Hacettepe, Üniversite kuruluşundan bu yana 6 milyon kez tıklanmış. Ben kişisel olarak neredeyse 1 milyon kez tıklanmışım. Bu kadar tıklanma benim bilimsel kimliğimden olamazdı. Biraz araştırınca Harun Yahya takma adıyla maruf (inanın o zaman bu kişinin Adnan Oktar olduğunu bilmiyordum) kişinin bu tıklamada önemli bir katkısı olduğunu zamanla öğrendim. Çünkü neredeyse her gün aşırı makyajlı, iri göğüslü, sarışın kızları karşısına alıp, benim sağda solda söylediklerimi ya da yazdıklarımı diline dolayarak: Türk Einstein’ı, evrimcilerin Duayeni, hocaların hocası gibi sıfatlarla konuya girip bana verip veriştiriyordu. Birkaç cümleden sonra kızlara dönüp bir daha tekrarlayalım deyip İnşallah ve maşallahla kızlara tekrarlatıyor; sonunda da çoğunluk Ankara’nın Bağları kıvrak türküsü ile kızları, izleyen gençleri gıdıklayacak biçimde oynatıyordu. Benim 1 milyon tıklanmam, bu kızları dinlemek isteyen gençler, Adnan Oktar ve güzel kızlarını tıklarken beni de tıklamış oluyorlardı. Benim reytingim de böylece artıyordu…
Konuşmalarının bir kısmında: Evrimcilerin hocası, duayeni gibi övücü sıfatlarla beni işaret ederek, Erzincan’da bir Evrim Müzesi kurmuş, gençlere evrim anlatıyormuş. Ey Ali Hoca, hocaların hocası, bana bir ara tür getir ben sana hemen 10 trilyon Tl ödeyeceğim diyerek, güya beni sıkıştırıyordu. Bununla da kalmıyor, benim ağzımdan internette Evrimcilerin Duayeni Ali Hoca sonunda itiraf etti diyerek bazı bilimsel konuşmalarımın altını ve üstünü kesip amacına uygun kısmıyla beni sıkıştırmaya çalışıyordu ve en ahlaksızı da, dibine benim imzamla hiç ilgisi olmayan imza atılmış görünüyordu.
Beni bu adamı niye mahkemeye vermiyorsun diye çeşitli insanlar uyardı. Çünkü arkasındaki gücü bilmiyorlardı. Öncelikle kendi ağzından da öğrendiğimiz kadarıyla, 2-3 defa eski deyimiyle deli raporu almış; bu nedenle cezai ehliyeti yokmuş. Galiba birçok yargılamadan da bu belgeler ile kurtulmuş.
İstanbul’da bir gazeteci, yanılmıyorsam 58 dilden yüz kadar kitabın en iyi kalitede basımının ve 185 ülkeye bedelsiz dağıtımının Siyonist bir kuruluştan alınan 300 milyon dolar (internet bilgisi) ile yapıldığını ileri sürerek İstanbul Mahkemelerinde açtığı dava, mahkemelerin yetkisizlik kararı ile mahkeme, mahkeme 10 yıl dolaşmasından sonra müruru zaman gerekçesi ile rafa kaldırılmıştır. Yani o günün yargısı da arkasındaydı.
Amerika’da hidrolik mühendisi Henry Morris’in kurucusu olduğu Yaratılış Araştırma Enstitüsü (ICR: InstituteforCreationResearch) en etkili ve önde gelen yaratılışçı grup olarak tanındı. ICR tipi yaratılışçılık yalnızca evrim kuramını kökten reddetmekle kalmıyor, çağdaş doğal bilimlere tümden karşı cephe alıyor. Harun Yahya ve evrim karşıtı özel eğitilmiş Mustafa Akyol bu derneğin yakın izleyicileri. Mustafa Akyol bir zamanlar televizyonların vazgeçilmez evrim tartışmacısıydı. Her akşam bir yerlerde vaaz ediyordu. Sonra ne olduysa oldu birden bire kayboldu… Herhalde hakikati anlamış oldukları için değil, kendi içlerindeki bir paylaşım sorunu nedeniyle bu ambargoyu yemiş olmalı…
Evrim karşıtlarının ve özellikle Harun Yahya’nın mensubu olduğu ‘İlim Yayma Vakfı’ ve ‘İlim Yayma Cemiyeti’ Amerika’daki bu derneğin gerici üyelerini getirterek şehir şehir konuşturdular. Komünizmle Mücadele söylemi ile yola çıkan İlim Yayma Vakfı ve Cemiyeti’nin kimler tarafından kurulduğunu, kimlerin buralara destek sağladığını internetten öğrenmeniz Türkiye’nin kimler tarafından yönetildiğini anlama bakımından yararlı olacaktır (https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-mart/cia-belgelerinde-ilim-yayma-cemiyeti.)
İşin başka ilginç bir yönü de, FETÖ lideri Fethullah Gülen de bu yıllarda Erzurum’da ‘Komünizmle Mücadele Derneği’nin’ kurucuları arasında yer almıştır. Aslında Türkiye’de haince giden hiçbir şey bir rastlantı ile olmamıştır. Planlı ve programlı ihanet organizasyonlarının Türkiye’deki uzantıları ile bu yüce ülkenin geleceği karartılmıştır.
Şu anda yapılanlar belki ilk önlem olarak algılanabilir. Ancak ben tekrar söyleyeyim. Bu ihanet cephesinin kökleri ayrık otu gibi toprak altına çekilmiştir. Zamanı ve fırsatı bulunca filizlenecektir. Bu kökleri uzaklarda ve bilinmeyen yerlerde aramaya da gerek yoktur. Onlar, hala, biz aldatıldık diyerek bu zihniyet ile mücadeleyi yapanların içlerinde saklı olarak bulunmaktadırlar. Bunu bu günkü yönetim bilmiyor mu? Bal gibi biliyor. Ancak gel de baba erenlerin söylediğini söyleme: Baba erenler çuvaldızını kaybetmiş; onu kahvenin karşısındaki meydanlık yerde arıyormuş. Epeyi dolaşmadın ve bir aramadan sonra kahvedekiler merak edip baba erenlere soruyorlar. Baba ne arıyorsun? Çuvaldızımı kaybetmiştim; onu arıyorum. Baba, nerede ne zaman kaybettin. Dün akşam ahırda kaybettim. İyi de baba erenler ahırda yitirdiğin çuvaldızı niye bahçede arıyorsun? Orası çok karanlık.!!!
Devam edecek…