Düğünde bulunan askerler ise, düğün yerinde cenk ederek Bizans askerlerini bertaraf etti. Osman Bey, zekice bir hamleyle uyguladığı üç adımlık planını başarıyla tamamladı ve Bilecik Tekfurluğunu kolay yoldan fethetmiş oldu. Bilecik Tekfurundan destek alan İnegöl Tekfurunu zapt etmesi içinde Turgut Alp adındaki askerini vazifelendirerek İnegöl’e gönderdi.
Osman Bey, Turgut Alp’in kuşattığı İnegöl’e giderek kaleyi zaptetti ve İnegöl Tekfurunu öldürdü. Askerlerine yağma izni verdi ve İnegöl Tekfurunun son kalesini düşürüp İnegöl’ü tümüyle fethetti.Savaşın sonunda Bilecik Tekfurunun oğluyla evlendirilecek olan Harmankayası Tekfurunun kızını, oğlu Orhan'a ile evlendirdi. İsmi Lilüfer hatun olarak değiştirildi. Lilüfer (Nilüfer) Hatun, Osmanlı hükümdarlarının ilk gayrimüslim gelini olmuştur ve 3. Osmanlı Hükümdarı 1. Murad'ın annesidir.
Osmanlı Devletinin İlanı (1299): Bu döneme Kuruluş dönemi denir.
1.Kuruluş Dönemi: 1299-1453
Osman Bey, Karaca hisarı fethettikten sonra, bu bölgeyi tebaasına açmış, köylere kendi tebaası olan Müslüman kitleleri yerleştirmiş, kiliseleri camiye çevirterek bölgeyi Müslümanlaştırmıştı. Zamanla bir İslam şehri haline Karaca hisarın yerlileri, bir araya gelerek, Cuma namazı kılmak istediler. Amaçları hutbeyi Osman Bey adına okutmaktı. İslam geleneğinde Hutbe, o toprakların yegâne sahibi adına yani hükümdar adına okunmaktaydı. Halk, Osman Beyi artık hükümdar olarak görmek istiyordu.
Osman beyin kayınpederi olan Şeyh Edebali’nin müritlerinden DursunFakıh, bölgede saygı gören bir zattı. Halk, bu taleplerini Dursun Fakıh’a ilettiler. O da bu konuyu babası Şeyh Edebali’ye iletti. Osman Bey, olan biteni öğrenince “Size ne lazımsa onu öyle yapın” diyerek tebaasının hüsnü talebini kabul ve tasdik etti. Dursun Fakıh, “Han’ım! Bu iş için Sultandan icazet ve izin gerekir” deyince Osman Bey, Osmanlı Devletinin kuruluşunu müjdeleyen o yanıtı verdi;
“Bu şehri ben bizzat kendi kılıcımla aldım. Sultanın bunda bir faydası olmadı. Ondan niçin izin alayım? Ona sultanlık veren Allah, bana da gazayla hanlık verdi. Eğer kastedilen şu sancak ise ben sancak götürüp kâfirlerle uğraşmadım. Sonra o, ben Selçuk soyundanım derse ben de Gök Alp oğluyum derim. Yok eğer bu ülkeye onlardan önce geldim derse, benim dedem Süleyman Şah da ondan önce gelmiştir.”
Halk Osman Gazinin bu söylediklerinden haberdar olunca, sevinçle camiye koştu. Dursun Fakıh, hutbeyi Osman Gazi adına okudu. Osman Bey artık devletli olmuş, devletini ve hukukunu ilan etmişti. O artık bir bey değil bir Han olarak anılacaktır. Osman Gazi Han, Karacahisar camiinde kendi adına okuttuğu hutbeyi, müteakip bayram namazında hâkimiyeti altındaki tüm camilerde okutarak, Osmanlı Devletini tüm dünya ya ilan etmiş oldu. Osman Gazi, bayram namazını Eskişehir’de kıldığında hutbe Osman Gazi Han adına okunuyordu (1299).
Osman Gazi’nin Rüyası:
Osman Gazi’nin Osmanlı Devletinin kuruluşunu müjdeleyen rüyayı görmesi ve rüyasını hocası Şeyh Edebali’nin yorumlaması ile ilgili bilgiler; Osmanlı tarihçisi Aşık Paşazade tarafından nakledilmiş kayıtlı bilgilerdir. Aşık Paşazade, bu bilgileri Şeyh Edebali’nin oğlu Mahmut Paşa’dan bizzat dinlemiş ve kaydetmiştir. Aşık Paşazadenin naklettiği bilgilere göre, Osman Gazi bu rüyayı Ermeni belinde pusuya düşürülmesinden bir yıl sonra 1285 yılında görmüştür..!Rüyasında gördüğü kişi Edebali adında bir şeyhtir. Şeyh Edebali aslında sanıldığı gibi Osman Beyin hocası değildir. Bölgede sevilen, halk tarafından büyük itibaren gören, pek çok kerameti görülmüş, varlıklı ancak cömert, evinden misafiri eksik olmayan mübarek bir zat olarak biliniyordu. Osman Bey de bu zata zaman zaman misafir olur hasbıhal ederdi.
Osman Gazi bir gece, ibadet edip dua ettikten sonra, uykuya daldı. Rüyasında kendisine misafir olduğu bu zatın göğsünden bir ay doğarak kendi göğsüne giriyor, ardından karnından bir ağaç bitiyor, bu ağacın alemi kaplıyor, gölgesinde dağlar meydana geliyor, bu dağların yamacından sular akıyor, bu sulardan kimileri içiyor kimileri bahçesini suluyor, kimileri çeşmeler akıtıyordu.
Evet, Osmanlının kuruluş hikayesi böyle. Kuruluş yılı olan; 1299’dan itibaren yapılan fütuhatlarla, büyüme, genişleme dönemine giren Osmanlı, genişleme döneminin sonu olarak kabul edilen, 1699 Karlofça antlaşmasına kadar, en parlak dönemini yaşamış, Asya-Avrupa-Afrika kıtalarında hüküm sürmüştür.
Bu döneme, Yükselme Dönemi diyoruz.
2.Yükselme Dönemi: 1453-1579 yılları.
3.Duraklama dönemi:1579-1699 yılları.
Osmanlı tarihinde Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümünden (1579) Karlofça Antlaşması’na kadar geçen (1699) zamana, Duraklama Dönemi denilmiştir.
Osmanlı Devleti XVI. yüzyıl sonlarında hala eski görkemini koruyordu. Devlet güçlü olmakla birlikte, bu yüzyılın sonlarında devlet otoritesi sarsılmaya başlamış, askerlik ve eğitim kurumlarında gözle görülür bir çöküş başlamıştır, bunun yanında Avrupa’da görülen gelişmeler de takip edilememiştir. Gelişmelere( Rönesans-Aydınlanma ve Sanayiye ilk adımların atıldığı süreçler.) ayak uydurulamamıştır.
Duraklama Dönemi Padişahları:
- III. Mehmet (1595-1603)
- I. Ahmet (1603-1617)
- I. Mustafa (1617-1618)
- II. Osman (1618-1622)
- I. Mustafa (1622-1623)
- IV. Murat (1623-1640)
- İbrahim (1640-1648)
- IV. Mehmet (1648-1687)
- II. Süleyman (1687-1691)
- II. Ahmet (1691-1695)
- II. Mustafa (1695-1703)
4.Gerileme ve Çöküş Dönemi: 1699-1792 yılları.
5.Çöküş ve Dağılma dönemi: 1792-1922 yılları. Bu dönem Padişahları ise;
1. III. Selim (Gerilemenin son, Parçalanma döneminin ilk padişahıdır (1807 – 1808)
2. IV. Mustafa (1807 – 1808)
3. II. Mahmut (1808 – 1839)
4. Abdülmecit (1839 – 1861)
5. Abdülaziz (1861 – 1876)
6. II. Abdülhamit (1876 – 1909)
7. V. Mehmet Reşat (1909 – 1918)
8. IV. Mehmet Vahdettin (1918 – 1922)
Sonuç: Evet, biz Osmanlının torunlarıyız. Ancak her halimizle de TÜRK’ÜZ…Yazının başında da belirttiğim gibi; Osmanlı, Türklerin Oğuz Boylarından Kayı koluna mensup, özbe öz, TÜRK’TÜR.. Beyliği, Osman Gazi kurduğu için ve o sülale hep iş başında olduğu için, Osmanlı kelimesi zamanla hayatımızda yer tutmuştur. Bu beyliği, Osman Gazi değil de, Karaman Oğlu Mehmet Bey kursaydı, değişen bir şey olmayacaktı. O zaman da Osmanlı yerine, Karamanlı diyecektik. Uzun sözün kısası: Osmanlı dediğimiz nesil; Türk oğlu, Türk’tür..
SON SÖZ: ‘’ TANRI DAĞLARI KADAR TÜRK, HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMANIZ.’’