Ramazan ayı şüphesiz ki, rahmet ve bereket ayıdır, arınma ve yenilenme ayıdır. Bu mübarek ayda, hem vücutça, hem de ruhça yenilenir, arınırız. Sabrın, tevekkülün, tahammülün, hoşgörünün, yardımlaşmanın, dayanışmanın, paylaşmanın, kuşatıcı ve kucaklayıcı olmanın, dini vecibelerin yerine getirilmesindeki, eksiksizliğin en güzel şeklinde yaşandığı aydır. Yapılacak hayır ve hasenatın daha bir başka anlam kazandığı, Ulvi duyguların tavan yaptığı bir aydır.

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, insanın nefsini kıran, hastalık, açlık ve ölüm için, (Eğer Allahüteâlâ bu üç felaketi vermeseydi, insanlar azar, kudururdu) buyuruyor:
İnsan; hastalık, deprem, kaza veya başka bir sebeple ölebilir. Ölüm herkesin peşindedir. Biz dünyanın peşindeyiz, o da bizim peşimizdedir. Nerede, ne zaman, ölüme nasıl yakalanacağımızı bilemeyiz. Bu yüzden, ölüm unutulmamalı, o gün mutlaka gelecek. İşte o ölüm gelmeden önce, ona hazırlıklı olmalı. Ölüme hazırlık, helal kazanıp helal yere harcamaya ve helal lokma yemeye dikkat etmekle olur. Haramın sonu ateştir. Çürük mal satışıyla, milleti aldatarak elde edilen parayı veya başka bir haksız kazancı, Allah kapıdan içeri sokmasın! O öyle bir çıkar ki, çıkarken de, beraberinde çok şey alıp götürür. O mikrobu içeri sokmamalı. Bir kimsenin, vücuduna ateş doldurması akıl kârı değildir. Peygamber efendimiz anlatıyor:
(Miraç da, sırt üstü yatan, karınları davul gibi şeffaf, içinde her türlü mahlûk olan insanlar gördüm. Kardeşim Cebrail’e, “Bunlar ne?” diye sordum. “Ya Resulallah, bunlar senin ümmetindendir” dedi. “Suçları ne?” dedim. “Onlar, helal haram demeden mal toplayıp, kazandığı paranın helal veya haram olduğunu düşünmeyenlerdir. İşte bu yedikleri haram, onların vücutlarında bu hale gelmiştir” dedi.)İnsan, kendisini başkasının yerine koyarak düşünmedikçe, onlara faydalı olamaz. Yani alıcının yerine kendimizi koymalıyız. Bu adam bunu nasıl öder, bu ürünün ona faydası nedir, nerede, nasıl kullanacak diye düşünmeliyiz. Parasını almadan önce duasını almalıyız. Allahüteâlânın huzuruna kul hakkıyla gitmemeli. Hayatta en korkulacak şey kul hakkıdır. Allahüteâlâ, kendisiyle aramızdaki suçlarımızı cezalandırır veya ihsanıyla affeder, o ayrıdır. Ama insanlar arasındaki kul haklarıyla ilgili hususlarda, adalet gözetilir. Kimsenin hakkı kimsede bırakılmaz. Yüce Allah’ın huzurundaki adalet, dünyadaki adalete benzemez. Orada iğneden ipliğe hesap sorulacaktır. Gizli bir şey kalmayacaktır. Onun için, ne kendimiz günaha girmeliyiz, ne de başkasını günaha sokmalıyız. Alışverişten sonra da helalleşmeli, yoksa çok sıkıntı çekilir. Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini büyük bir zat yapan, bir köylünün duası olmuştur. Herkesten dua almaya çalışmalı, çünkü kimin duasının makbul olduğu belli olmaz. Din büyüklerimiz; ’Her geceyi Kadir bil, her geleni Hızır bil’ buyuruyorlar. O halde, herkesle iyi geçinmeli, gözüne, kaşına ve kıyafetine bakmadan, hürmette kusur etmemelidir. Hz. Mevlâna der ki: ’’Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun. Kusur örtmeyi marifet edin kendine, işte o zaman kusursuz olursun. Yüce Allah bizden kul hakkı ile karşısına gelmemizi istiyor.! Dinimizce yasaklanan ‘Haram ve Günah’ olan iş ve işlemlerden kaçınmalıyız.

SON SÖZ: ‘’ Cenab-ı Hak affedicidir ancak kul hakkına karışmaz.’’