Çiftlik Bankla patlak veren dolandırıcılık hikayesi yenileri ile devam ediyor.
Nasıl bir ülke olduk? Ne kadar çok kandırılmaya müsait vatandaşımız, ne kadar çok kandıran organizasyonlar var… Maşallah, maşallah… Tosuncuk olayının dumanı tüterken, Kayseri, Konya, İzmir peş peşe patlak verdi…
“Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz / Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ı kürektir.” Ziya Paşa böyle demiş. Tercümesi : “Milyonla çalanlar yüksek ve şerefli mevkilere yükseltilerek baş tacı edilir; birkaç kuruş çalan hırsız ise kürek cezasına çarptırılır.”
Ziya Paşa, böyle demiş. O zaman milyar, trilyon konuşulmadığı için, zatı devletlileri milyonlardan söz etmiş.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Uruguaylı mevkidaşıyla bir görüşme gerçekleştirmiş. Görüşmenin gündeminde Uruguay’a kaçan Çiftlik Bank CEO’su Mehmet Aydın varmış. Bizim “Neo Parsadan”. Parsadan’ı geç, Galata Köprüsü’nü satan adam Türkiye’nin en büyük dolandırıcısı Sülün Osman’ı hatırlayın. Bu kişi 1923-1984 yılları arasında yaşamış gerçek bir efsane idi. Gerçek adı Osman Ziya Sülün’dü.
Rothschild kimdir mesela ya da Rockefeller. Bunlar mesned-i izzette ser-efraz!
Sülün Osman F.Gülen’in, ya da Kalkancı’nın eline su dökemez mesela. Sülün ne yapmış ki, mesela, 1950 ve 1960’lı yıllarda Galata Kulesi’ni satmış. Eminönü meydanındaki saatini ve Haliç Köprüsü kiralamak, Taksim meydanına paspas atarak gelen geçenden ayakbastı parası almak gibi şeyler. Dolandırıcılığın inceliklerini Kumkapılı bir Rum’dan öğrenmiş ve daha sonra işe kendi yorumunu katmış. Dolandırıcılıktan girdiği hapishanede, yönetimi kandırarak, mahkûmlara “Alın teriyle yaşamak” adlı bir konferans bile vermiş.
Düşünüyorum da, Roma polisi Tarsuslu Saul’u Kayseri’de yakalar, Roma’ya götürür, adam imparatorun adamlarını, ailesini kandırır, imparatorluğu ele geçirir.
Vatikan’da bir de kadın Papa vardı. Dünyada ne örnekler var.
Sülün Osman’dan bir vecize, muhterisle muhtekirin işbirliğini anlatan güzel bir örnek. Kifayetsiz muhterisle, açıkgöz muhtekirin dansı! “Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. Kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı. Karımın hastalığı olduğunu söylüyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. O arada benim ayakçım da mevzuya ortak çıkıyor ve bilezikleri ucuzdan o almak istiyormuş gibi ayak yapıyor. Telaşlanıyor adam fahiş kazanç imkânı kaybolacak diye. Hemen 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, ben de kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. Ben aranıyorum… Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”
Bizimkiler Bitcoin’i tartışıyorlar. Sanal’ın “gerçek dünyası”ndan habersiz çoğu. “Artırılmış gerçeklik” konusunda da bilgileri yok. Bitcoin “meşru değil”, ama peki ya “Dolar”. Dolar’ın üçte ikisi kaydi para, yani o basıldığı kağıt kadar bile değeri yok. Biz hepimiz dolara yatırım yaparak aslında emperyalizmin, sömürünün hisse senedini alıyor ve bu işe ortak oluyoruz bir bakıma.
Dolar, tarihin en büyük yolsuzluğu, illüzyonu, sahtekarlığıdır. Dolar’ı FED üretir, ABD’ye kiraya verir. LİBOR paraların değerini, yani Kur’u belirler Londra’dan ve faize baz olan LİBOR’u belirler. Piyasayı manipüle edip milyarlar kazanırlar.
Yarın devamedeceğiz…