Çıkarın , paranın ön planda olduğu, manevi değerlerin gitgide azaldığı , ruhların – kalplerin – vicdanların katılaştığı , paslandığı materyalist bir dünyada yaşıyoruz.

Sosyo - kültürel bir varlık olan insanlar da, robota döndüler. Oysa değerli bir duygu – düşünce varlığıdır insan.

Böylesi bir ortamda , barış – huzur – mutluluk bir hayalden öteye geçemez. Çünkü , bunu sağlayacak olan erdemli davranışların, toplumda alışkanlık haline gelmesidir.

Zaman zaman dalıyorum, eski günlere. Çok kimsede telefon , radyo , buzdolabı yoktu ama yardım , yakınlık , dostluk vardı. Bugün hemen her evde, her türlü alet var ama , o eski günlerin sıcaklığı , samimiyeti yok artık.

Para ilahlaşınca , varlık-çıkar için her yol kullanılınca , rüşvet , suiistimal önlenemeyince ,ne huzur kalır, ne de mutluluk. Hele, bir de toplumda güven duygusu yitirilmişşe.

İnançsız olduğu halde, inançlı gibi davranan riyakarlar, çıkarı için her kılığa girenler o kadar çoğaldı ki. Dürüstlükten , samimiyetten uzak olanlar, sözlerinden cayanlar , hainler var oldukça işimiz , bunların üstesinden gelmek çok zor görünüyor.

Öte yandan , az da olsa onurunu , vakarını , kutsal değerlerini her şeyin üstünde tutup , çıkarlarından vazgeçen erdemli insanlar da var.

Bir toplum ahlaki değerlerini koruyorsa , huzur- barış – mutluluk içinde yaşıyorsa, bundaki en büyük pay , şüphesiz erdemli kişilerin varlığıdır.

Kendilerine de , başkalarına da saygı gösteren böyle mümtaz kişiler , nefsinin tutkularına boyun eğmez ve de örnek bir yaşam sürerler.

İffet zırhını kuşanan , haya elbisesini giyen , edep perdesini örten , zarafeti – nezaketi elden bırakmayan , sözleri ve davranışlarıyla kimseyi incitmeyen bu yüce insanların çoğalması ,en içten dileğimdir. Çünkü , kurtuluşun çaresi ancak bunda.