Gündem

Toplumsal Şiddetin Anatomisi: Türkiye’deki Okul Saldırıları

Son günlerde artış gösteren okul saldırılarını sadece failin psikolojisiyle açıklamak ne kadar yeterli?

5ocakgazetesi.com

Genellikle Fransız Devrimi’nin Bastille baskınıyla başladığı kabul edilir. Oysa devrim daha önce, bir "tavşan kıyımıyla" başlamıştır. 1789 Mayıs’ında Versailles’da États Généraux toplandığında, Meclis feodal hakların kaldırılmasını görüşürken; halk çoktan harekete geçmişti. Camille Desmoulins, Bastille’den bir ay önce babasına yazdığı mektupta, 50 delikanlının St. Germain ovasında binlerce tavşanı nöbetçilerin gözü önünde katlettiğini anlatır. Bu "tavşan kıyımı", büyük altüst oluşlardan önce gelen, bastırılmış öfkenin ve hiyerarşik baskının sembolik bir "karşıtına dönme" eylemidir. Koyunlar kurtlara saldırmaya kalkışmadan önce, tavşanlara saldırmaktadır. Yukarıdakilere yönelik bir karşıtına dönme eyleminden önce, hırslarını altlarındaki kolay avlanabilir hayvanlara yöneltmektedirler. Bu vakalar, Canetti’nin terminolojisiyle derin bir toplumsal krizin semptomlarıdır.

Günümüzde Türkiye’de bir okul müdürünün eski öğrencisi tarafından katledilmesi veya öğretmenlerin fiziksel şiddete maruz kalması, bu tarihsel örnekle çarpıcı bir paralellik söz konusudur.

Sistemsel Şiddet ve Ekonomi Politiğin Görünmezliği

Toplumsal şiddet, ana akım sosyolojide sıklıkla bireysel patolojiler veya "insan doğasının" bir dışavurumu olarak ele alınır. Ancak Marksist kuram, şiddeti bu indirgemeci yaklaşımların ötesine taşıyarak üretim ilişkileri ve sınıfsal tahakkümün merkezine yerleştirir. Slavoj Žižek’in vurguladığı gibi, haberlerde gördüğümüz faili belli "subjektif şiddet" (okul saldırısı gibi), aslında buzdağının sadece görünen kısmıdır.

Bu eylemlerin temelinde objektif şiddet yatar. Michel Foucault’ya göre modern iktidar, şiddeti meydanlardan çekip kurumların içine gizlemiştir. Sistemin normal işleyişi, güvencesizlik, gelecek kaygısı ve rekabetçi eğitim modelleri bizzat şiddet içeren süreçlerdir. Okuldaki şiddet, sistemin kendi içinde yarattığı bu "görünmez" baskının, bir noktada görünür ve fiziksel bir patlamaya dönüşmesidir.

Tıpkı Stanley Kubrick’in Otomatik Portakal filminde eleştirdiği gibi; şiddet bizzat medeniyetin ve devletin dokusuna işlemiştir. Fail bu mekanizmalarını kıramadığı zaman radikalleştirdiği bir "kaotik şiddet"te kendini görünür kılar. Böylece "rasyonel" şiddet öğrencinin "irrasyonel" şiddetini tetikleyen bir katalizör işlevi görür.

Simülasyonun Şiddeti ve Gerçeklik Kaybı

Jean Baudrillard, çağdaş düşüncede şiddet ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi en radikal şekilde tersyüz eden figürlerden biridir. Geleneksel yaklaşımlar şiddeti "gerçek" bir fiziksel yıkım veya sınıfsal bir çatışma olarak görürken, Baudrillard şiddetin asıl kaynağını "gerçeğin yok oluşunda" bulur. Modern toplumun en büyük şiddeti fiziksel bir saldırı değil, gerçeğin simülasyon tarafından öldürülmesidir. Bu durum, nesnelerin veya olayların kendilerinden ziyade, onları temsil eden modellerin (kodların, imajların) ön plana geçmesiyle başlar.

Türkiye’de bir okul müdürünün eski öğrencisi tarafından öldürülmesi veya okullarda artan akran zorbalığı gibi vakalar, Baudrillard’ın perspektifinden bakıldığında; bir referans noktası kalmayan, gerçek ile sahtenin ayrımının yitirildiği bir hipergerçeklik evreninin semptomlarıdır.

Jean Baudrillard, şiddetin asıl kaynağını "gerçeğin yok oluşunda" bulur. Günümüzde şiddet, televizyon ekranlarında veya dijital mecralarda tüketilen bir Simülakr (kopyanın kopyası) haline gelmiştir.

Baudrillard’ın perspektifinden Türkiye’deki okul saldırıları analizi şunları ortaya koyar: Saldırgan için eylem, bir bilgisayar oyunu veya sosyal medya içeriği kadar "temsili" olabilir. Gerçek ile imaj arasındaki sınır silindiğinde, şiddetin ağırlığı ve referans noktası kaybolur.

Savaşların ve cinayetlerin canlı yayında izlendiği bir çağda, şiddet "soğuk" ve "caydırıcı" bir medya olayıdır. Saldırgan, eylemini gerçekleştirirken aslında bir "imaj" üretmekte, sistemin aşırı doygunluğuna karşı "anlamsız" ama sarsıcı bir tepki vermektedir.

Virütik Şiddet: Sistemin Kendi Mükemmelliğine Tepkisi

Baudrillard’ın analizinde asıl şiddet uygulayıcısı sistemin kendisidir. Güvenlik kameraları, turnikeler ve disiplin yönetmelikleriyle "mükemmel" ve "hijyenik" bir düzen kurmaya çalıştıkça; şiddet bu dokuya sızan bir virüs gibi ortaya çıkmaktadır. Saldırgan öğrenci, sistemin kusursuz işleyişini bozan, anlamın bittiği noktada beliren bir anomali, bir "virütik şiddet" ajanıdır. Bu şiddet şeyin şeffaflaştığı ve anlamın yittiği bir dünyada, anlamın imkânsızlığına atılan sessiz bir çığlıktır.

Baudrillard’ın dünyasında gerçeklik simülasyon tarafından yutulduğunda, şiddet bu "boşluğu" doldurmak için bir simge olarak geri döner. Türkiye’deki okul saldırılarını sadece güvenlik zafiyeti veya bireysel öfke ile açıklamak, buzdağının altındaki devasa buz kütlesini –gerçekliğin kaybını– görmezden gelmektir.