*Bir yandan ‘’ERGENEKON’’ denilerek, büyük bir çoğunluğunun tek suçu; ‘’ATATÜRK’Ü SEVMEK’’ olan insanların sabaha karşı evlerinden alınarak, hapse atılmaları…
*Bir yandan araba yakıp, polise taş atarak gelişen, bayrak açmalar, yürüyüşler, etnik kalkışmalar…
Hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusunun artık ortadan kalktığını görürsünüz…
Pavlov’un köpekleri gibi, ağır travmalarla bizim şartlı reflekslerimiz(Milli duygularımız ve tepkilerimiz Kırılıyor.)
Emperyalistler sinsi savaşlarında psikoloji bilimini kullanırlar..
Mesela, Ermenilerle Türkler arasında ulusal bir düşmanlık mı var, orada psikiyatris Vamık Volkan girer devreye… Ve bu düşmanlığın kökenlerini inceler.
Hasta Adam ve “Düşene Bir Tekme de Denden” Kültürü.
“Sevmek söz söylemek değil, bütün zor şartlara rağmen, sahip çıkmaktır. ”
Neşet Ertaş’tan o günün şartlarında, toplumsal refleksler ve Türk milletinin içine sürüklendiği girdaba dair bir değerlendirme.
Mevcut iktidarın yolsuzluklardan hukuksuzluklara, devlet düzenini yerle bir edip keyfi tek adam rejimini inşa ettiği bu günlerde, iktidarın zulmüne uğramış kesimlerin dışındaki geniş halk kitlelerinin, olaya sessiz kalmaları, bir noktada destek olmaları millet adına ümit kırıcı.
Pek çok insan, bu kadar savrulduktan sonra, bu milletin bir daha kendini toparlayabileceğine inanmıyor. Öngörülebilir bir zaman diliminde, ülkede hayatın normale döneceğine dair inancını yitirmiş insanlar da az değil.
Hatta, konuyu bir adım öteye taşıyarak, bugün yaşananları gördükten sonra, bu milletin 1915’te Ermenilere soykırım da yapmış olabileceğini dile getirenler var.
Ülkede her geçen günün bir öncekinden daha karanlık olduğu bir dönem yaşıyoruz ve karamsar olmamak zor.
Milletin bir daha bir araya gelemeyecek şekilde parçalara ayrıldığını düşünenler de var, mevcut iktidarın uzun süre iktidarda kalacağını da…
Mevcut şartları dikkate alınca, tünelin ucunda ışık görmek de zor bir açıdan.
Bütün bu olumsuz şartlara rağmen, enseyi karartmamak lazım.
Tarih tekerrürden ibarettir cümlesini, sadece tarihte yaşanmış olumsuz olayların bizim de başımıza gelmesi şeklinde düşünmek, karamsar ve eksik bir yorum olur.
Tarih kötü ve iyi olaylarıyla tekerrür eder. Yaşanan her şey kötü değil, iyi de değil…Sabırlı olmak, demokratik kurallar içinde kalmak şartıyla, sakin bir şekilde, seçimi beklemek lazım.
Dünya tarihinde bir şiddet ve zulüm dönemi bitmeyecek olsaydı, Cengiz hanın dönemi bitmez olurdu.
Bazı tarihçilere göre, sadece İran’da Cengiz han ordularının katlettikleri ve açlık sonrası, nüfus 2.5 milyondan 250 bine inmişti…
Moğolların sebep olduğu tahmini ölüm; 40 milyon civarı.
Cengiz Han’ın yaşadığı dönemdeki dünya nüfusunun 350-400 milyon olduğu düşünülürse, sebep olduğu hasarın korkunçluğu daha iyi anlaşılabilir.
Tarihin en kanlı savaşı olan, 2. Dünya Savaşı’nda dahi hayatını kaybedenlerin sayısının dünya nüfusuna oranı sadece yüzde 2 idi.
Cengiz Han’ın sebep olduğu kültürel, demografik ve çevresel zararları tarif etmek bile zor.
Bağdat kütüphanesinden Fırat nehrine döktürdüğü kitapların, mürekkepleri nedeniyle, nehrin günlerce siyah renkte aktığına dair rivayetler, belki fikir verebilir.
Cengiz Han’ın bütün yaptıkları ve o dönem için muadili olmayan askeri gücüne rağmen, gün gelmiş, kendi iktidarı ve daha sonra kurduğu devlet yok olup gitmiştir…
Bugün bile tüyler ürperten katliamların baş kahramanı olarak, tarih çöplüğünde yerini almıştır.
Dolayısıyla, bugün Türkiye’de zulüm ve hukuksuzluk üstüne kurulan tek adam rejimi de bir gün kurucularının üzerine yıkılarak sahneden çekilecektir. Ne diyor ecdadımız, Fatih Sultan Mehmet, ‘’ Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür, adaleti öldüğü gün devlette ölür’’
Bu günküler ne Cengiz Han’ın askeri dehasına, ne ordularına ne de siyasi kabiliyetlerine sahipler.
Kaderlerini rejim ile birleştirmiş liyakatsizlik abidesi, küçük bir grup ve düşünme yeteneğini kaybetmiş, eli silahlı bir kitle dışında ellerinde bir şey yoktur.
Yarın devam edeceğiz..