Kısa bir süre önce, devam etmekte olan cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyaları münasebetiyle, yapılan değerlendirmelerde, adaylara muhtelif sualler sorulmaktadır.

‘’Bu ülkenin yıllardır kazanılmış bilgi birikimine sahip insan gücünden, nasıl faydalanacağınızı plânladınız mı? Bu yolun şimdiye kadar hiç denenmemiş olduğunun farkında mısınız?

Bunun için bu birikimin, sınıflarına göre, hangi kurum ve kuruluşlarda, hatta hangi kişilerde toplandığı bilgisine ulaşabilme imkânına sahip misiniz?’’ gibi, yetkin, yetişkin insan gücüne dönük sorular, adaylara yöneltilmektedir.

Mitingler, kapalı salon toplantıları şeklinde sürdürülen bu kampanya sırasında yapılan popülist konuşmalar, bazen makul sınırları aşan vaatler devam ediyor. Eşyanın tabiatına uygun, bunun böyle yapılması gerektiğini biliyoruz. Partilerin seçim bildirgeleri yayımlanırken, bunların serin kanlılıkla yazılmış, ciddi ve kalıcı belgeler olması güveni artırmaktadır. Bu sebeple yukarıdaki suallere bazı hatırlatma ve açıklamaları eklemekte fayda var.

Seçimler münasebetiyle yapılan konuşmalarda ülkede özlenen özgürlük ve demokrasi ortamının yaratılması, kuvvetler ayrılığının tesisi, ekonomideki kötüleşme yanında en çok dile getirilen konular; ‘’ÜRETİM ve EĞİTİMDİR’’. Bu iki konu dolaylı olarak ilişkilidir.

Cumhuriyet Türkiye’sinde, sanayi ve üretimin aleyhine çalışan, gelişmesine engel olan şu üç olaydan bahsedebiliriz.

1.Truman Doktrini ve Marshall Plânı uygulamasıyla bazı sanayi faaliyetlerinden vaz geçilmesi,

2. 24 Ocak 1980 Kararları ile sanayinin tam bir üvey evlat muamelesi görmesi, bazı teşviklerin kaldırılması ve önemli surette azaltılması, özelleştirme faaliyetleri.

3. AKPARTİ iktidarı döneminde benimsenen borçla büyüme politikası, alınan borçların büyük ölçüde tüketime sarf edilmesi, gene bu amaçla ihtiyaç duyulan kaynak için yapılan özelleştirmeler. Bütün bunların neticesinde toplum adeta bir tüketici toplumuna dönüşmüştür. Bunun sonucunda vatandaş, özellikle ücretliler, TL olarak elde ettiği kazancı, dolar ve avro ile harcar duruma gelmişlerdir. Bir nevi üretmeden, tüketmeye yönelik bir eğilim.

Cumhuriyet Türkiye’sinin hayatında üç beyazların, (un, şeker ve bez) yerli olarak elde edilmesi, Birinci Beş Yıllık Sanayi Plânı uygulamaları, plânlı kalkınma döneminde sağlanan sanayileşme hamleleri, üç siyahların (demir-çelik, kömür, akaryakıt) yerli temini gibi uygulamalar olmuştur. Bunlardan özellikle “Birinci Beş Yıllık Sanayi Plânı” çok başarılı bir uygulamadır. Daha sonraki sanayileşme etkinliklerinde ana fikir; genelde, ithal ikamesidir. Bu teşebbüste çeşitli sebeplerle ara mallar üretimine yeterli ölçüde geçilememiş olmasına rağmen, ithalata bağımlı olmasına rağmen,bir çok değerli sanayi kuruluşunun ortaya çıkması sağlanmıştır.

Plânlı kalkınma döneminin başlangıcı olan 1963 yılında kurulan TÜBİTAK, evvela “doğa bilimlerinde temel ve uygulamalı akademik araştırmaları desteklemek ve gençleri özendirmek” ile görevlendirilmişti. 1972 yılında Gebze’de Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Enstitüsü’nün (bugünkü Marmara Araştırma Merkezi:MAM) kurulması ile doğa bilimleri yanında teknolojide de yetkin olmak amacı, buna eklenmiş oldu.

1960’lı yıllarda gelişmiş ülkelerde bilimsel ve teknolojik bilgi, bir ekonomik kaynak haline gelmiştir. Bunun sonucu olarak ekonomik kalkınma ve büyüme hedefleriyle bilim-teknoloji-inovasyon ve sanayileşme politikaları arasında kuvvetli bir ilişki oluşmuştur. Bu süreçte çok sayıda yeni kavram, yöntem, disiplin ve değerlendirme kriteri oluşmuştur. Soyut kavramların ölçülmesinde, değerlendirme kriterleri ilk kez OECD tarafından kullanılmaya başlamıştır. Frascati Elkitabı, bunun örneği olarak gösterilebilir. 1980’lere gelindiğinde, yeni fikirleri değer yaratan çıktılara dönüştürme süreci, yani inovasyon önem kazanmıştır. OECD’nin, bu kez 1992’de yayımlanan, Oslo Elkitabı inovasyonla ilgilidir. Bu bağlamda, “ulusal yenilik sistemi” kavramı başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülkede benimsenmeye başlamıştır.

Türkiye, teknolojide yetkin olmak, teknoloji geliştirmek ve inovasyon yapmak akımlarına 1991 yılında hayata geçirilen Teknoloji Geliştirme Projesi ile katılmıştır. Proje, bu amaçla kurulan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) tarafından uygulanmıştır.

Yukarda özetlenen süreçte, yeterli olmasa da, gerek kamu, gerekse özel sektörde yetkin bir insan gücü yetişmiştir. Aşağıda bu kaynaktan adeta yok farz edilerek faydalanılmadığına dair bazı örnekler verilmiştir (x):

7’nci Beş Yıllık Kalkınma Plânında, Ulusal Enformasyon Altyapısı Ana Plânı (TUENA) hazırlanması öngörülmüştür. Her türlü bilginin (ses, resim, data) hızlı ve güvenli bir şekilde iletilmesini sağlayacak olan enformasyon ağı, her kesimin vazgeçilmez ihtiyacıdır. Plânın hazırlanması görevi TÜBİTAK’a verilmiş ve çalışma, TÜBİTAK BİLTEN bünyesinde kurulan TUENA Proje Ofisinde TTGV, TESİD, Türk Telekom’un destek ve katkılarıyla, o zamanki ismiyle Ulaştırma Bakanlığının koordinasyonunda yürütülmüştür. Ulaştırma Bakanlığında kurulan ve yukarda sözü edilen destekleyen kuruluşlara ilaveten Genel Kurmay Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, DPT, YÖK ve TÜBİSAD (Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği) Temsilcilerinden oluşan bir Yürütme Kurulu, paketler halinde hazırlanan projenin, her paketini ve sonunda bütününü tartışarak kabul etmiştir.

Devam edecek…