Her akşam televizyonlara çıkıp da sözüm ona ahkâm kesen bilim adamları, üniversitelerin âlim hocaları, her konuda fikir yürüten yöneticilerin hiç biri Adana Oktar’ın takma adının neden Harun Yahya olduğu konusunda tek bir kelime söylemedi. Çünkü Harun Yahya takma adıyla her dinden insanı etkiliyordu. Niye araştırsınlar ki? Aradıkları insanı bulmuşlardı.
Antalya’da Atatürk Kültür Merkezinde evrimle ilgili yaptığım bir konuşmada kalabalık bir gruba şu sözleri söyledim; Harun Yahya adlı kişinin Adnan Oktar olduğunu yeni öğrendim. Bu adlandırma size garip gelmiyor mu? İslam’ı yayma ve yüceltme peşinde olan bir insanın takma adının Muhammet Ali, Ali Osman ya da bunlara benzer bir ad olması beklenmez mi? Hâlbuki ki bu kişi Harun Yahya takma adını almış. İyi de Harun, Musa’nın yardımcı peygamberidir ve Tevrat’ta şöyle bir talimatı vardır: İsrail oğulları diğer kavimlere egemen olmadığı sürece mücadeleyi bırakmayacaksınız. Yahya, İsa ile son yemeği yiyen havarilerden biridir ve ona verilen görev ise Hıristiyanlığı yaymadır. Bu adlandırma size garip gelmiyor mu? Bu konuşmadan sonra Adan Oktar daha çok kendi adını kullanmaya başladı ve takma adını çok az kullandı.
Aslında evrim bizim dinimizin değil Tevrat’ın sorunudur. Kuran’da evrim ile ilgili geçen her bilginin daha ayrıntısını Tevrat’ta görebiliriz. Aslında İsrail oğulları sorunu, doğa bilimleri ile hiç ilgisi olmamış Müslümanlara ciro etmiştir. Böylece dedesinin adını bile bilmeyen bir topluluk akşam sabah evrim tartışmasının içine sürüklenmiştir. Doğa tarihi olmayan, ülkesini dışında herhangi bir doğal yapıyı incelememiş bilim adı gezgini olmayan bir ülkenin evrimle ilgili fikirler ileri sürmesi sizce mantıklı mı? Tam bir cahil cesareti…
Yüzlerce yerde evrimle ilgili konuştum. Bunların bir kısmında kimliğini açık olarak beyan ederek ya da gizleyerek Harun Yahya yandaşları konuşmamı başından sonuna kadar beni filme aldılar. İçlerinden bazı pasajları seçerek ve önüne arkasına ek bilgi koyup çarpıtarak sundular.
Adnan Beyin günlük yaşamı beni kişisel olarak ilgilendirmiyor. Lale Devri gibi yaşamış olabilir. Hatta basından edindiğimiz bilgiler doğruysa, Lale Devrinde bile bu kadar safahat olmamış. Ne diyebilirim ki? Bir Ortadoğulu olarak helal olsun adama derim. Çünkü eşek olanın sırtına binen çok bulunur. Belli ki çevresinde sırtına binebileceği çok insan toplamış. Bu onların sorunudur. En azından Cumhuriyet Devrinde bir takım siyasilerimizin bayıldığı padişahlarımızın debdebesi ile yaşamış biri, aramızda bulunuyor.
Ahlaki yönü açısından da şaşıracak bir şey yok. Nedense bu sapkınlıkların üstüne hep bir dini örtü örtülüyor. Şu son 15 yılda yaşadıklarımıza bir bakın. Daha önce diyelim ki siyasilerin söylemi ile dini eğitimimiz yavandı; böyle şeyler (sapıklıklar) olabilirdi. Ancak devletin tüm gücü ile 15 yıldan bu yana güçlendirilmeye ve enjekte edilmeye çalışılan dini yönlendirmeler karşın, bu sapkınlıkların sayısı akılla açıklanamayacak kadar arttığı söylenmektedir. Bu bizde mi böyle? Söylenene bakılırsa dini referanslarla yola çıkan ülkelerin hepsinde böyle…
Adnan Oktar ne ilk ne de sondur. Bu inanç sisteminin ürettiği tipik ve başarılı bir fenomendir. Bu kadar azgınlaşmasının nedeni –doğruysa- yabancı bir projenin uzantısı olması ve devletin güçlerini uzun zamandır arkasında bulmasıdır.
Yaklaşık yarım yüz yıldır yazdım, konuştum, uyardım, yapmayın etmeyin dedim, hiç kimseyi uyandıramadım. Bugün aldatıldık sözü en azından bu olay için benim açımdan geçersizdir. Söylediklerimi hep dinimize bir tehdit olarak algıladılar ya da etkisini gidermek için öyle anlamayı istediler.
Türkiye’de evrim karşıtının sembolü olarak bilinen, yüzlerce kitap, kaset, dergi ve sunumun sahibi olan Adnan Oktar’ın yakalanmasının 12.07.2018 tarihinde İsrail Gazetelerinde kara haber olarak verilmesi ve yapılan soruşturmalarda basına düştüğü kadarıyla İsrail’in önemli kişileri ile bizzat yüze yüz ilişki içerisinde olması, perdenin aralandığına işaret olabilir. Ancak bu zihniyet ile yetişmiş hatırı sayılır bir vatandaş kitlemiz var; aydınlanmanın kolay olmayacağını söyleyebilirim.
Belki kastını aşan bir son cümle ile yazıyı kapatmak isterim: Evrim karşıtı olan çoğu insan ya bu coğrafyayı köleleştirmek isteyen bazı çevrelerin projesinin uzantısıdır ya da cahilliklerinin bir sonucu olarak düştükleri tuzaktır.
[1]Bu arada akıllı tasarım, Mustafa Akyol gibi savunucuların da aracılığıyla Türkiye’de de ilgi çekmeye başladı. Bu arada akıllı tasarım yanlısı az sayıda ABD’li bilim insanı, tezlerini bilimsel literatürde savunmakta zorluk çeker; ancak çok sayıda popüler kitap aracılığıyla görüşlerini kamuya sunarlar. Bunların birçoğu kısa zamanda Türkçeye çevrildi; bugün İstanbul kitabevlerinin bilim kısımlarında Phillip Johnson gibi akıllı tasarımcıların kitapları StephenJayGould gibi gerçekten önemli biyologların kitaplarının yanında satılıyor. 1997’de, Harun Yahya ilk piyasaya çıktığında, yaratılışçılığı desteklemek için Amerika’dan ICR bağlantılı birkaç yaratılışçı konuşmacı getirmişti. Amaç, batılı bilim çevreleri içinde bile evrim karşıtı bir dalganın yükseldiği izlenimini yaratmaktı. 2007’de ise, İstanbul Belediyesi aracılığıyla bir “Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” konferansı düzenlendi. Mustafa Akyol ve Alpaslan Açıkgenç gibi Türk kökenli akıllı tasarım yandaşlarının yanısıra, David Berlinski ve Paul Nelson gibi tanınmış akıllı tasarımcılar da konuştu. Harun Yahya’nın getirdiği yaratılışçılar gibi, akıllı tasarımcılar da bilimsel çevreler içinde evrim karşıtı olarak özel yetiştirilmiş insanlardır (Taner Edis: ABD’de Missouri eyaletinde Truman StateUniversity. Adı geçen üniversitede fizik bölümünde öğretim üyesidir. Son kitabı. An Illusion of Harmony: ScienceandReligion in Islam.)
SON SÖZ.’’ DOGMA MI? BİLİM Mİ? ‘’