Dünyanın önde gelen, Denetim, Vergi ve Danışmanlık şirketlerinden PWC, şehirler ve yatırım değerleriyle ilgili yaptığı araştırmaya göre en değerli şehirleri belirledi. Şehirler yatırım değerine ve gelişme hızına göre belirlendi. Dünyada değerlendirmeye tabi tutulan şehirler arasında, yatırım değerleri en yüksek şehirler şunlar:Almanya 4 adet şehirle başı çekiyor. Onu İngiltere 3, İtalya 2 ve diğerleri; Fransa, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç, İsviçre, Avusturya, İspanya, Portekiz İrlanda, Danimarka, Türkiye, Yunanistan ve Rusya olarak değerlendirmeye giren kentlerin ait olduğu ülkeler, sıralama da yerini almış durumda.

Türkiye, belirlenen kriterlere göre, İstanbul’la 27’inci sıradan sıralamaya girmiştir.

Bu değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere, Adana değerlendirme dışı kalmış.!

Bir şehrin, yatırım değeri ve gelişme hızı, son derece önemli bir husustur. Soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte uluslararası sistem, henüz tamamlanmamış olan bir değişim süreci içine girmiştir. Değişimin nasılsonuçlanacağını tam olarak kestirebilmek, oldukça güçtür. Ancak bazı eğilimler şimdiden açıklık kazanmaya başlamıştır.

Bu eğilimlerin birincisi küreselleşmedir. Küreselleşme ya daglobal entegrasyon, ülkeler arasındaki iktisadi, siyasi, sosyal ilişkilerin yaygınlaşması, ideolojik ayrımlara dayalı kutuplaşmaların çözülmesi gibi, farklı görünen ancak birbirleriyle bağlantılı olguları içermektedir. Küreselleşme, bir anlamda maddi ve manevi değerlerin, ulusal sınırları aşarak, dünya çapında yayılması anlamına gelmektedir. 20 yy. Son dönemlerinde dünya, geleneksel ve siyasi blokların ortadan kalktığı, hemen hemen her alanda liberal politikaların önem kazandığı teknolojik gelişmenin sınır tanımayan gelişmeler yol açtığı bir süreçten geçmiştir.

Hala devam etmekte olan bu süreçte, mal ve finans piyasaları ulusal sınırları zorlamakta ve ülkelerin bireysel boyutlarını aşmaktadır. Haberleşme ve ulaştırma teknolojilerindeki

hızlı gelişmeler ise, bu sürecin hem bir ürünü, hem de motoru olmakta ve dünyayı ekonomik, siyasal ve kültürel bir küreselleşmeye doğru doğru itmektedir. Dünyada yaşanan bu küreselleşme eğilimleri ile birlikte ticaret ve sermaye hareketleri ile teknoloji akımının transnasyonal bir özellik kazanarak yayılması ve yoğunlaşması, ulus devlet olgusunu aşmakta, sınır ötesi menfaat gruplarını ve değişik milletlere mensup bireyleri sıkı menfaat bağlarıyla birbirine bağlamaktadır. Bu tür ilişkiler sonucunda ortaya karşılıklı bağımlılıklar, devletin sınır aşan ekonomik ilişkiler üzerindeki kontrolünü azaltmaktadır. Günümüzde artık kentler güçlerini ülkelerden değil, ülkeler güçlerini kentlerden almaktadır. Merkantilist kuramın varsaydığı gibi, ekonomik hayatın dinamiklerini anlamanın yolu, ülke ekonomilerinden değil,

kent ekonomilerinden geçmektedir. Küreselleşme bütün bu etkileşimler altında ülkeler arasındaki fiziksel ve ekonomik sınırları önemsizleştirerek Ülkelerin ekonomik egemenliklerini törpülerken küresel ekonomik sistemin temel birimlerini giderek kentler oluşturmaktadır.

Diğer bir ifadeyle ulusal kalkınmanın yolu, kentlerin kalkınmasından geçmektedir. Bölgesindeki diğer üretim merkezleri ile ticaret yapma imkanına sahip ve üretim yelpazesini genişletip girişimcinin önündeki engelleri kaldırabilen kentler, küresel rekabet güçlerini ve ekonomik ağırlıklarını artırabilmektedirler. Küreselleşmenin tüm hızıyla yaşandığı son 20 yılda, artık global sermayeyi cezbedebilen ve yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı iletişim imkanlarını barındıran kentler, uluslararası rekabetten galip çıkmaktadırlar. Çünkü, global sermaye, sınır gözetmeksizin kendisine daha iyi imkanlar sunan kentlerde yatırım yapmakta, diğerlerini ise dışlamaktadır. Bundan da anlaşılacağı üzere, ulusal kalkınmanın yolu, kentlerin kalkınmasından geçmektedir. Küresel sermaye, kaliteli emek, dünya ölçeğinde hizmet verebilecek şirket merkezleri gibi cazibelerle çekebilecek kentlere sahip olan ülkeler, uluslararası ekonomik yarışta avantajlı konuma geçmektedir. Kısacası kentler, ülkeler arasında köprü görevi üstlenmekte İş ve ticaret ilişkilerinde, dünyanın daha zengin ve fakir bölgeleri arasında anahtar rol oynamaktadır. Geniş bir bakış açısıyla kentleşme sanayileşme ve ekonomik gelişmeye koşut olarak, kent sayısının artması ve bugünkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran toplum yapısında artan oranda örgütleşme, iş bölümü ve uzmanlaşma yaratan insan davranış ve ilişkilerinde, kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus, birikim sürecidir. Diğer taraftan kentleşme, sanayileşmenin bir yan ürünü olduğu kadar, tarımsal gelişme ile de yakından ilgilidir. Nitekim gelişmiş batı toplumlarında sanayi etkinliklerinin

yoğunlaşması sonucu kentlerin giderek büyümesi, tarımda verim artışının sağlanması ile mümkün olabilmiştir. Türkiye, sanayileşmenin ve tarımsal verimliliğindeki artışların önünde giden bir kentleşme süreci yaşamaktadır. Bu gerçekler ışığında Adana’mızın eksikleri nelerdir dersiniz? Neden hala işsizlikte ilk 5’deyiz? Yerli sermaye yatırımı olmadığı gibi, yabancı sermaye yatırımlarını da çekemiyoruz, neden? Bu konuların ısrarla üzerinde durmalı ve gereken tedbirleri almalıyız.

SON SÖZ: ‘’KENDİMİZİ DEĞİL, KENTİMİZİ DÜŞÜNEREK İŞ YAPALIM.’’