5ocakgazetesi.com

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’daki çeşitli hedeflere yönelik hava saldırılarıyla başlattığı savaş 22. gününe girerken, çatışmanın bölgesel ve küresel etkileri giderek daha fazla tartışılıyor. Sürecin arka planı, yalnızca askeri gelişmelerle değil; küresel güç dengeleri, ittifak ilişkileri ve iç politik hesaplarla da bağlantılı görünüyor.

Savaş neden başladı?

Washington yönetimi, operasyonu İran’ın nükleer ve balistik füze kapasitesine karşı “önleyici bir hamle” olarak tanımladı. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın yakın tehdit oluşturduğunu savunurken; İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu uzun süredir Tahran’ın bölgesel etkisini kırmayı stratejik öncelik olarak görüyordu.

Ancak bu adım, Trump’ın seçim döneminde vurguladığı “yeni savaşlara girmeme” söylemiyle çeliştiği yönünde eleştiriler aldı. Özellikle ABD içindeki muhafazakâr tabanın bir bölümü, Orta Doğu’da yeni ve maliyetli bir askeri angajmana mesafeli yaklaşıyor.

7 Ekim sonrası değişen denklem

Sürecin kırılma noktalarından biri, 7 Ekim’de Hamas tarafından İsrail’e düzenlenen saldırı oldu. İsrail’in ardından Gazze’ye başlattığı geniş çaplı operasyon, zamanla Lübnan ve İran bağlantılı hedeflere uzandı. Tel Aviv yönetimi bu süreçte hem Filistinli silahlı grupları zayıflatmayı hem de İran’ın bölgedeki nüfuzunu geriletmeyi hedefledi.

Suriye’de Esad yönetiminin düşmesi ve İran bağlantılı yapıların hareket alanının daralması, İsrail açısından stratejik kazanım olarak değerlendirildi. Bu tablo, İran’a doğrudan yönelmenin zeminini hazırladı.

Küresel kutuplaşma ama sınırlı savaş ihtimali

Mevcut tablo, küresel ölçekte bir kutuplaşmayı yansıtıyor: Bir tarafta ABD–İsrail ekseni ve Batılı müttefikler; diğer tarafta İran’a daha yakın duran Rusya ve Çin gibi aktörler. Ancak bu blokların doğrudan savaşa girmesi, taraf ekonomilerine ağır bedeller ödetebilir. Karşılıklı ekonomik bağımlılık, topyekûn bir dünya savaşını kısa vadede sınırlayan faktörlerden biri olarak görülüyor.

Öte yandan Batı bloğunun kendi içinde de görüş ayrılıkları bulunuyor. Avrupa ülkeleri İsrail’e siyasi destek verse de doğrudan ve sınırsız bir askeri angajmana mesafeli duruyor. Trump bu doğrultuda müttefiklerinin kendilerine destek vermediği noktasında eleştiriyor. Bu durum NATO ile ABD arasında da bir kırılmayı işaret ediyor. Savaş sonunda bu hatta kırılma pek mümkün.

İngiltere'den Skandal Filistin Kararı
İngiltere'den Skandal Filistin Kararı
İçeriği Görüntüle

Savaşın maliyeti ve olası sonuçlar

İran’ın uzun süredir olası bir çatışmaya hazırlandığı biliniyor. Çatışmanın uzaması halinde hem ABD hem de İsrail açısından askeri ve ekonomik maliyetlerin artması bekleniyor. Enerji hatları, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen küresel petrol akışı, savaşın seyrinde belirleyici olabilir. Trump yaptığı açıklamada Hürmüz için koalisyon güçlerinin kurulmasını talep etti. İran’dan gelen karşı atak ise Hürmüz’ün sadece İsrail ve ABD kapalı olduğuydu. Savaşın 22. gününde İran Japon gemilerinin Hürmüz’den geçeceğini duyurdu. Bu durum ABD’nin Japon koalisyonu nasıl etkiler görülecek. Çünkü Japonya Petrol ihracatının büyük bir bölümünü Hürmüz’den yapıyor.

Savaşın daha ilk günlerinden İranlı Tümgeneral Amir Haidari: “Savaşın kaç gün süreceğini umursamıyoruz; sekiz yıl süren bir savaş yaşadık ve bu savaşı hedeflerimize ulaşana, düşmanın utanç verici eyleminden pişmanlık ve umutsuzluk duymasını sağlayana kadar bitirmeyeceğiz.” İfadelerini kullanmıştı. İran’ın direnç göstermesi ve bölgesel nüfuzunu koruması halinde Orta Doğu’daki güç dengeleri yeniden şekillenebilir. Tersine, Tahran’ın ciddi şekilde zayıflaması durumunda ise bölgedeki jeopolitik boşluk farklı aktörler tarafından doldurulmaya çalışılacaktır.

Muhabir: Metin Maracı