Belediye Başkanlarının ilk duruşmaları, Atilla Altıkat üst geçit köprüsü ile başlayan yıkımlar, Kasım Gülek Köprüsü ile devam ederken gündeme bu kez kent tarımının mihenk taşı konumunda olan Çukobirlik Genel Müdürlük binasının yıkım ihalesi aldı. Programda Adnan Menderes Bulvarı’ndaki işgal yerlerin yıkımı, hemen akabinde kaçak işletmelerin yıkımına başlanılması da ele alındı. Ve programda Adana’nın yüzde 70’inin kaçak olduğu iddiası tartışıldı. Sonuç; başlıktaki söze kaldı!
SEFA SAYGIDEĞER;
Adana kamuoyu bu davayı yakından izledi hem 5 Ocak TV’den hem de 5ocakgazetesi.com üzerinden gelişmeleri takip etti. Herkes şu fikrimde birleşir sanırım; kaçma şüphesi olmayan belediye başkanları neden tutuklu yargılanıyor? Zeydan Başkan’ın en başından beri dile getirdiği itiraz “Adana’da yargılayın, Silivri’de ne işim var?” Bu soru, aslında sadece bir kişinin değil, kamuoyunun vicdanında yankı bulan bir sorudur. Açıkça ifade edeyim belediye başkanlarının tutuklu yargılanmasını doğru bulmuyorum. Elbette yargılansınlar. Eğer suçları varsa, Türk adaletinin gereğini yapacağından kimsenin şüphesi olmasın. Ancak tutukluluk, istisnai bir tedbirdir ve son çare olarak uygulanmalıdır. Kenya’dan, dünyanın öbür ucundan suçluları getirip yargı önüne çıkarabilen büyük bir devletten söz ediyoruz. Kaçma şüphesi bulunmayan, kamuoyunun gözü önünde olan, adresleri ve görevleri belli olan belediye başkanları kaçsa bile, koskoca devletimiz onları getiremez mi? Bu noktada masumiyet karinesini hatırlamakta fayda var. Suçluluğu kesinleşene kadar herkes masumdur. Yargının bu evrensel hukuk ilkesini göz önünde bulundurarak, değerli yargımızın bu konuyu yeniden gözden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Adalet, yalnızca karar vermekle değil aynı zamanda vicdanları rahatlatmakla da yükümlüdür.
***
Kasım Gülek Köprüsü yıkılıyor. Hemen ardından okullar açılıyor. Peki Adana trafiği bu durumu nasıl kaldıracak? Şehir olarak bu soruyu sormamız gerekiyor. Çünkü Adana, plansızlığın ve günü kurtaran kararların bedelini her zaman trafikte ödüyor. Yıkımlar oluyor, inşaatlar başlıyor ama alternatifler, geçiş planları ve uzun vadeli çözümler hep eksik kalıyor. Büyük Postane yıkıldı. Vakıflar Sarayı yıkıldı. Evet, şehrin göbeğinde hala birer mezbelelik olarak duran bu alanlar, Adana’nın en kıymetli noktalarıydı. Değerliydi ama iyi yönetilemedi. Şimdi sırada, henüz yıkılmamış ama yıkılması yönünde karar alınan Çukobirlik binası var. İşte tam da bu noktada durup düşünmek gerekiyor. Bence bu bina yıkılmadan önce kurtarılmalı. Çukobirlik binası, yapıldığı dönemin şartlarında inanılmaz bir inşaat teknolojisiyle inşa edildi. İstanbul’da birebir aynısı olan, dünyaca ünlü bir otelin neredeyse tıpatıp kopyası. Eskiden insanlar yönlerini bu binaya bakarak tayin ederdi. Adana’nın her yerinden görünürdü. Bir simgeydi. Bu binanın yıkılmasına gerçekten üzülürüm. Oysa bu yapı çok rahat bir şekilde otel olabilir. Çukurova Havalimanı’na bu kadar yakınken, etrafında bu kadar geniş bir alan varken değerlendirilmemesi büyük bir kayıp olur. Yumurtalık Konteyner Limanı, ihtisas OSB’ler derken Adana’ya yakın zamanda çok sayıda iş insanı, yönetici ve yatırımcı gelecek. Şehir zaten yoğun bir trafik ve hareketlilik yaşayacak. Düşünün iş insanı havalimanından çıkar, bu otelde dinlenir, sabah toplantısına gider. Ama mesele sadece ekonomik değil. Bu bina Adana’nın hafızasıdır. Binlerce insanın emekli olduğu, herkesin kendinden bir parça bulduğu bir yapıdır. İş merkezi olur, otel olur, tarım müzesi olur, öğrenci yurdu olur… Olur da olur. Etrafı sosyal donatılarla çevrilir, yaşayan bir alan haline getirilir. Bütün mesele bir imzaya bakar. Çukobirlik binası yıkılmadan kente kazandırılabilir.
Adana’nın kent kurmayları bir araya gelip Sayın Ömer Çelik’e, “Bu binayı şehre kazandıralım” diye bir projeyle gitse, Ömer Bey hayır der mi? Demez. Bir proje ile kent kurmayları gitti de Ömer Bey ilgilenmedi mi yani bu mümkün mü, ama proje ile giden yok. En son Mahmut Demirtaş Valimiz döneminde kent kurmayları Sayın Ömer Çelik’i ziyaret etmişti. Konteyner Limanı konuşuldu, Kimya OSB konuşuldu. O ziyaretin somut kazanımları oldu. Çünkü bir projeyle gidildi. Kent kurmaylarına soruyorum somut bir proje ile gidildi de Ömer Çelik yok mu dedi? Sorun kapıların kapalı olması değil. Sorun, o kapılara gidecek dosyaların bir türlü hazırlanamaması.
***
Yap buraya bir Marina Port. Adnan Menderes’te yıkım var, peki ya vizyon? Adnan Menderes Bulvarı’nda yıkımlar başladı evet ancak Adanalının aklındaki soru hala yanıtsız. Buraya ne yapılacak? Bu konuda kamuoyunu tatmin edecek net bir açıklama gelecek mi, yoksa yine sonradan görürüz mü olacak. Adana’nın en kıymetli akslarından biri olan Adnan Menderes Bulvarı, sıradan bir yol değil. Seyhan Nehri’yle bütünleşmiş, şehrin nefes aldığı nadir alanlardan biri. Ama gelin görün ki bu eşsiz alan yıllardır hak ettiği vizyonla buluşturulamıyor. Oysa yapılacak şey çok mu zor? Değil. Bir Marina Port düşünün… İnsanların aileleriyle gezebileceği, vakit geçirebileceği, nefes alabileceği sosyal donatılarla zenginleştirilmiş bir yaşam alanı. Hem kara yolu ulaşımı hem de su üzerinden ulaşımın sağlandığı çağdaş bir proje… İşte size vizyon, işte size Adana’ya yakışır bir hamle. Adnan Menderes Bulvarı’nın yapılacak çok işi var. Ama her şeyden önce istemek gerekiyor. Bu muhteşem alan başka bir şehirde olsaydı, bugün çoktan bir cazibe merkezine dönüşmüş, o şehir adeta uçmuştu. İnsanın aklına ister istemez şu geliyor acaba Yılmaz Büyükerşen hocayı mı getirsek Adana’ya?
Bir kente vizyonun, planlamanın ve kamusal alan bilincinin ne kazandırdığını görmek İsteyenler için Eskişehir ortada duruyor. Adana’nın da artık günü kurtaran değil, geleceği kuran projelere ihtiyacı var. Yıkım var ama asıl mesele şu yerine ne konacak? Ben de tüm Adanalılar gibi bu sorunun cevabını bekliyorum.
****
Adana’nın kaçak yapı gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Adana’nın yapı stokunun yüzde yetmişinin kaçak olduğu söyleniyor. Bu iddia kulağa ağır geliyor ama ben inanıyorum. Çünkü bu oran, yıllardır görmezden geldiğimiz bir gerçeğin rakama dökülmüş hali. Serden’le birlikte bu konunun üzerine çok gittik. Araştırdık, sorduk, yazdık. En temel talebimiz şuydu her binanın bir kimliği olmalı. Çünkü kimliği olmayan bina, geleceği olmayan bina demektir. Bir depremde neyle karşı karşıya kalacağınızı bilmezsiniz. 6 Şubat’ta bunu acı şekilde gördük. Adana merkezli bir deprem yaşamadık fakat buna rağmen binlerce bina hasar aldı, 13 bina yıkıldı, 413 canımızı toprağa verdik. Bu tablo bile başlı başına ürkütücüyken, bir de depremin merkezinin Adana olduğunu düşünün… Açık söyleyeyim, insanın aklı almıyor, dili varmıyor.
Tam da bu noktada Nobel ödüllü yazar Jose Saramago’nun Körlük kitabındaki şu cümle geliyor aklıma, “Körlüğün en tehlikeli hali, kendi bakış açını tek gerçeklik sanmaktır.”
Bizim en büyük sorunumuz bu değil mi zaten? Kendi doğrularımızın dışındaki hiçbir görüşe kulak asmıyoruz. Eleştiriye kapalıyız, uyarıyı tehdit sanıyoruz, bilimi ise çoğu zaman yok sayıyoruz. Peki bu noktaya nasıl geldik? 1970’li yıllarda Adana yoğun göç aldı. Kırsaldan kente gelen, beline keseri takan birçok insan zamanla müteahhit oldu. Kimseyi küçümsemiyorum herkes ekmeğinin peşinde. Ama şehircilik, bina yapmak, hele hele insan hayatını emanet aldığınız yapılar inşa etmek deneye yanıla öğrenilecek bir iş değil. Bugün öğretmenleri formasyona tabi tutuyoruz ya, asıl eğitmemiz gereken kesim müteahhitler. Onları ciddi bir eğitimden geçirmeden, denetim mekanizmalarını işletmeden yol almaya devam edersek, kaçak yapılarla birlikte kaçak ölümleri de konuşmaya devam ederiz. Bu mesele sadece belediyelerin, sadece devletin ya da sadece müteahhitlerin meselesi değil. Bu, topyekün bir zihniyet meselesi. Çözüm önerileri de tek bir yerden değil, bilim insanlarından, meslek odalarından, yerel yönetimlerden ve en önemlisi bu şehirde yaşayan bizlerden gelmeli. Aksi halde bir gün gerçek bir deprem gelir ve bize acı bir şekilde şunu hatırlatır görmezden geldiğimiz her bina, aslında yaklaşan bir felaketin habercisidir.
SERDEN ÇEVİK:
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, mahkemede verdiği ifadede en ilginç sözlerinden birini şöyle söyledi: “Benim Silivri’de ne işim var? Bu davada Adana’da olmam gerekiyordu. ”Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in ifadeleri ise izleyenleri şaşırttı. Tekin, ifadesinde şunları dile getirdi: “Ben Aziz İhsan Aktaş ile hiç görüşme yapmadım. Eşimin ve bazı siyasilerin görüşmesi olduğu söyleniyor. Yani ben çıkayım, ben görüşme yapmadım; yapanlar mı düşünsün.”Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ise ifade verirken sürekli Aziz İhsan Aktaş’a bakarak ve yüksek sesle konuşmasıyla dikkat çekti.
***
Adana trafiği zaten karmaşık bir durumda. 1 Şubat’ta Kasım Gülek Köprüsü yıkılırsa ve okullar da açılırsa, vay halimize. Çukobirlik konusuna gelince, bana göre burası yeniden ayağa kaldırılmalı. DAİMFED bazı çalışmalar yapmış ve buranın Adana Expo alanı olması yönünde planlar geliştirmiş. Bu, karnavallar ve festivaller kenti Adana için bulunmaz bir nimet olur. Alternatif olarak, gazeteci Sefa Saygıdeğer’in dediği gibi burası öğrenci yurdu olarak da değerlendirilebilir.
****
5 Ocak Gündem programına canlı bağlantıyla katılan Prof. Dr. Mustafa Laman, “Biz kendi depremimizi yaşamadık. Bizi komşuda yaşanan deprem etkiledi. Eğer kendi depremimizi yaşarsak, Çukurova ciddi şekilde etkilenir. Özellikle Karataş, Yumurtalık, Yüreğir ve Çukurova ilçesinin bazı bölgeleri risk altında. Mazallah, Hatay ve İskenderun’da yaşanan tabloyu biz de yaşayabiliriz” dedi. Yine 5 Ocak TV’ye konuk olan Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Mehmet Tatar ise şunları vurguladı: “Ceyhan depreminin üzerinden 28 yıl geçti. 6 Şubat’ta yaşanan depremin yaralarını sarmak için 100 milyon dolar harcandığı söyleniyor. Eğer bu paralar son 28 yılda harcansaydı, muhteşem kentsel dönüşümler yapılırdı. Bu sayede kaçak yapılaşmadan da kurtulmuş olurduk.”
****
MURAT YONAT:
İstanbul’daki Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası kapsamında tutuklu bulunan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar hakim karşısında yaptıkları savunmalarda suçlamaları reddettikleri ve kendilerine yöneltilen iddialara yanıt verdikleri ifadelerle dikkat çekti:
Zeydan Karaların savunmasında tutuklanmasına neden olan delillerin gerçek, sağlam deliller olmadığını belirtti; MASAK raporu, HTS kayıtları, baz kaydı ve bilirkişi raporu gibi somut kanıtların dosyada yer almadığını söyledi ve “Birileri beni tutuklamak için özel gayret gösterdi” iddiasında bulundu.
****
Adana’da Kasım Gülek Köprüsü Yıkılıyor, Şehir Trafiğinde Büyük Değişim Başlıyor. Hızlı Tren ‘’Yüksek Standartlı Demiryolu’’ projesi kapsamında, kentin simgelerinden biri olan Kasım Gülek Köprüsü’nün 1 Şubat tarihi itibarıyla kapatılarak yıkım çalışmalarına başlanacağı açıklandı.
Yetkililer köprünün yerine modern ve kapsamlı bir alt geçit yapılacağını belirtti.
Kasım Gülek Köprüsü, Adana ulaşım ağında kritik bir bağlantı noktası olması nedeniyle, kapatılması ve yıkımı kent içi trafiği ciddi şekilde etkileyecek diyebiliriz.
Vakıflar Sarayı: Yıkıldı, Yerine Henüz Hiçbir Şey Yapılmadı
Tarihi Vakıflar Sarayı binası yıkıldıktan sonra alan uzun süredir atıl durumda bırakıldı ve turistik bölgede çöp/moloz yığınına dönüştü.
Bölge esnafı bu duruma tepki gösteriyor, yerine ne yapılacağı belirsiz ve esnaf ekonomik kayıp yaşadığını söylüyor.
Daha önce Vakıflar Bölge Müdürlüğü “Adana’ya yakışır yeni bir eser yapılacak” açıklaması yapsa da somut bir proje başlamadığı görüyoruz.
****
Adana’da Adnan Menderes Bulvarı’nda 183 kaçak işyerinin yıkımına başlandı ve bu, yerel kamuoyu gündeminde sıkça yer aldı.
Menderes Bulvarı’nda tamamen yıkımlar bittikten sonra, Resmi bir basın duyurusu şeklinde valilik veya belediye tarafından kabul edilmiş geniş kapsamlı bir kamuoyu açıklaması yerel haberlere yansımadı; fakat yıkımın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile ilgili devlet kurumlarının arazisindeki kaçak yapılarla mücadele kapsamında sürdüğü ve aşama aşama devam edeceği belirtildi. Elbette buradaki yıkım Adanalıların lehine, sadece bu muhteşem alana nasıl bir proje olacağını merak ediyor.
***
“Adana’nın yüzde yetmişi kaçak yapıdan oluşuyor” ifadesi, resmi verilere dayalı olarak doğrulanmış net bir haber değildir. Ancak kent genelinde ruhsatsız ve kaçak yapılaşmanın yaygın olduğu, buna bağlı olarak imar sorunlarının yaşandığı ve yıkım ile denetim çalışmalarının artırılması gerektiği bilinen bir gerçektir.
Adana’da kaçak yapılaşma yalnızca idari bir sorun değil, aynı zamanda can güvenliğini tehdit eden ciddi bir risk olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Adana’nın deprem bölgesinde yer alması, bu sorunun önemini daha da artırmaktadır. Uzmanlar, plansız yapılaşmanın olası bir depremde ağır sonuçlara yol açabileceği konusunda sık sık uyarılarda bulunuyor.
Uzmanlar ve şehir plancıları, kentsel dönüşümün artık bir tercih değil zorunluluk olduğuna dikkat çekiyor. “Gerekirse daha büyük ve gösterişli dairelerde oturmayalım; daha küçük ama depreme dayanıklı, güvenli yapılarda yaşayalım” görüşü, kamuoyunda giderek daha fazla karşılık buluyor.
Adana’nın geleceği açısından, bilimsel planlama, etkin denetim ve toplumsal bilinç temelinde yürütülecek kapsamlı bir kentsel dönüşüm sürecinin hayata geçirilmesi gerekiyor.
****
MURAT GEGİN:
Sefanın da bahis ettiği gibi Adana kamuoyu bu davayı yakından izledi hem 5 Ocak TV’den hem de 5ocakgazetesi.com üzerinden gelişmeleri takip etti. Benim asıl dikkatimi çeken tutuklu Belediye Başkanları jandarma eşliğinde gelirken çete lideri olan ve hakkında bilmem kaç yıl hapis ceza istenen şahsın koruma ordusuyla mahkemeye gelmesiydi. Yazık ama çok yazık.
Belediye Başkanları kaçar mı? Hem istenilen suç istinadına bakıldığında içeride olmalarını gerektirecek bir şey de yok. Bu benim değil konu hakkında uzman isimlerin yaptığı yorumlar. Dava sürecinin 20 Şubata kadar devam edeceği söyleniyor. Adanalı gibi bizde bekleyip göreceğiz.
***
Adana değerlerini tek, tek kaybediyor. Atilla Altıkat Köprüsü ister beğen veya beğenme bu kent için bir marka değil miydi? Buluşma noktası veya bir adresin yönlendirme noktası değil miydi? Şimdi de Çukobirlik, offf ne haberler yaptım orada eylemler, toplu sözleşmeler. Benim gibi birçok insanın kesinlikle anısı vardır orada. Otoban olmadığı yıllarda şehir dışından gelirken Çukobirlik binası gördüğünde Adana’ya geldiğini anlardın. Şimdi ise yıkılıyor. Yazık ki ne yazık. Başta da dediğim gibi bu kent değerlerini bir, bir kaybediyor. Kasım Gülek’e gelince Altyapı Genel Müdürlüğü Daire Başkanı ile görüşmek istiyoruz ne hikmet ne kadar yoğunsa bir türlü ulaşamıyoruz. Yıkıldığı zaman yerine nasıl bir şey yapılacak, trafik keşmekeşliği ne olacak, güzergâhlar konusunda neler yapıldı, ne önlemler alındı bunu bilen kimse yok!
***
Bekleyip göreceğiz, uzun zamandır yapılması gereken bir şeydi ne hikmetse TOKİ konutları yapıldıktan sonra devreye girildi. İyi mi oldu derseniz çok ta iyi oldu. Buraya ne yapılacak veya ne yapılmalı sorusuna cevabım şu olur; sağlı sollu, marka Kafeler, restoranlar veya butik oteller bu kentin ciddi iş dünyasının isimlerinin bir araya gelerek kurduğu iş adamı dernekleri var. Bunların hazırladığı projeler var. Bunlar hayata geçirilebilir. Marka kent olmak istiyorsak bunları en kısa sürede yapmak gerekir.
***
Şehir efsanesidir o… Ama burası Adana, bir zamanların tarımda, sanayide lider kenti olan Adana her zaman iç göçün ilk durağı olmuştur. Kentin yüzde 70’inin kaçak olduğu varsayımını dikkate alsak bile bu saatten sonra yapılacak ne olabilir ki? Asıl bundan sonrda kaçak yapılaşmaya dikkat etmek gerekir.