5 OCAK-ÖZEL

Ekran başındaki izleyicilerin ilgiyle takip ettiği programda, modern çağın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan obezite, tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı. Sadece estetik kaygılarla değerlendirilen kilo problemlerinin, aslında sessiz bir sağlık tehdidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Özdoğan; obezitenin insülin direncinden diyabete, kalp hastalıklarından eklem rahatsızlıklarına, uyku apnesinden kansere kadar uzanan ciddi sonuçlarını anlattı. Obezitenin yalnızca fazla kilodan ibaret olmadığını vurgulayan Özdoğan, Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle yaşanan ölümlerin açlık kaynaklı ölümleri geçtiğine ilişkin tespitine de dikkat çekti.

ÖZDOĞAN: OBEZİTE, DÜNYANIN EN BÜYÜK HALK SAĞLIĞI SORUNLARINDAN BİRİ

Obezitenin son derece önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Dünya Sağlık Örgütü’nün dikkat çekici bir saptamasını paylaşarak şu değerlendirmelerde bulundu, “Obezite o kadar önemli bir sağlık sorunu ki Dünya Sağlık Örgütü’nün şöyle bir saptaması var; Dünyada obezite ve obezitenin yol açtığı hastalıklar nedeniyle ölen insan sayısı, açlık nedeniyle ölenleri geçmiş durumda. Obezite dünya genelinde gittikçe yayılıyor. Ülkemiz için de özellikle önemli çünkü biz Avrupa’da İngiltere ve Malta ile yarışıyoruz. Obezite oranında bir yıl onlar, bir yıl biz birinci oluyoruz. Türkiye’de kadınlarda ve erkeklerde ortalama yüzde 30-35 civarında obez insan olduğu tahmin ediliyor.”

OBEZİTENİN YOL AÇTIĞI HASTALIKLARIN LİSTESİ KABARIK

Obezitenin vücutta çok sayıda sağlık sorununa zemin hazırladığını anlatan Özdoğan, bu hastalığın yalnızca kilo artışı olarak değerlendirilmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirtti.

Özdoğan, obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarını şöyle sıraladı: “Obezitenin sağlıkta yol açtığı o kadar çok sorun var ki... Başlangıçta insülin direnci, metabolik sendrom, hipertansiyon, diyabet, karaciğer yağlanması gibi pek çok metabolik hastalıkla beraber; kalp yetmezliği, kalp krizi riskinde artış, vasküler yani damarsal problemlerle felç riskinde artış, ortopedik problemlerde artış söz konusu. Çok az konuşulan hayati sorunlardan bir tanesi de kanser riskinde ciddi bir artışa yol açması. Her iki cinsiyette de kalın bağırsak ve mide kanseri; kadınlarda özellikle meme, yumurtalık ve uterus kanserleri, erkeklerde ise prostat kanserinde obezitenin ciddi bir rolü olduğunu biliyoruz. Hatta Dünya Sağlık Örgütü, 2050’li yıllarda meme kanserlerinin neredeyse yarısının obez kadınlarda oluşacağını söylüyor. Obezite çok önemli bir sağlık problemi. Sadece aynaya bakıp kilo almaktan ibaret değildir obezite.”

Doç. Dr. Ergül Halisçelik "Kamu Hizmetleri Ve Toplumsal Refah Ne Olacak?"
Doç. Dr. Ergül Halisçelik "Kamu Hizmetleri Ve Toplumsal Refah Ne Olacak?"
İçeriği Görüntüle

OBEZİTE KANSER RİSKİNİ NASIL ARTIRIYOR?

Programın dikkat çeken başlıklarından biri de obezite ile kanser arasındaki ilişki oldu. Yağ dokusunun yalnızca enerji depolayan bir yapı olmadığını, vücutta inflamasyonu tetikleyen çeşitli moleküllerin salgılanmasına da neden olduğunu belirten Özdoğan, bu sürecin kanser riskini artırabildiğini ifade etti. Özdoğan, konuyla ilgili şu bilgileri verdi, “Yağ hücrelerinden kaynaklanan bir takım yağ asidi dediğimiz ve başka bazı inflamatuar, vücutta kronik inflamasyonu uyaran moleküller salgılanıyor. Onlar çeşitli hücrelerde ve dokularda genetik değişikliklere yol açıyor. Kanser riskini net bir şekilde artırıyorlar. Çok ayrıntıları var ama gerçekten ciddiye alınması gereken çok önemli bir konu bu. Obezite-kanser arasındaki ilişki, çok da konuşulmayan bir konu. Ama en çok konuşulan tabii ki metabolik sendrom, diyabet ve hipertansiyondur. Dünyada 450-500 milyon civarında Tip 2 diyabet hastası olduğu söyleniyor. Bunların yüzde 90'ı obez. Yani obeziteyi ortadan kaldırsanız, Tip 2 diyabetlerin yüzde 90'ını ortadan kaldıracak bir durum ortaya çıkıyor.”

UYKU APNESİ VE AKCİĞER PROBLEMLERİNE DE DİKKAT!

Obezitenin solunum sistemi üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Özdoğan, özellikle uyku apnesinin önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Özdoğan, “Obezitenin uyku apnesiyle ilgili sağlık sorunları oluşturduğu da gözlemleniyor ve bu son derece önemli. Her uyku apnesi hastası obez değildir ama obez hastaların önemli bir kısmında uyku apnesi vardır. Akciğer problemleri, kronik akciğer hastalıkları görülebilir. Kalp yetmezliği ve akciğer problemleri, bu hastalarda çok sık gördüğümüz sorunlardır” ifadelerini kullandı.

OBEZİTENİN TEDAVİSİ NASIL OLMALI?

Obeziteyle mücadelede en önemli yaklaşımın hastalığın ortaya çıkmasını önlemek olduğunu belirten Özdoğan, tedavinin kişinin kilo durumuna, genel sağlık tablosuna ve obeziteye eşlik eden hastalıklara göre planlanması gerektiğini söyledi. Özdoğan, tedavi yöntemlerini ve obezitenin ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri şöyle anlattı, “Obezite tedavisinde en iyi çözüm aslında obez olmamak. Ama ne yazık ki az önce de bahsettiğimiz gibi yüzde 35’lik bir Türkiye gerçeği var ortada .Bu durum hem genetik özellikler hem bölgesel yeme içme alışkanlıkları, sosyal özellikler, egzersiz yapma veya yapmama gibi toplumsal özelliklerle ilgili. Örneğin Fransa’ya gittiğiniz zaman Fransız vatandaşlarında obez olanların genellikle Kuzey Afrika kökenli Fransızlar olduğunu görüyorsunuz. Çünkü diğer orijinal Fransızlar daha çok bisiklete biniyor, spor yapıyor, öğünleri küçük. Bunun gibi kültürel özellikler devrede. Ama işin içine genetik ve biyolojik faktörler de giriyor. Özellikle bizim bölgemizde maalesef obez olmamak biraz zor açıkçası. Tabii sosyal, davranışsal ve kültürel özelliklerin çok etkilediği bir hastalık obezite. Tedavisi nedir dediniz. Öncelikle obez olmamak, sağlıklı beslenmek, dengeli beslenmek, günlük egzersiz ve hareketli bir yaşam çok önemli.”

VÜCUT KİTLE İNDEKSİ TEDAVİDE BELİRLEYİCİ

Obezitenin sınıflandırılmasında vücut kitle indeksinin önemli bir ölçüt olduğunu ifade eden Özdoğan, tedavi yönteminin belirlenmesinde bu değerin ve hastada obeziteye bağlı başka bir rahatsızlığın bulunup bulunmadığının dikkate alındığını belirtti. Özdoğan, vücut kitle indeksinin hesaplanmasını ve sınıflandırılmasını şöyle açıkladı, “Şimdi obeziteyi sınıflandırıyoruz. Bunu sınıflandırmada da kullandığımız önemli bir kavram var: Vücut kitle indeksi. İnsanın boyunu alıyoruz, karesini alıyoruz. Sonra vücut ağırlığını boyun karesine bölüyoruz. Bir vücut kitle indeksi rakamı elde ediyoruz. Normali 20 ile 25 arasında. 25'i geçtikten sonra 30'a kadar obez demiyoruz, kilolu kısmında değerlendiriyoruz. 30'un üstü obez olarak kabul ediliyor. Onu da üçe bölüyoruz. 30-35 birinci derece obezitedir. 35'in üstü morbid obezitedir. Yani hastalığa yol açabilecek, sağlığı bozacak obezitedir. 40'ın üstü ise ciddi morbid obezitedir. Obezitenin tedavisi, bu sınıflandırmada nerede olduğumuza ve obeziteyle ilişkili bir hastalığın olup olmamasına göre değişiyor.”

MORBİD OBEZİTEDE CERRAHİ TEDAVİ ÖNE ÇIKIYOR

Obezite cerrahisinin özellikle ileri derecede obezite yaşayan ve diğer yöntemlerle kilo veremeyen hastalarda önemli bir tedavi seçeneği olduğunu belirten Prof. Dr. Özdoğan, uluslararası bilimsel kriterlere dikkat çekti. Özdoğan, “Bilimsel olarak tüm dünyada uygulanan kriterlere baktığımız zaman, vücut kitle indeksi 40'ın üzerinde olan hastalarda, kişi diyet, egzersiz ve gerekli programlarla kilo veremiyorsa tüm dünyada bu hastalar cerrahiye yönlendiriliyor. Çünkü bu hastaların kendi başına ya da diğer yöntemlerle kilo verebilme şansı yüzde 3-4 civarında. Yani hastaların yüzde 96'sı kilo veremiyor” dedi.

MİDE BALONU VE ZAYIFLAMA İĞNELERİ

Obezite tedavisinde cerrahi dışında farklı yöntemlerin de bulunduğunu hatırlatan Özdoğan, mide balonunun özellikle başlangıç düzeyindeki obezite vakalarında tercih edilebildiğini söyledi. Son yıllarda büyük ilgi gören zayıflama iğnelerine de geniş yer ayıran Özdoğan, bu ilaçların dünyada çok yaygınlaştığını, ancak Türkiye'de kontrolsüz kullanımın ciddi bir sorun oluşturduğunu vurguladı. Özdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu, “Bunun dışında farklı yöntemler de var. Mesela mide balonu var. Son dönemde kullanılması azalmakla beraber hâlâ birinci derece obezlerde, yani kilolu ve yeni başlangıçlı obezitede ve eşlik eden hastalığı olmayanlarda kullanılabilen bir yöntem mide balonu. Son 3-4 yılda çok fazla konuşulmaya başlayan zayıflama iğneleri var. Zayıflama iğneleri gerçekten dünyada patladı. Bir örnek vereceğim. Amerika Birleşik Devletleri 350 milyonluk bir ülke. Erişkin nüfus dediğiniz zaman 200-250 milyon. Bunun yüzde 16'sı hayatı boyunca bir kez bu iğneleri kullanmış. Düşünebiliyor musunuz? Yani 35-40 milyon insan Amerika'da bu iğneleri kullanmış. Türkiye'de de çok yaygın ve bazen yanlış kullanılıyor. Ne yazık ki kontrolsüz kullanılıyor. Türkiye'de ben size reçete yazmadan antibiyotik alamazsınız eczaneden. Ama gidip zayıflama iğnesi alabiliyorsunuz. Çok kontrolsüz kullanıldığına şahit oluyoruz.”

ZAYIFLAMA İĞNELERİ NASIL ETKİ GÖSTERİYOR?

Zayıflama iğnelerinin başlangıçta diyabet hastalarının tedavisi amacıyla geliştirildiğini anlatan Özdoğan, bu ilaçların etki mekanizmasını da ayrıntılarıyla açıkladı. “Zayıflama iğneleri çok önemli bir gelişme oldu. Bu iğneler aslında başlangıçta diyabet hastalarında, şeker hastalarında kullanılmak üzere dizayn edildi. Bu iğnelerin mekanizması şu: Bizim bağırsaklarımızdan salgılanan GLP-1 adında bir madde vardır ve bu madde pankreasın insülin salgılamasını sağlar. Bu iğneler aslında GLP-1'in etkisini taklit ediyor. GLP-1'i dışarıdan veriyorsunuz. Böylece pankreasın insülin salgılamasını sağlıyorsunuz, diyabeti düzeltiyorsunuz. Bakıldı ki süreç içerisinde bu iğneleri alan diyabet hastaları bile zayıflıyor. O zaman 'Acaba bunu zayıflama ilacı olarak kullanabilir miyiz?' diye düşünüldü. Şimdi sadece o amaçla geliştirilen iğneler, hatta tabletler çıktı. Türkiye'de henüz tablet yok ama Amerika'da onay aldı. Avrupa'da bazı ülkelerde onay aldı. Türkiye'ye de yakında gelecektir.”

HER OBEZİTE HASTASI ZAYIFLAMA İĞNESİ KULLANMAMALI

Zayıflama iğnelerinin her hastada aynı sonucu vermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, özellikle ileri derecede obezitesi bulunan kişilerin bu ilaçlardan beklenen ölçüde yarar göremeyebileceğini belirtti. İlaçların kullanımında doğru hasta seçiminin ve hekim kontrolünün önemini vurgulayan Özdoğan, şöyle konuştu, “Evet, bunun bir yeri var. Kimde yeri var bunun? Vücut ağırlığı, daha doğrusu vücut kitle indeksi çok yüksek olmayan hastalarda. Örneğin vücut kitle indeksi 40'ın üzerinde olan bir hastada bu iğneler işe yaramıyor. Neden işe yaramıyor? Çünkü bütün bilimsel çalışmalar gösteriyor ki obezite iğneleri, sizin vücut ağırlığınızın yüzde 10, 15, maksimum yüzde 20'sine kadar olan kısmını vermenizi sağlıyor. Birincisi bu. Yani şimdi 150 kilo bir insan yüzde 10 kilo kaybetti. 15 kilo verdi, 135'e düştü. Obeziteden kurtulmuş olmuyor. Ama fazla kilonuz 8, 10, 12 kilo civarındaysa tabii bu iğnelerden fayda görebilirsiniz. Şeker hastalarından bahsetmiyorum. Sadece şeker hastası olmayan obezite hastalarından bahsediyorum. Birincisi, hafif kilolu ya da yeni başlangıçta obezite hastalarında kullanılabilir. Kiminle kullanacağımızı iyi seçmek lazım. Mutlaka doktor kontrolünde kullanmak lazım ve mutlaka diyetisyen kontrolüne devam etmek gerekiyor.”

KONTROLSÜZ ZAYIFLAMA İĞNESİ KULLANIMI CİDDİ RİSK TAŞIYOR

Zayıflama iğnelerinin bazı yan etkilerinin bulunduğunu ve bu nedenle gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Özdoğan, özellikle pankreas, safra kesesi, karaciğer ve görme sistemi üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti. Özdoğan, ilaçların yan etkilerini şöyle anlattı, “Çünkü bu iğnelerin bazı yan etkileri var. Pankreatit yapabiliyor. Safra kesesinde taş oluşma riskini ve safra kesesi iltihabı riskini artırabiliyor. Karaciğerde bazı problemlere yol açabiliyor. Nadir ama birkaç kere gazetelere çıktı. Görme problemlerine, optik sinir problemlerine yol açabiliyor. Bazı nadir tiroid kanserlerinin aşırı yayılmasına yol açabiliyor. Nadir yine bunlar ama bu iğnelerin yan etkileri var. O yüzden şu çok büyük bir yanlış: 'Benim komşum kullanmış, ben de eczaneden aldım, vurdum. Oh, ayda da 3-4 kilo veriyorum.' Bu çok yanlış bir şey. Mutlaka doktor kontrolünde yapılmalı.”

OBEZİTE CERRAHİSİ SONRASI HASTALARIN YÜZDE 95'İ MUTLU

Obezite cerrahisinin hastaların yaşam kalitesinde önemli değişiklikler meydana getirdiğini belirten Prof. Dr. Özdoğan, ameliyat sonrasında hastaların büyük bölümünün hem sağlık hem de sosyal yaşam açısından ciddi kazanımlar elde ettiğini söyledi. Özdoğan, cerrahi tedavinin sonuçlarını şu sözlerle anlattı, “Hastalarımızın yüzde 95'ine baktığım zaman mutlu bir yaşam bekliyor. Bir defa çünkü hayat kaliteleri ve konforları çok artıyor. Obezitenin yol açtığı hastalıklardan, örneğin tansiyon ilacı kullananlarda çok net gözlemlediğimiz gibi, hasta daha kilo vermeden, daha birkaç hafta içerisinde tansiyon ilacından kurtuluyor. Şeker hastası olanların önemli bir kısmı birkaç ay içerisinde insülinden ve haplardan kurtuluyorlar. Bir defa çok daha konforlu bir hayat yaşamaya başlıyorlar. Nefes alabilmeye başlıyorlar. Daha rahat ayakkabısını bağlayabilmeye başlıyorlar. Evet, ayakkabısını bağlayamayan hastalar var. Rahat dolaşabilmeye başlıyorlar. Sosyal anlamda çok önemli bir şey. Tabii herkes aynaya baktığı zaman kendini zayıf ve güzel görmek ister. Böyle bir şey de var yani. Obezite cerrahisi sağlık için yapılan bir şey ama işin böyle bir tarafı da var, bunu kabul etmek lazım. Gardırobunu değiştiriyor insanlar. Sosyal olarak daha aktif hale geliyorlar. Daha mutlu oluyorlar. Yüzde 95 için geçerli bu.”

OBEZİTE CERRAHİSİNDE AMELİYAT SONRASI TAKİP ŞART

Obezite cerrahisinin yalnızca ameliyatla sınırlı bir tedavi olmadığının altını çizen Özdoğan, hastaların ameliyat sonrasında düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle ilk 10-12 aylık sürecin önemine işaret eden Özdoğan, kendi uyguladığı takip programını da anlattı, “Obezite cerrahisi, bir doktorun yapıp arkasını döndüğü bir ameliyat değildir. Hiçbir zaman olmamalıdır. Yani doktor, obezite cerrahisi yaptığı hastayı mutlaka takip etmelidir. Kontrole devam etmelidir. Diyetisyen ekibiyle takip etmelidir. Neden? Çünkü obezite cerrahisinden sonra kilo verme süreci aşağı yukarı 10-12 ay kadar devam ediyor. Büyük çoğunluğu ilk 3-4 ayda ama süreç 10-12 ay kadar devam ediyor. Bizim uygulamamız şöyle: Ben hastalarımı mutlaka 3. ay, 6. ay ve 12. ayda gerekli vitamin ve kan tahlilleriyle beraber görüyorum. Diyetisyenimiz bu hastaları 3 ile 6 ay arasında takip ediyor. Çünkü o başlangıçtaki adaptasyon dönemi, o yeni yeme tarzına uyum süreci çok önemli.”

AMELİYAT SONRASI BESLENME ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞMELİ

Cerrahi sonrasında hastaların beslenme düzeninin yeniden şekillendiğini belirten Özdoğan, burada önemli olanın yasaklardan çok doğru miktarda ve doğru içerikte beslenmeyi öğrenmek olduğunu ifade etti. Özdoğan, beslenme alışkanlıklarındaki değişimi örneklerle şöyle anlattı, “Diyet edemiyorum, dikkatinizi çekmek isterim; yeni yeme tarzına adapte olmak gerekiyor. Baklava yiyebilir bir insan. Şeker hastası değilse o beslenmeli. Bir tane baklava yiyebilecektir. İkincisini yiyemeyecektir, canı istemeyecektir zaten. Çünkü midesi küçüldüğü için. Ama örneğin ağızda eriyen tatlılara dikkat etmek zorunda. Mesela haftada bir tane çikolata yiyebilir ama her gün bir paket çikolatayı damağında eriterek emmemelidir. Şekerli içeceklerden uzak durmalıdır. Az karbonhidratlı, bol proteinli beslenmelidir. Neden bol proteinli? Çünkü çok az yiyebilecek. Yeme hakkı çok az. O yüzden günde üç kere değil, beş kere, altı kere beslenecek ve bol proteinli beslenecek. Bunun gibi yeme içme tarzındaki değişikliklere adapte olana kadar hastayı mutlaka diyetisyenin takip etmesi gerekiyor. Biz de ilk bir yıl rutin olarak hastalarımızı düzenli kontroller açarak takip ediyoruz.”

ÖZDOĞAN’DAN ÇARPICI MESAJ: OBEZİTENİN EN İYİ ÇÖZÜMÜ OBEZİTE OLMAMAK!

Programın sonunda obeziteyle mücadelenin en etkili yolunun hastalık ortaya çıkmadan önlem almak olduğunu bir kez daha vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Dünya Sağlık Örgütü'nün açlık ve obezite kaynaklı ölümlere ilişkin açıklamasının kendisini derinden üzdüğünü dile getirdi. Özdoğan, programın ana mesajını şu sözlerle tamamladı, “Başta da söylediğim gibi; obezitenin en iyi çözümü obezite olmamak. Obezite hastası olmamak. Dünya Sağlık Örgütü'nün açlıktan ölenlerden daha fazla obezite ölüm oranı olduğunu açıklaması da hakikaten programda önemli noktalardan biridir. Çok üzüldüm ben buna.” 5 Ocak TV ekranlarında gerçekleşen programda Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ın açıklamaları, obezitenin yalnızca bireysel görünüm ve kilo meselesi olmadığını; toplum sağlığını, yaşam kalitesini ve hayati organları doğrudan ilgilendiren ciddi bir hastalık olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Programın tamamını youtube.com/5ocaktv’den izleyebilirsiniz

Kaynak: Haber Merkezi