Cumhuriyet kurulduktan çok kısa bir süre sonra, yüzyıllardır günah diye tercüme ettirilmeyen Kur’an’ın tercüme edilmesi için, 20.000 TL bütçe ayrılıyor. O günün koşullarına göre büyük bir para… Kur’anın tercüme görevi de Elmalılı Hamdi ve Mehmet Akif’e veriliyor. Hem de noter onaylı… Sözleşmede tercümenin nasıl olacağı, nelere dikkat edileceği ayrıntısıyla anlatılmış. Özellikle akıl ve düşünceyle ilgili ayetlerin çok kapsamlı tercüme edilmesi istenmiş.

Kur’an’ın tercüme edilmesi dışında, askeri okullarda okutulması için, 1925 yılında ‘’Askere Din Kitabı’’ isminde bir kitap yazılmış. 1928 yılında camilerde okunması için, ‘’Yeni Hutbelerim’’ adında yeni Hutbeler yazılmış, 1929 yılında, ilkokullarda okutulması için, Cumhuriyet çocuğuna din dersleri adı altında kitap hazırlanmış. Kısacası 5 yıl gibi kısa bir sürede, yüzyıllardır unutulan Kur’anın tercümesine başlanmış, Asker için ayrı, çocuklar için ayrı, din kitapları basılmış, halkı aydınlatmak amacıyla, yeni hutbeler yazılarak hazırlanmıştır. Genç cumhuriyet ve onun dahi lideri, ‘DİN’ konusunda çok hassaslar. İstiyorlardı ki; İslam dini iyi öğrenilsin. Halkı dini yönden aydınlatmak için tüm gücüyle çalışan Diyanet, sosyal meselelere de duyarsız kalmamıştır. Örneğin; tüm geliri 1925 yılında kurulan Türk Tayyare Cemiyetine bağışlanan Tayyare piyangosuna katılmanın dinen sakıncası olmadığı hakkında fetva yayınlamıştır ve birçok sosyal konuda da halkı bilgilendiren, aydınlatan fetvalar yayınlanmıştır.

1935 yılında, 10 yıllık bir çalışma sonunda Kuran’ın ve hadislerin tefsiri yayınlanıyor. Şu anki iktidarın ve yandaşlarının dinsizlik dönemi diye anlattıkları tek parti döneminde kaç tane dini eser basılmıştır biliyor musunuz? İnanamayacaksınız, ama 1923 – 1950 yılları arasında toplam 352.000 dini kitap basılıyor. Bu sayının 45.000 tanesi Kuran-ı Kerim tercüme ve tefsiri (19’cilt), 60.000 adet Buhari Hadisleri tercüme ve izahı (12’şer cilt), 247.000 adet din kültürü eserleri… Osmanlı’da ise mabaanın gelmesinden sonra basılan toplam dini eser sayısı ise 143… Düşünün….!!! Bir yanda din düşmanı denilen Cumhuriyet, 352.000 kitap basıyor. Diğer yanda çok dindar olarak adlandırılan Osmanlı ise sadece 143… Söyleyecek söz yok, değerlendirme size ait.

Cumhuriyet’in ilanından 1 yıl sonra halkı dini yönden aydınlatmak amacıyla kurulan, çok kısa bir sürede Kur’anın tercümesinden, Buhari hadislerine, askere din kitabından, çocuklara din dersine, hutbelerden, birçok sosyal konuda fetva yayınlayan Diyanet işleri, bugün ne iş yapıyor? 19 milyar TL lik bütçeyle, oruçluyken sakız çiğnesem orucum bozulur mu? Baldıza sarkıntılık yapsam günah olur mu? Dört eş alsam helal mi? Gibi abuk sabuk sorulara cevap veriyor. Hiçbir sosyal konuda bir çalışması yok, insanları aydınlatmak için bir gayreti yok ve bu kurum sağlık bakanlığının bütçesinden iki kat fazla bütçeye sahip… Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok kısıtlı bir bütçeyle büyük işlere imza atılmıştı.

Ne diyelim… Atatürk’ün çok büyük önem vererek kurduğu Diyanet işleri, bugün kuruluş amacından çok uzakta ve işin komik olan yönü, Atatürk’ün kurduğu Diyaneti bugün Atatürkçüler eleştiriyor Atatürk düşmanları sahip çıkıyor. Sözün bittiği yer sanırım bu olsa gerek…Bugün Diyanetin başında olan zat, hutbelerde, Atatürk’ü anmıyor, adını ağzına almıyor. Oturduğu koltuğu, Atatürk’e borçlu olduğunu adeta hatırlamıyor. Bu mudur, bu ülkenin Banisine ahde vefa? Bu ne kin? Bu ne garez böyle? Evladın ailesine ihaneti gibi. Diyanet, varlığını Atatürk’e borçlu, ama başkanın umurunda değil. Almış arkasına iktidar gücünü, ne vefa gösteriyor, nede adil davranıyor. Acaba Atatürk olmasaydı, senin halin nice olurdu başkan, bunu hiç düşündün mü? Hal bu ki, İslam dinin temelini oluşturan en baş unsurlar; inançtır, sevgidir, adalettir, hakkaniyettir, güzel ahlak sahibi olmaktır, merhamet, vicdan, dürüstlük ve yardımlaşmaktır…

Yarın devam edeceğiz…