Yaklaşan 24 Haziran seçimlerinden önce Türkiye ekonomisi hakkındaki görüşlerimizi daha önce paylaşmıştık. Bugün, kısa vadeli bir bakışla, önümüzdeki 12 ayda nasıl bir Türkiye ekonomisi görebileceğimiz hakkındaki fikirlerimizi de paylaşmak istiyorum. Gerek ekonomi yazarlarının, gerekse ekonomi uzman ve akademisyenlerinin TV programlarından harmanladığım gelişmeleri, özet olarak sunmak istiyorum. Zamanı 12 ayla kısıtlamamın nedeni; Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda sonuçlansa bile, 9 ay sonra Yerel Yönetimler seçimlerin yapılacağı ve iktidarda kim olursa, aklının bir köşesinde, hep yeni bir seçmen tercihinin beklendiği olacaktır. Ekonomiyi uzun vadede doğru bir kanala yönlendirmek için gereken yapısal önlemlerin ancak, 2019 Nisan ayından sonra alınacağını beklemekteyim. Dolayısıyla 24 Haziran seçimlerinden sonra alınacak kararlar, acı reçete olmaktan ziyade, günü kurtarmaya ve zaman kazanmaya yönelik olacaktır.

Türkiye’de ekonominin temel sorunlarını bugün için; işsizlik, TL’nin değeri, cari açık, enflasyon ve bütçe açığı olarak tanımlamak mümkündür. Başka temel bir sorun olan sürdürülebilir yüksek oranlı ekonomik büyüme, uzun vadeli karakteri dolayısıyla bu yazının kapsamı dışındadır.

2018 Şubat ayı için %10,6 olarak paylaşılan işsizlik oranı, her ne kadar artan turizm ve devletin muhtemel işe alımları sonucu bir miktar azalsa da, 2019 Nisan ayına kadar %10’un altına düşmesi beklenmemelidir. Özel sektör özellikle 24 Haziran sonuçlarında bir yöne kesin bir sonuç çıkmadıkça, istihdamı arttıracak yatırımları gerçekleştirmekten sakınacaktır. Mayıs ayındaki TL’nin aşırı değer kaybı yatırım isteklerini frenleyen başka bir faktör olacaktır. Ancak ekonomik karar vericiler bu konuda bir sonraki seçimleri de düşünerek yapabileceklerinin en fazlasını gerçekleştireceklerdir. Yine de işsizliğin yansıra iş gücüne katılımda(%52,2), istihdam oranında(%46,6), kadınların iş gücüne katılımında(%36) ve genç işsizlikte(%19) radikal olumlu değişiklikler beklenmemelidir.

Cari açık, bir ihtimal, Mayıs 2018’de GSYH’nın %7’sına kadar gelmiştir(Mart 2018, 55,4 Milyar USD, %6,5). Bir önlem alınmaması halinde, açığın önümüzdeki 12 ayda,GSYH’nın %10’u civarına gelmesi beklenebilir. İşin kötüsü, doğrudan yurt dışı yatırımlar da gelmeyip, yabancı fonlar ABD ve diğer ülkelerdeki daha risksiz görünen yüksek faiz veren portföy yatırımlarına yöneldikçe cari açığı rezervlerden finanse etmek durumunda kalınmaktadır. TCMB’nın net rezervleri ise 1 aylık ithalatı ancak karşılayabilecek düzeydedir(10 Mayıs’da sona eren haftada 30,3 Milyar USD kadar). Dolayısıyla burada kısa vadede önlem alınacaktır. Devletin başta altın olmak üzere ithalatını kısıtlaması, yurt dışına turistik çıkışlara bir sınırlama getirmesi, turizm gelirlerini arttırıcı teşviklere ağırlık vermesi, tasarrufu arttırıcı, lüks tüketim ithalatını sınırlayıcı, yerel enerji kaynaklarına ağırlık verecek tedbirlere baş vurması beklenebilir. Bunlar geniş seçmen kitlelerini rahatsız etmeyecek önlemlerdir ve bir rahatsızlık vermemesi için de, gereken sınırda durulacaktır. Bir miktar ithalatın da TL ile gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. TL’ni aşırı değer kaybı da, ithalatı sınırlayıcı bir rol oynayacaktır.

TL’nin değeri, kimi ekonomistlerin hesaplamalarına göre Mayıs 2018’de 2001’deki değerlerine yakın yerlere kadar düşmüştür. Yılbaşından bu yana TL’nin değer kaybı %23-24 civarındadır. Bu gelişmede elbette cari açığın da yükselmesinin de payı önemlidir. Türkiye’nin CDS’leri(risk primi) son 6 ayda %60’den fazla artarak 290’lı seviyelere gelmiştir(23 Mayıs). TCMB ister istemez en geç 24 Haziran’dan sonra ama belki daha da önce piyasaya sağladığı fonlamayı azaltacak, faizleri önemli bir oranda yukarı çekecektir. Ancak kendince kilit sektörlerde faizlerde(bugün inşaatta olduğu gibi) sübvansiyon uygulamaya devam edecektir. Faizlerin artmaması halinde TL’nin değer kaybını tutmak kanımca mümkün olmayacaktır. Artan faizler ekonominin seçimden sonra yavaşlamasına ve cari açığında düşecek tüketimle azalmasına neden olacaktır.

Enflasyon maalesef yüksek kalacak, kanımca %12-15 bandına oturacaktır(TCMB Mayıs ayı son beklenti anketine göre 12 aylık enflasyon beklentisi %11,07). Ekonominin karar vericileri Mart 2019 seçimlerine kadar geniş halk kitlelerini mağdur etmemek için, emeklilik, asgari ücret, memur, ürün destek, ürün alım fiyatları vs. zamları enflasyon rakamlarının da üstünde gerçekleştirerek seçmene hoş görünmeye çalışacak, ancak bu gelişmeler de enflasyonu arttırıcı bir etkide bulunacaktır. Bu arada sağlık hizmetleri, şehir içi ulaşım, hatta akaryakıt fiyatları bile bir şekilde enflasyonun altında tutulmaya gayret edilerek sıkıntılar sınırlanmaya çalışılacaktır. Ancak, kurdaki hızlı artışlar, enflasyonu bir kere körüklemiş olacaktır.

Tüm bu gelişmeler, verilen sübvansiyonlar, bütçe açıklarını ister istemez arttırıcı bir etki oluşturacaktır. 2019’un ilk çeyreğin bütçe açığının GSYH’nın %3’ü civarına gelmesi(2017 sonu %1,9) şaşırtıcı olmaz. Artan bütçe açığı devletin daha fazla piyasadan borçlanmasına, bu gelişme de faizlerin biraz daha artmasına ve sonuçta ekonominin biraz daha yavaşlamasına neden olacaktır.

Önümüzdeki 12 ayda jeopolitik gelişmeler ve dış ilişkiler, yukarda çizilen tablonun ne ölçüde gerçekleşeceğini önemli ölçüde belirleyecektir. Suriye politikasındaki muhtemel sıkıntılar, İran/ABD ile ticaret, papaz Branson, Fetö, muhtemel Halk Bankası davası, AB ilişkileri, FED faiz politikası vs. Türkiye ekonomisinin gidişatını önemli ölçüde belirleyici faktörler olacaktır. Dışarının parasına muhtaç iseniz, dışarıyla bir yere kadar uyumlu olmanız gerekmektedir.

Gerek önümüzdeki 12 ay, gerek sonrası, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayanlar için zor bir dönem olacaktır. Yeter ki seçimlerden sonra “tufan” olmasın.

SON SÖZ :’’EN KARANLIK GECE BİLE SONA ERER ve GÜNEŞ TEKRAR DOĞAR.’’