ki üretimini, verimini koruması…Kısacası mesele Pazar meselesi… Diğer ülkelerde bu ürünleri üretirse, ben malımı kime satacağım? O halde sömürü düzenini sürdürebilmem için, hedefteki ülkelere bu ürünleri ya ürettirmeme, yada yeterli ürettirmeme veyahutta yüksek maliyetli ürettirip, benden ucuz almasını sağlamalıyım.
Gerisi laf-ı güzaf…
SON SÖZ: ‘’ ZENGİNİN ARABASI DAĞDAN AŞAR, FAKİRİN Kİ DÜZ YOL DA ŞAŞAR…!!!’’