Ali Özgentürk’ün Ardından: Aşkla Bağlı Olduğu Kentine Gönülden Barışamadı
Uzun yıllar bölge temsilciliği yaptığı kentte, Özgentürk’ün yaşamı boyunca Adana ile kurduğu çetrefilli bağa tanıklık eden Apaydın, satırlarında hem kişisel hem de kentsel bir veda bıraktı.
“Söyleyeceklerini konuşamadan, yazdıklarını yayınlayamadan, Adana filmini çekemeden yaşamdan kopacak olması en büyük kuşkumdu” diyerek başlayan yazı, Özgentürk’ün hayallerinin peşinden koşarken yaşadığı hayal kırıklıklarını ve kentle arasındaki sevgi-nefret ilişkisini anlatıyor.
16 yaşındayken köylerinde tiyatro yapan Özgentürk, son 20-30 yıldaki Adana’nın haline üzülerek uzun süre memleketine gelmemişti. Ancak, 50. Sanat Yılı’nı smokin giyerek Seyhan Belediyesi’nde kutladığında yaşadığı mutluluğu gören Apaydın, onun içten bağlılığını şu sözlerle tarif ediyor:
“Bu gelişlerinin bir dakikasında bile ayrı kalmadan Adana’yı, Adanalılığı nasıl yaşadığına tanıklık ettim.”
Adana’ya bir film borcu vardı…
Özgentürk’ün en büyük arzusu, bir boksör kızın hikâyesi üzerinden kurguladığı Adana filmini hayata geçirmekti. Ancak, Altın Koza bütçesi kadar dahi olmayan bir destek sağlanamadı ve proje yıllar içinde rafa kalktı.
Yıllar önce Yeşilçam Sokak’taki ofisinden Adana Sinema Müzesi’ne gönderdiği sinema objeleri, bir kamyon dolusu hatıra hâlâ açılmamış kutularla bekliyordu. Dönemin belediye başkanına mektup yazıp iadesini istediğinde, bu hazinenin İstanbul’daki bir üniversiteye gittiğini yine Apaydın’ın kaleminden öğreniyoruz.
“Aşık olduğu kentine küsemiyordu ama gönülden barışık değildi” diyen Apaydın, Özgentürk’ün baba evine bir kütüphane kurma çabasının da sağlığında karşılık bulamadığını ifade ediyor.
Adana için düşünen, yazan ve çeken ama birçok hayali yarım kalan Ali Özgentürk, yalnızca Türk sinemasında değil, memleketinde de derin izler bıraktı.





