Ancak bir kez konuk olduğumuz dünyada, beşikten mezara kadar geçen sayılı nefes almalardan ibaret bir zaman dilimi, ömür. O durmadan mücadele sınav, sorun çözme süreci. Güçlülerin kazandığı, zayıfların silinip yok olduğu acımasız bir savaş. Devamlı hareket, değişim, araştırıp öğrenme, ibret ve ders almalar……

Her yok oluştan sonra yeni bir doğuş. Her son da, yeni bir başlangıç. Geçmiş sayılan eski, gelecek olan yarının bir başlangıcı. Geçmişle gelecek birbirinden ayrılmayan zamanın sonsuzluğu. Zaman mı akıp geçiyor, yoksa biz mi akıp gidiyoruz bilmiyorum?

Her yeni gün yeni bir başlangıç, yeni sorunlar ve de yeni ümitler. Yaşamdaki zor bilmece ve sorunları, herkes kendine göre çözme uğraşı içinde. Bunların üstesinden gelebilmek için pusulamız, rehberimiz, dengeli kuvvet, akıl-hikmet, sevgi ve güzellik olmalı. Ancak bu yolla sağlanır başarı, yakalanır mutluluk.

Los Angeles’teki bir tren istasyonunda bulunan güneş saatindeki “Görmek için vizyon, inanmak için güven, yapmak için cesaret şart” sözleri önemli bir yaşam ilkesi değil mi? İspanya’da Endülüs devrinden kalma çok eski Gırnata Üniversitesi’nin kapısındaki şu hitabe, özlü sözlerle dolu” Dünya 4 temel üstünde yükselir. Faziletli kişilerim ilmi, büyükleri adaleti, salihlerin duası, yiğitlerim cesareti”

Hedefler belirlenmeden, istekler olmadan yaşanamaz ki. Aksi halde, su üstünde yüzen saman parçaları gibi meçhule, mutsuzluğa sürüklenmek kaçınılmaz bir alın yazısı olur.

Yaşam savaşında kişilikler, yetenekler, imkanlar, gayretler, şanslar eşit değil. Bu yüzden, yaşam kumarını kazananlar da var, kaybedenler de. Mutluluk ve mutsuzluk için de, bu geçerli.

Sosyo-kültürel bir varlık olan insan, toplum içinde ve de ona uyum sağlayarak yaşamak zorunda. Çeşitli nedenlerle toplumdan kopan, dışlanan, yalnızlığa itilenler de var. Gerçekleşmesi mümkün olmayacak yersiz istek ve hevesler peşinde koşup bir türlü mutluluğu yakalamayanlar da.

Gençlikte hedef başarmak, isteklerine kavuşmak. İleri yaşlarda böyle değil.

İstekler azalıyor, sağlık problemleri göz açtırmıyor ve ölüm korkusu sarıyor. Yaşanan acı-tatlı olaylar, alınan dersler sonunda da filozof olma. Değişmez, kaçınılmaz akıbet, dünya denilen çok büyük bir tiyatro sahnesindeki tekrarı olmayan bir perdelik oyunun bitişi ve sahneyi terk ediş.

Önemli olan, erdemli, mutlu bir yaşam sürebilmek. Öldükten sonra da iyiliklerle, yapılan yararlı işlerle, kalıcı eserlerle anılabilmekte. Her ne kadar Bergson “Bugünkü uygarlığın iri bir vücudu, ama ufalmış bir ruhu var” dese de.