Yunus Emre’nin, ‘İlimKendin Bilmektir’ dizelerinden iki mısralık bir sözü ile başlayalım yazımıza;

‘’İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsin,

Ya nice okumaktır?

Dört kitabın manâsı,

Bellidir bir elifte,

Sen elifi bilmezsin,

Bu nice okumaktır?’’

Şüphesiz ki üniversiteler; bir ülkenin bilim hasadının yapıldığı, ülkeyi aydınlığa götürecek, kalkınmada, önünü açacak, sosyal, kültürel, sportif alanlarda yön tayin edecek, ülkeye rekabet üstünlüğü sağlayacak, eğitim kurumlarıdır. Toplumu aydınlatan, toplumu bilgilendiren, bilimden teknolojiye, buluşlara kadar nice nice yeniliklere imza atan, önder ve örnek kuruluşlardır. Bilim hasadının yapılacağı üniversiteler, özerk ve özgür olarak inşa edilmedikleri sürece, evrensel bilim dünyasının asli bir üyesi olmamız olanaksızdır. Çünkü üniversite eğitimi, bir ülkenin geleceğine hükmedecek gençlerimizi yetiştirmektedir. Sadece formel eğitim değil, AR-GE yapan, İNOVASYON yapan, sürekli yenilik peşinde koşan, katma değeri yüksek bir teknoloji üretmek konumunda olan üniversitelerin, özerkliği ve özgürlüğü bu bakımdan son derece önemlidir. Çünkü üniversite demek; Bilim Yuvası demektir…

Başta siyasi baskılar olmak üzere, kadro, bütçe, altyapı, sürekli arttırılan öğrenci sayısı gibi temel sorunlarla bunalan üniversitelerimizin sayısı, yalnızca politik nedenlerle sürekli arttırılmıştır. Son olarak, YÖK’ün istatistiklerinde 186 olarak görünen üniversite sayısı (113’ü devlet, 73’ü vakıf), 9 Mayıs 2018’de TBMM Genel Kurulu’nda, 20 yeni üniversite (16 devlet, 4 vakıf) kurulmasını öngören yasanın kabul edilmesiyle 206 oldu. Başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere, 13 üniversite bölünerek, bazı bölümleri yeni kurulan üniversitelere bağlandı. Bu süreçte, ilgili üniversiteler bütünüyle devre dışıydı, muhatap alınan tek kurum YÖK oldu. Eğitimin kalitesi, geleceğin insanını yetiştirmek, bilim yapılmasını sağlamak, özerk üniversiteyi inşa etmek ön plânda olması gerekirken,tamamen zıddı yapılmıştır. Oysa bizim nicel değil nitel çoğunluğa ihtiyacımız var. Kitlesel bir üniversite eğitimi, ancak meslek okulları anlamı taşıyacaktır. Üniversitelerimizi bilimsel ve toplumsal işlevlerini yerine getirecek düzeye çıkartmaya çalışmak yerine, niteliksiz mesleki eğitimi garanti eden kurumlara dönüştürmek, “bilimin gerekliliğini yadsımakla eşanlamlıdır”. Bu gün bina-araç gereçleri, kütüphanesi, laboratuvarları ve öğretim üyesi yeterli olmayan, alt yapısını dahi tamamlayamamış, yığınla üniversite var. İşin asıl üzücü yanı, gerekli eğitimi ve donanımı almadan bu tür üniversitelerden mezun olan gençlerimizi, bırakın ayları, yıllardır iş bulamamaları ve boşta gezmeleridir. Nitekim zaman zaman basına yansıyor: ‘’üniversite mezunu genç; garsonluk, pazarcılık, çaycılık, çobanlık, boyacılık vb. gibi işler yapıyor’’ diye…

Üniversite bir kent kurumudur. Kentin ikliminde, entelektüel ortamında etkileşir, gelişir. Dünya bilim ağı ile bütünleştiği oranda da evrenselleşir. Üniversiteliye müşteri gözüyle bakan, bir sinema salonundan bile yoksun kasabalara üniversite bölümlerini taşıyarak, ne üniversiteler üniversite olabilir, ne de kasabalar kent kültürüne kavuşur.

“Üniversite, yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırmalar ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri birim ve bölümlerden oluşan, bilimsel özerkliği ve kamu tüzelkişiliği bulunan öğretim kurumudur.’’ Üniversite bilimi, bilgiyi, kuşkuculuğu, geleceği araştırmayı, sorgulamayı, merakın peşinden gitmeyi, özgürlüğü çağrıştırır. Baskıcı yönetimlerin üniversitelerle araları hiçbir dönemde iyi olmamıştır. Ülkemizde de, özellikle darbe ve sivil baskı dönemlerinde, üniversitelerimizde yaşanan olumsuzluklar tarihinde, üniversitenin evrensel kimliğini ve onurunu her ne pahasına olursa olsun koruyan akademisyenler onurla yer alırken, cübbelerini iktidarların emrine verenler de olmuştur.

Üniversitelerimiz üzerinden oynanan oyunlar karşısında suskun kalan, bir özel sektörümüz var. Nitelikli işgücü birincil sorunu değilmiş gibi adeta bindiği dalın kesilmesini tepkisiz seyrediyor. Bir yandan üniversitelerden çok zaman ve emek gerektiren bilim ve teknoloji geliştirmesini, diğer taraftan giderek artan sayıda öğrenciye eğitim vermelerini isteyeceksiniz. Üstelik üzerine titremeniz gereken öğretim üyeleri üzerinde her türlü baskı uygulanırken arkanızı döneceksiniz. Yalnızca kendi geleceğiniz için bile sorgulamanız gereken çok yönünüz var.

Ve akademik beklentiler! Sanmayınız ki bölünmüş üniversitelerden türetilenler içinde sunulacak akademik bir unvan, öğrencilerinizin ve meslektaşlarınızın yüzüne onurla bakmanızı sağlayacaktır.

Bilim hasadının yapılacağı özerk ve özgür üniversiteler inşa edilmeden evrensel bilim dünyasının asli bir üyesi olmamız olanaksızdır. Bu durumda üniversitenin asli sahibi akademisyenlerin geleceğin özerk ve evrensel üniversitelerini kurmak üzere öğrencilerine karşı görevleri arasına, “ilişkilerini hep ‘aydınlanma’ ve ‘özgür düşünme/düşündürtme’ temeline oturtmak, eleştirel düşünme ve özgür bir bireylik geliştirebilme bağlamında bir rehberlik hizmeti üstlenmeyi” eklemeleri gerekecektir.

SON SÖZ:’’İNSANLARI DUYDUKLARINA İNANMAYA DEĞİL, DÜŞÜNMEYE DAVET EDELİM.!’’