Derler ki, gazetecilerin kulağı delik, burnu hassastır ve olup biten her şeyden haberi olur. Kamu oyundaki algı böyledir. Hemen akla şu soru gelebilir: Bu algı doğru mu? Bu matematik kuralları gibi, kesin bir yargı içermemekle birlikte % 95 oranında doğrudur diyebiliriz.
Elbette ki, her kesin bir uğraş alanı, her kesin bir mesleği var. Şüphesiz ki bu alan ve mesleklerden sorumlu olanlar, işinin gereğini yapmakla mükelleftir. Gazetecilikte bunlardan biridir. Ancak farklı bir meslektir.
Gelişmeleri, güncel olayları, devlet ve hükümet icraatlarını ve tüm dünyadaki gelişmeleri, yakından izlemek zorundadır. Günü ve anı, sıcağı sıcağına yaşamak, takip etmek, zorundadır. Bir Dr. Doktorluğuyla ilgilenir. Bir Avukat, bir mühendis vb. gibi diğer tüm mesleklerde hemen hemen aynıdır. Sadece, kültürel anlamda bazı gelişmelere ilgi duyar, ilgilenirler. İşte gazeteciyi farklı kılan budur. Bunun yanı sıra, gazeteciye bilgi ve belge yağar adeta…Ünlü, ünsüz, halktan, bürokrasiden herkesten ve her kesimden beslenir…
İşte bu bap tan olmak üzere; ekonomideki gelişmeleri yakından izleyen yetkin biri, gelişmeler hakkındaki görüşlerini dile getirince, bunu siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim…
‘’Ekonomik kriz, dalga, dalga gelip çarpmaya devam edecek!
1993, 1994 yılları olabilir. Tansu Çiller başbakan.
Türkiye,dolu dizgin o korkunç 2001 Krizi'ne doğru yol alıyor.
Çünkü, ekonomide yapısal sorunlar çözülemiyor, enflasyon canavarını besleyen kara delikler kapatılamıyor.
Bir gün sohbet sırasında yine bir türlü hız kesmeyen enflasyondan söz açılınca, Çiller'in şöyle dediğini hatırlıyorum:‘’Enflasyon canavarı, enflasyon canavarı... Tamam da, hiçbiriniz terörle mücadele dolayısıylaaskeri harcamaların nasıl arttığını yazmıyorsunuz.’’
Haksız sayılmazdı zamanın Başbakan'ı. Enflasyon kaynaklarından biri de hızla büyüyen askeri harcamalardı.
Evet, enflasyonu yenmek için bir yandan yapısal sorunları çözmek, diğer yandan da savaş değil barış yapmak gerekiyordu. Çünkü terörle mücadele, maddi yönden çok büyük askeri harcamaya vesile oluyordu.
Ama gel gör ki, 1990'lı yılların zayıf koalisyon hükümetleri, her iki dersten de sınıfta çaktı.
Böylece Türkiye'yi fena halde yoksullaştıran 2001 Krizi patladı. Krizin yarattığı siyasal boşlukta da Erdoğan ve ‘AKPARTİ’doğdu. Şimdi Türkiye'ye 1990'ların penceresinden bakmaya çalışalım:
1. Türkiye 1990'lardaki gibi gittikçe derinleşen bir ekonomik kriz yaşıyor.
2. Enflasyon almış başını gidiyor.
3. Enflasyonla birlikte ekonomi küçülüyor, işsizlik büyüyor, iflaslar yaygınlaşıyor.
4. Reel sektör ve bankacılık fena halde zorda. Batık krediler çok büyük bir sorun.
5. Türk lirası dolar karşısında değer kaybederek pula dönmüş durumda.
6. Enflasyonla mücadelenin gereği tam yapılmıyor; polisiye tedbirler gibi, iş aleminden tam sayfa gazete ilanları gibi, atılan bazı adımlar inandırıcı olmaktan uzak, hatta ciddiyetten yoksun.
7. Enflasyonla mücadelenin bel kemiği olması gereken kamu harcamalarında ise gerçek tasarrufa bir türlü başlanamıyor. Bu tasarrufa hala uzak kalan bir ekonomi yönetimi var.
7. Bütün bunlarla birlikte Türkiye, tıpkı 1990'lardaki gibi barış değil savaş yapmaya devam ediyor.
Barış değil savaş konusunun altını bir defa daha kalın olarak çizmekte yarar var.
Çünkü, bu durum dün olduğu gibi bugün de ekonomide istikrarsızlığı ve yabancı finans kuruluşlarıyla dış yatırımcıların kuşkularını körüklemeye devam ediyor.
Bu konuda, şu noktaları soğukkanlı düşünün:
1. Türkiye'nin Katar'da, Sudan'da, Somali'de askeri üsleri var.
2. Türkiye'nin Kuzey Irak'la Kuzey Suriye'de, yani Irak ve Suriye Kürdistanlarında askeri var.
3. Türkiye, zaten askeri operasyonlar yaptığı Suriye Kürdistanı’nda bir yenisine daha hazırlanıyor.
4. Erdoğan, "Bir gece ansızın gelebiliriz" diyerek "Fırat'ın Doğusuna’’ dönük bir büyük operasyonun sinyallerini veriyor.
5. "Fırat'ın Doğusu’’na yapılacak bir askeri operasyonun ise,Türkiye'yle Amerika'yı karşı karşıya getireceğiuzak bir ihtimal değil. Aksine daha fazla sorun olacağı bilinmekte...
6. Bu arada Güneydoğu ve Kandil'e yönelik askeri operasyonlar uzun zamandır hiç hız kesmiyor.
Bu yedi nokta da, yazın bir kenara, Türkiye'nin yaşamakta olduğu ekonomik krizi derinleştirir.
Uzun lafın kısası:
Ekonomik kriz, bu gidişle, dalga dalga gelip memleketimize çarpmaya devam edecek; bunu belirtmek felaket tellallığı değildir. Bir gerçeğin ifadesidir.
SON SÖZ:’’ GEÇ KALAN TEDBİRLER, GEÇ GELEN ADALET GİBİDİR.’’