5ocakgazetesi.com
Adana, Türkiye'nin en büyük şehir içi parklarından biri olan Merkez Park'a, Seyhan Nehri kıyısına uzanan Dilberler Sekisi'ne ve Yaşar Kemal Korusu gibi devasa rekreasyon alanlarına ev sahipliği yapıyor. Ancak şehir planlamacılarına göre asıl mesele, toplam yeşil alan miktarından ziyade bu alanların kentin geneline nasıl dağıldığı.
Bugün Seyhan ve Yüreğir'in güney mahallelerine veya eski yerleşim yerlerine gidildiğinde durum, nehir kıyısındaki o ferah manzaradan çok uzak. Çarpık kentleşmenin ve dar sokakların esir aldığı bu bölgelerde, çocukların koşup oynayabileceği, yaşlıların akşam serinliğinde oturup nefes alabileceği mahalle içi "cep parkları" bulmak neredeyse imkansız.
Dünya Sağlık Örgütü Standartlarının Neresindeyiz?
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sağlıklı bir kent yaşamı için kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarının en az 9 metrekare olması gerektiğini, ideal olanın ise 15 metrekareye ulaşması gerektiğini belirtiyor. Adana genelinde kağıt üzerinde bu ortalamaya yaklaşılmaya çalışılsa da, demografik yoğunluğun en yüksek olduğu bölgelerde kişi başına düşen yeşil alan 1 ila 2 metrekareye kadar geriliyor.
Özellikle kuzeyde yer alan Çukurova ilçesi, yeni ve planlı yapılaşmanın avantajıyla geniş parklara sahipken; kentin güneyine doğru inildikçe yeşil alan yerini tamamen beton ve asfalta bırakıyor. Bu durum, kentte bir "yeşil alan adaletsizliği" yaratıyor.
Kentsel Isı Adası Etkisi Şehri Kavuruyor
Yeterli yeşil alana sahip olmayan, tamamen beton ve asfalttan oluşan mahalleler yaz aylarında Kentsel Isı Adası adı verilen bir fiziksel tuzağa düşüyor. Gündüzleri güneşin ısısını hapseden beton binalar ve yollar, geceleri bu ısıyı geri kusarak mahallenin soğumasını engelliyor. Ağaçların sağladığı doğal gölgeleme ve buharlaşma-terleme (evapotranspirasyon) yoluyla havayı soğutma etkisinden mahrum kalan bu bölgelerde hissedilen sıcaklık, yeşil alanlara kıyasla 3 ila 5 derece daha yüksek oluyor.
Çözüm "Cep Parkları" ve Yeşil Dönüşümde
Uzmanlar, devasa kent parkları yapmanın kentin prestiji için önemli olduğunu, ancak halkın gündelik hayatta asıl ihtiyacı olan şeyin yürüme mesafesindeki "mikro yeşil alanlar" olduğunu vurguluyor.
Kentsel dönüşüm projelerinde sadece binaları yenilemek değil, yıkılan bazı adaları tamamen mahalleye ait yeşil alanlara ve nefes alma koridorlarına çevirmek hayati bir önem taşıyor.
Aksi takdirde Adana, her geçen yıl daha da artan küresel sıcaklıkların karşısında, vatandaşın gölgesine sığınacak bir ağaç bile bulamadığı devasa bir beton fırınına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaya devam edecek.




