5 OCAK/ÖZEL

HABER: Sefa SAYGIDEĞER

Ersoy, özellikle Çukurova Bölgesi’nde narenciye üreticilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, üretimin sürdürülebilirliğini güvence altına alacak destek mekanizmalarının önemini vurguladı.

5 OCAK MEDYA’YI ZİYARET ETTİ

Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinden afet yönetimine kadar pek çok alanda önemli bir kapasiteye ulaştığını ifade eden Ersoy, güçlü devlet anlayışının yalnızca askerî ve teknolojik başarılarla değil, vatandaşının karşılaştığı güçlükler karşısında ortaya koyduğu iradeyle de anlam kazandığını belirtti. 5 Ocak Medya’ya nezaket ziyaretinde bulunan Ersoy, Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Sefa Saygıdeğer’e konuştu.

“SAVUNMAYA SANAYİNDE ULAŞILAN SEVİYE NELERİ BAŞARACAĞIMIZIN GÖSTERGESİDİR”

Ersoy, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Türkiye, sosyal devlet anlayışı bakımından dünyaya örnek olabilecek bir ülkedir. Yaşadığımız büyük depremlerde ve diğer afetlerde devletimizin bütün imkânlarını seferber ederek milletimizin yanında olması, bu anlayışın en somut göstergelerinden biridir. Bugün İHA ve SİHA teknolojileri başta olmak üzere savunma sanayiinde ulaştığımız seviye, Türkiye’nin millî kapasitesini, stratejik gücünü ve kendi imkânlarıyla neler başarabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak güçlü devlet olmanın bir diğer önemli boyutu da vatandaşını ekonomik ve sosyal riskler karşısında koruyabilmektir.”

Partisinin Adana İl Teşkilatının bir takım programlarına katılmak üzere Adana’ya gelen MHP Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy, 5 Ocak Medya Grubuna nezaket ziyaretinde bulundu. Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Sefa Saygıdeğer’e özel açıklamalarda bulunan Milletvekili Ersoy, Türkiye’nin sosyal devlet anlayışıyla önemli bir örnek teşkil ettiğini belirterek, değişen küresel şartlar karşısında üreticiyi koruyan, millî üretimi destekleyen ve ekonomik dayanıklılığı güçlendiren politikaların önemine dikkat çekti. Ersoy, özellikle Çukurova Bölgesi’nde narenciye üreticilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, üretimin sürdürülebilirliğini güvence altına alacak destek mekanizmalarının önemini vurguladı.

Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinden afet yönetimine kadar pek çok alanda önemli bir kapasiteye ulaştığını ifade eden Ersoy, güçlü devlet anlayışının yalnızca askerî ve teknolojik başarılarla değil, vatandaşının karşılaştığı güçlükler karşısında ortaya koyduğu iradeyle de anlam kazandığını belirtti.

Ersoy, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

ATO Başkanı Fatih İspir'den 29 Ekim Mesajı
ATO Başkanı Fatih İspir'den 29 Ekim Mesajı
İçeriği Görüntüle

“Türkiye, sosyal devlet anlayışı bakımından dünyaya örnek olabilecek bir ülkedir. Yaşadığımız büyük depremlerde ve diğer afetlerde devletimizin bütün imkânlarını seferber ederek milletimizin yanında olması, bu anlayışın en somut göstergelerinden biridir. Bugün İHA ve SİHA teknolojileri başta olmak üzere savunma sanayiinde ulaştığımız seviye, Türkiye’nin millî kapasitesini, stratejik gücünü ve kendi imkânlarıyla neler başarabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak güçlü devlet olmanın bir diğer önemli boyutu da vatandaşını ekonomik ve sosyal riskler karşısında koruyabilmektir.”

Önümüzdeki dönemde dünyada yaşanabilecek jeopolitik gelişmeler, bölgesel çatışmalar, iklim değişikliği ve ekonomik dalgalanmalar dikkate alındığında sosyal devlet anlayışının önemi daha da artacaktır. Türkiye, savunma sanayiinde ortaya koyduğu başarıyı ekonomik dayanıklılık, tarımsal üretim ve sosyal politikalar alanlarında da güçlendirerek sürdürmelidir.

“ÇUKUROVA’DAKİ ÜRETİCİMİZİN YAŞADIĞI GÜÇLÜKLER GÖZ ARDI EDİLEMEZ”

Adana, Mersin ve Hatay illerinin Türkiye’nin tarımsal üretimi ve ihracatı açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirten Ersoy, özellikle narenciye üreticilerinin Rusya ve Ukrayna pazarlarına yönelik ihracatta yaşanan aksamalardan olumsuz etkilendiğine dikkat çekti.

Karadeniz’de devam eden güvenlik sorunlarının deniz taşımacılığını güçleştirdiğini, alternatif güzergâhların ise nakliye maliyetlerini artırdığını ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:

  • Akdeniz İhracatçı Birlikleri verilerine göre Türkiye’nin 2025 yılı narenciye ihracatı, bir önceki yıla kıyasla yüzde 41 artarak yaklaşık 1 milyar 477 milyon dolara ulaşmıştır.

  • Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliğinin 2026 yılı Ocak–Eylül dönemindeki ihracatı ise yüzde 55 artışla 1,38 milyar doları aşmıştır.

  • Aynı dönemde Rusya Federasyonu’na gerçekleştirilen ihracat, yüzde 47 artarak 463,4 milyon dolara ulaşmıştır.

Bu rakamlar, bölgemizin tarımsal üretim gücünü ve söz konusu ihracat pazarlarının taşıdığı stratejik önemi açıkça ortaya koymaktadır. Ancak ihracatta elde edilen başarıların sürdürülebilir olması, üreticimizin emeğinin karşılığını alabilmesine bağlıdır.

Karadeniz’de yaşanan güvenlik sorunları nedeniyle deniz taşımacılığında ortaya çıkan güçlükler, alternatif güzergâhlara yönelme ihtiyacını artırmakta ve beraberinde ilave maliyetler getirmektedir. Yaş meyve ve sebzenin bozulabilir niteliği dikkate alındığında, taşımacılık sürelerinin uzaması yalnızca ihracatçımızı değil, doğrudan üreticimizi de etkilemektedir.

Bölgemizdeki üretici birliklerinden ve çiftçilerimizden tarafımıza iletilen sorunlar arasında ürünlerin zamanında ve hak ettiği değerden pazarlanamaması, artan nakliye giderleri ve tarımsal kredi borçlarının geri ödenmesinde yaşanan güçlükler öne çıkmaktadır.

Unutulmamalıdır ki tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Tarım, gıda güvenliğimizin, kırsal kalkınmamızın ve millî bağımsızlığımızın temel unsurlarından biridir. Üreticimizin yaşadığı her güçlük, uzun vadede ülkemizin üretim kapasitesini de ilgilendirmektedir.

“SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI, ÜRETİMİN DEVAMLILIĞINI DA GÜVENCE ALTINA ALMALIDIR”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 45’inci maddesinde devletin, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunun hükme bağlandığını hatırlatan Ersoy, olağanüstü şartlardan etkilenen üreticilere yönelik hedefli destek mekanizmalarının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ersoy, bölgedeki üretici birliklerinin taleplerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Rusya ve Ukrayna pazarlarına yönelik ihracat aksamalarından doğrudan etkilendiği tespit edilen üreticilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının, uygun koşullarla en az bir üretim dönemi ertelenmesine yönelik özel bir düzenleme değerlendirilmelidir.

Bu süreçte oluşabilecek ilave faiz yükünün Hazine tarafından kısmen veya tamamen karşılanması, çiftçimizin mevcut borç yükünün ağırlaşmasını önleyebilecek önemli bir tedbirdir.

Aynı şekilde, olağanüstü şartlar nedeniyle artan nakliye maliyetlerine yönelik geçici ve hedefli navlun desteği sağlanması da değerlendirilmelidir. Mersin Limanı’ndan St. Petersburg’a doğrudan deniz taşımacılığı imkânları ile alternatif lojistik güzergâhların geliştirilmesi, ihracatımızın sürekliliği açısından önem taşımaktadır.

İlgili bakanlıklarımızın ve kurumlarımızın koordinasyonunda, üretici birliklerinin de sürece dâhil edildiği bir çalışma yürütülmesi; yaşanan kayıpların tespit edilmesi ve ihtiyaç duyulan desteklerin doğru şekilde planlanması bakımından faydalı olacaktır.

Buradaki temel yaklaşımımız, üreticiyi yalnızca bugünün ekonomik güçlüklerinden korumak değil, yarının üretim kapasitesini de güvence altına almak olmalıdır. Çünkü bugün üretimden uzaklaşan bir çiftçimizin yeniden üretime dönmesi, kaybedilen bir üretim sezonunun telafi edilmesinden çok daha güç olabilir.”

“MİLLÎ GÜCÜMÜZÜN TEMİNATI, ÜRETEN VE DAYANIŞMA İÇİNDE OLAN BİR TÜRKİYE’DİR”

Türkiye’nin savunma sanayiinde elde ettiği başarıların millî irade, kararlılık ve uzun vadeli stratejik planlamanın sonucu olduğunu belirten Ersoy, benzer bir yaklaşımın tarımsal üretim ve ekonomik güvenlik alanlarında da sürdürülmesinin önemine işaret etti.

Ersoy, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Bugün kendi İHA’sını, SİHA’sını üreten, savunma teknolojilerinde dünyada söz sahibi olan bir Türkiye vardır. Bu büyük kazanımların yanında toprağını işleyen çiftçimizin, alın teriyle üretim yapan vatandaşımızın ve ekonomimize değer katan bütün kesimlerin korunması da millî gücümüzün ayrılmaz bir parçasıdır.

Güçlü bir Türkiye hedefi, yalnızca sınırlarını koruyan değil; üretimini sürdüren, ekonomik risklere karşı direnç geliştiren ve zor zamanlarda vatandaşına güven veren bir devlet anlayışıyla mümkündür.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak ülkemizin millî kazanımlarını korurken üreticilerimizin karşılaştığı sorunların çözümünü de önemsiyoruz. Çukurova’nın bereketli topraklarında üretimin devam etmesi, çiftçimizin emeğinin karşılığını alması ve tarımsal ihracatımızın güçlenmesi için gerekli adımların takipçisi olacağız.

Bizim anlayışımızda güçlü devlet, yalnızca büyük başarılar elde eden değil, o başarıların sağladığı imkânları milletinin refahına dönüştürebilen devlettir. Sosyal devlet ise yalnızca zor zamanlarda yaraları sarmakla değil, o yaraların derinleşmesini önleyecek tedbirleri zamanında almakla da yükümlüdür.

Türkiye’nin geleceği, millî teknolojideki ilerlememiz kadar toprağımızın bereketini korumamıza, üreticimizin gücünü artırmamıza ve toplumsal dayanışmamızı sürdürmemize bağlıdır.

Hedefimiz, her alanda güçlü, üretimde bağımsız, refahını milletinin bütün kesimlerine yansıtan ve sosyal devlet anlayışıyla dünyaya örnek olmaya devam eden bir Türkiye’dir.”

Kaynak: Haber Merkezi