İnsanın en temel ihtiyacı hiç kuşkusuz gıdadır. Diğer ihtiyaçlar ertelenebilir, hatta belirli ölçüde vazgeçilebilir. Örneğin elbiseyi, ayakkabıyı, arabayı bir sene daha kullan denilebilir, ancak aç bir insana karnını doyurma denilemez. Açlık çeken bir insanın akılcı düşünebildiği de söylenemez. Kısaca açlık hiçbir şeye benzemez. Çok şükür ki ülkemiz tarihi boyunca açlık çekmemiştir, inşallah bundan sonra da çekmeyecektir. Ne var ki ülkemizdeson yıllarda gıda fiyatları hepimizi rahatsız edecek şekilde yükselmektedir. Özellikle dar gelirli kesimin temel gıda ihtiyaçlarını satın almakta zorlandığı görülmektedir. Çok değil bundan kırk yıl önce “tarımda kendine yeten ülke” olmakla övünen Türkiye’nin bu duruma düşmesi üzücü olduğu kadar düşündürücüdür.
Siyasi iktidarın gıda fiyatlarındaki artışın “yapay olarak yaratıldığı” düşüncesi ile “tanzim satış” yapan kamu mağazaları ve satış alanlarını oluşturduğunu, özellikle temel gıdamaddelerini piyasa fiyatının altında satmaya çalıştığını hepimizin hatırladığını sanıyorum. İktidara yakın belediyeler ile sözü edilen organizasyonda görev alan kamu kuruluşlarının büyük ölçüde zarar etmesiyle bu uygulamanın terk edildiği her kesin bilgisi dahilindedir. Son olarak “gıda komitelerinin” oluşturulacağı, fiyatların sürekli izleneceği, yersiz fiyat artışlarının olması haline müdahele edileceği bilgisinin kamuya ilan edildiği bir süreç yaşanmıştır. Fiyat artışlarının ürkütücü boyuta ulaştığı göz önüne alınırsa değinilen önlemlerin bir işe yarmadığı ortadadır.
Polisiye tedbirlerin işe yaramadığı sonucundan gidilerek çözümün “yerli ve milli” üretimde olduğu gerçeğinin kabulünde olduğunu hatırlatmak istiyorum. Ülkemiz gerek doğum yoluyla gerekse dış göçler nedeniyle nüfus artan bir ülkedir. Bu paralelde gıda üretiminin de artması gerekir. Aksi takdirde gıda fiyatlarının artışının kaçınılmaz oluşu bir iktisat kanunudur. İthalat yoluyla fiyatların geçici düşürülmesi sorunun çözümüne katkı sağlamaz. Mutlak surette yerli üretimin ihtiyacı karşılayacak düzeye çıkarılması gerekir. Bunun için uzun süredir ihmal edilen tarım kesiminin tüm ihtiyaçlarının giderilerek, “tarımda kendine yeten ülke” sıfatının yeniden kazanılması hayati bir zorunluluk haline gelmiştir.
Saygılarımla,