5 Ocak Medya Grup Kurucu ve Onursal Başkanı Savaş Çokduygulu, Ankara röportajları serisinde TBMM| Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyesi AK Parti Adana Milletvekili Faruk Aytek ile devam etti. Meclis binasındaki makamında gerçekleşen görüşmede Milletvekili Aytek, ülke, bölge ve Adana gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Savaş Çokduygulu: 259 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifiniz TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. AK Parti olarak hazırladığınız bu kapsamlı düzenlemeyle hangi alanlarda ne tür değişiklikler hayata geçirildi?
Faruk Aytek: AK Parti olarak milletimizin ihtiyaçlarını doğru okuyarak, üretimden sosyal hayata kadar geniş bir alanda önemli bir düzenlemeyi daha hayata geçirdik. 259 sıra sayılı bu kanun; üretim altyapısının güçlendirilmesi, ekonomik dengenin korunması ve vatandaşımızın yükünün hafifletilmesi amacıyla hazırlanmış kapsamlı bir reform niteliğindedir. Üretim ve ihracat cephesinde serbest bölgelere yönelik önemli bir adım attık. Serbest bölgelerde üretim yapan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünleri yurt dışına, serbest bölge içine veya diğer serbest bölgelere satmaları halinde elde ettikleri kazançları gelir ve kurumlar vergisinden istisna kapsamına aldık. İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yaptığımız düzenleme ile işsizlik sigortası primindeki yüzde 1’lik devlet payını yarısına kadar artırma veya yarısına kadar indirme yetkisini Cumhurbaşkanımıza verdik. Böylece ekonomik şartlara göre hızlı ve etkin karar alma imkânını güçlendirdik. Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda yaptığımız düzenleme ile, ortopedik engeli nedeniyle sürücü belgesi alamayan ve engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan vatandaşlarımızın araç alımında 10 yılda bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV istisnasından yararlanabilmesinin önünü açtık. Afet sonrası süreçte vatandaşlarımızı destekleyen düzenlemeyi de bu kanunla hayata geçirdik. Deprem bölgelerinde inşa edilen konut ve iş yerlerine ilişkin borçların 31 Aralık 2026’ya kadar peşin ödenmesi halinde, bir konut için yüzde 74, bir iş yeri için yüzde 48 oranında indirim uygulanmasını sağladık. Ayrıca zorunlu hallerde Cumhurbaşkanı kararıyla maliyet ve borçlandırma bedellerinde ilave indirim yapılabilmesine imkân tanıdık. Kentsel dönüşüm kapsamındaki alanlarda yapılacak borçlandırmaların ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmesi hüküm altına alındı. Organize sanayi bölgelerinde yer alan iş yerleri için ise teslimden itibaren 6 ay içinde peşin ödeme yapılması halinde indirim uygulanmasına yönelik düzenleme getirildi. Bu düzenlemelerle birlikte; üretimi destekleyen, sosyal devleti güçlendiren ve vatandaşımızın yükünü hafifleten güçlü bir adımı daha hayata geçirmiş olduk. AK Parti olarak reform irademizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Savaş Çokduygulu: Türkiye enerji alanında aynı anda üç önemli başlıkta dikkat çekici bir ivme yakalamış durumda. Yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 62’yi aşarken, doğal gaz depolama kapasitesi hızla artırılıyor ve güneş enerjisinde son 12 yılda 600 katı aşan bir büyüme gerçekleşti. Bu tabloyu birlikte değerlendirdiğinizde, Türkiye enerji politikalarında nasıl bir dönüşüm yaşanıyor?
Faruk Aytek: Ortaya çıkan tablo, rastlantısal gelişmelerin toplamı değildir; güçlü bir siyasi irade ve uzun vadeli bir stratejinin sahaya yansımasıdır. Türkiye, enerjide yönünü net biçimde tayin etmiştir. Yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 62’nin üzerine çıkması, bu iradenin en somut göstergesidir. Güneş ve rüzgârın toplamda yüzde 33’ü aşan bir seviyeye ulaşması, artık bu dönüşümün geçici bir yönelim değil, kalıcı bir devlet politikası haline geldiğini ortaya koymaktadır. Güneş enerjisinde yakalanan ivme ise başlı başına tarihi bir eşiktir. 12 yıl gibi kısa bir sürede 40 megavat seviyesinden 25 bin megavatın üzerine çıkılması, 641 katlık bir artışı ifade etmektedir. Bugün toplam kurulu gücün yaklaşık beşte birinin güneşten sağlanıyor olması, Türkiye’nin temiz enerji üretiminde ulaştığı seviyeyi açık şekilde göstermektedir. Elektrik üretimindeki artış da bu dönüşümü teyit etmektedir. Güneşten elde edilen üretimin on binlerce gigavatsaat seviyesine ulaşması, bu alanın artık tali değil, belirleyici bir güç haline geldiğini ortaya koymaktadır. Bu üretim gücünü tamamlayan en kritik unsur ise arz güvenliğidir. Tuz Gölü ve Silivri’deki doğal gaz depolama altyapısıyla Türkiye, tüketimin arttığı dönemlerde sistemi dengeleyebilen güçlü bir kapasiteye ulaşmıştır. Depoların kış sonrası dönemde dahi yüksek doluluk oranını koruması, bu sürecin planlı ve disiplinli şekilde yönetildiğini göstermektedir. Depolama kapasitesinin kademeli olarak artırılması ve önümüzdeki dönemde tüketimin önemli bir kısmını depolayabilecek seviyeye ulaşılması, Türkiye’yi küresel dalgalanmalara karşı daha dirençli hale getirmektedir. Bütün bu tabloyu birlikte okuduğumuzda şunu net biçimde görüyoruz: Türkiye artık enerjide edilgen değil, belirleyici bir aktördür. Üreten, yöneten ve riskleri önceden öngören bir yapı inşa edilmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde şekillenen bu vizyon, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda enerjide bağımsızlığı güçlendiren stratejik bir dönüşüme işaret etmektedir. AK Parti olarak bizler, bu büyük hedefi sahada somut yatırımlarla büyüten bir anlayışla hareket ediyoruz. Enerjide güçlü, sürdürülebilir ve bağımsız bir Türkiye inşa etme kararlılığımızı aynı istikamette sürdüreceğiz. Savaş Çokduygulu: Küresel ekonomide korumacı politikaların öne çıktığı, jeopolitik gerilimlerin arttığı ve üretim zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde; Türkiye’nin üretim gücü, yatırım ortamı ve sanayi altyapısıyla uluslararası yatırımcılar açısından güvenilir bir merkez olmayı sürdürdüğü ifade ediliyor. Son 23 yılda sanayi, teknoloji ve yatırım alanında kaydedilen bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye bu yeni küresel düzende nasıl bir konum hedefliyor?
Faruk Aytek: Dünya ekonomisi yeni bir kırılma hattından geçiyor. Tedarik zincirleri yeniden kuruluyor, üretim merkezleri yer değiştiriyor, rekabetin tanımı teknoloji ve güven ekseninde yeniden şekilleniyor.
Türkiye bu sürecin dışında kalan bir ülke değildir. Aksine, bu dönüşümü okuyabilen ve kendi konumunu buna göre güçlendiren bir perspektifle hareket etmektedir. Son 23 yılda ortaya koyulan istikrarlı irade sayesinde Türkiye; üretim, sanayi ve teknoloji alanında güçlü bir altyapı inşa etmiştir. İhracatın 36 milyar dolardan 273 milyar dolara, millî gelirin 239 milyar dolardan 1,6 trilyon dolara ulaşması; bu sürecin planlı ve kararlı adımlarla yürütüldüğünü açıkça göstermektedir. Bugün Türkiye; otomotivden beyaz eşyaya, güneş panelinden rüzgâr türbinine kadar birçok alanda Avrupa’nın önde gelen üreticileri arasında yer almakta, geniş bir coğrafyada rekabetçi üretim gücüyle öne çıkmaktadır. Uluslararası yatırım tarafında oluşan tablo da bu güven ortamının en somut göstergesidir. 2002 yılında 14 milyar dolar seviyesinde olan doğrudan yatırım stoku, bugün 290 milyar dolara yaklaşmış; on binlerce uluslararası firma Türkiye’de üretim yapan, istihdam oluşturan ve teknoloji geliştiren bir yapının parçası haline gelmiştir. Bu dönüşümün en önemli tarafı, üretimin niteliğinde yaşanan değişimdir. Türkiye artık yüksek katma değerli üretim, Ar-Ge ve inovasyon odaklı bir sanayi yapısını güçlendirmektedir. Kurulan Ar-Ge merkezleri, teknoparklar ve teşvik sistemleri bu sürecin taşıyıcı unsurlarıdır. Sanayi politikalarımız dijitalleşme ve yeşil dönüşüm ekseninde şekillenmektedir. Veri merkezlerinden yapay zekâya, ileri teknolojilerden robotik sistemlere kadar geniş bir alanda atılan adımlar, Türkiye’nin geleceğin üretim modeline hazırlandığını göstermektedir. Yatırım ortamında sağlanan öngörülebilirlik ve hukuki güven de bu sürecin temelini oluşturmaktadır. 115 ülkeyle kurulan yatırım koruma mekanizmaları ve güçlü teşvik yapısı, Türkiye’yi uluslararası yatırımcılar açısından güvenilir bir merkez haline getirmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde şekillenen bu kalkınma iradesi, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda sanayi ve teknolojide yeni bir sıçramanın zeminini oluşturmaktadır. Türkiye, küresel üretim denkleminde artık yer arayan değil; yerini belirleyen ülkelerden biridir.
Savaş Çokduygulu: Savunma sanayiinde yerli üretim oranının yüzde 80’lerin üzerine çıktığı, ihracatta Türkiye’nin dünyanın en büyük 11. ülkesi haline geldiği ve bu süreçte KOBİ’lerin önemli bir rol üstlendiği ifade ediliyor. Ana yüklenici firmalar ile KOBİ’ler arasında daha yakın ve uzun soluklu iş birlikleri kurulmasına yönelik beklentiler de dile getiriliyor. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Aytek: Savunma sanayiinde ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin kendi imkân ve kabiliyetleriyle ayağa kalkma iradesinin sahadaki en güçlü tezahürlerinden biridir. Yerli üretim oranının yüzde 20’lerden yüzde 80’lerin üzerine çıkması, teknik bir ilerlemenin ötesinde; stratejik bağımsızlık yolunda kat edilen mesafenin açık göstergesidir. Bugün savunma ürünlerinde dünyanın en büyük 11. ihracatçısı konumuna ulaşılmış olması, bu alanda kurulan üretim ve teknoloji altyapısının ulaştığı seviyeyi ortaya koymaktadır. Bu başarının arkasında çok katmanlı bir üretim yapısı bulunmaktadır. Ana yüklenici firmalarımızın yanında, yenilikçi çözümler geliştiren ve sahadaki ihtiyaçlara hızlı cevap verebilen KOBİ’lerimiz bu yapının dinamik gücünü oluşturmaktadır. KOBİ’lerimizin üretim çevikliği ve teknolojik katkısı, savunma sanayiimizin derinliğini belirleyen temel unsurlardandır. Ana yüklenici firmalar ile KOBİ’ler arasında kurulacak daha yakın, daha derinlikli ve uzun soluklu iş birlikleri; mevcut kapasitenin daha da ileri taşınmasında belirleyici olacaktır. Bu iş birlikleri sayesinde üretim süreçleri güçlenecek, teknoloji geliştirme kabiliyeti daha geniş bir zemine yayılacaktır. Son 23 yılda sağlanan yatırım teşvikleri, Ar-Ge destekleri ve finansman imkanlarıyla savunma sanayiinde güçlü bir altyapı oluşturulmuştur. Binlerce projenin desteklenmesi ve yüz milyarlarca liralık yatırımın önünün açılması, bu alandaki kararlılığın sahaya yansımasıdır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde şekillenen yerli ve millî üretim anlayışı, savunma sanayiini stratejik bir güç alanı haline getirmiştir. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda bu ekosistem daha da derinleşecek, üretim kabiliyeti daha da genişleyecektir. Türkiye, güvenliğini başkalarının insafına bırakmayan; kendi teknolojisiyle, kendi üretimiyle ve kendi iradesiyle yol alan bir ülkedir.
Savaş Çokduygulu: Küresel ölçekte savaşların, enerji gerilimlerinin ve ticaret akışındaki dalgalanmaların arttığı bir dönemde açıklanan son veriler, dış ticarette dönemsel hareketliliklere işaret ederken Türkiye’nin dengeli bir görünüm sergilediğini ortaya koyuyor. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Aytek: Dünya ekonomisi son yılların en zorlu sınamalarından birinden geçmektedir. Sıcak çatışmalar, enerji piyasalarındaki gerilimler ve ticaret savaşları, küresel ticaretin yönünü doğrudan etkilemektedir. Dünya Ticaret Örgütü ve OECD verileri de küresel ticaret hacminde ve büyüme oranlarında belirgin bir yavaşlamaya işaret etmektedir. Böyle bir küresel tabloda Türkiye’nin ortaya koyduğu performans, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir başarıdır. Her şeyden önce Türkiye, enerji ve temel girdilerde arz sorunu yaşamayan bir ülkedir. Doğal gazdan petrole, gübreden petrokimya ürünlerine kadar geniş bir alanda arz güvenliğinin sağlanmış olması, üretim ve ihracatın kesintisiz devam etmesinin temel dayanağıdır. İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 73,4 seviyesinde gerçekleşmesi, dış ticaret dengemizin güçlü bir zeminde ilerlediğini göstermektedir. Bu oran, küresel dalgalanmalara rağmen Türkiye’nin dengeli bir ticaret yapısını koruduğunu ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği ile ticarette 1,4 milyar dolarlık fazla verilmesi ve AB’nin Türkiye’nin en güçlü ticaret partneri olmayı sürdürmesi, ihracat pazarlarımızın sağlamlığını açık şekilde teyit etmektedir. Özellikle savunma sanayi ihracatında ilk üç ayda sağlanan yaklaşık 500 milyon dolarlık artış, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretimde yakaladığı ivmenin güçlü bir göstergesidir. Yılın ilk aylarında ihracatta gözlenen hareketlilik; takvim etkileri, küresel gelişmeler ve bölgesel şartlarla birlikte değerlendirildiğinde yönetilebilir bir çerçevede ilerlemektedir. Nitekim önümüzdeki dönemde bu dalgalanmanın dengelenmesi ve ihracatın yeniden artış yönlü bir seyir izlemesi beklenmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen üretim, ihracat ve ticaret politikaları; Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda ülkemizi küresel ticaretin güçlü ve istikrarlı aktörlerinden biri haline getirmektedir. Türkiye, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde üretimini sürdüren, ticaretini geliştiren ve dengelerini koruyan bir ekonomik gücü temsil etmektedir.
Savaş Çokduygulu: 5G teknolojisinin devreye alınmasıyla birlikte Türkiye’de üretimden güvenliğe kadar birçok alanda yeni bir döneme girileceği ifade ediliyor. Siz bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Aytek: Gücün mahiyeti değişmiştir. Artık sınırları çizilen coğrafyalar kadar, akışı yönetilen veriler de belirleyicidir. Bu yeni düzende üstünlük, bilgiyi işleyebilen, koruyabilen ve değere dönüştürebilen iradeye aittir. 5G, bu iradenin sahadaki karşılığıdır. Gecikmenin ortadan kalktığı, verinin kaynağında işlendiği, üretimin anlık yönetildiği bir yapı kurulmaktadır. Fabrikalarda hatlar kendi kendini izlemekte, arızalar oluşmadan tespit edilmekte, tarımda sensörler toprağın nabzını tutmakta, ulaştırma ve güvenlik sistemleri eş zamanlı veriyle hareket etmektedir. Burada ortaya çıkan tablo teknik bir sıçramanın ötesindedir. Ekonomik kapasiteyi büyüten, güvenliği tahkim eden ve karar alma hızını yeniden tanımlayan bir eşik aşılmaktadır. Veri, artık sadece bir çıktı değildir; doğrudan güçtür. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da vurguladığı üzere; siyasi istikrar, ekonomik bağımsızlık ve dijital egemenlik aynı istikamette ilerleyen bir bütündür. Bu bütünlüğü kurabilen ülkeler, yeni çağın dengesini belirleyecektir. Türkiye, bu denklemi doğru okuyan ve gereğini yapan bir ülke olarak yol almaktadır. 5G ile birlikte mesele hız değildir; kontrol, kapasite ve hâkimiyettir. Türkiye bu üç alanda ağırlığını her geçen gün daha belirgin şekilde hissettirmektedir.
Savaş Çokduygulu: Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarında, Türkiye’nin “laf üstüne laf koyan değil, taş üstüne taş koyan” bir anlayışla hareket ettiği ve küresel ölçekte daha etkin bir aktör olma hedefi vurgulanıyor. Bu yaklaşımı hem iç politikada hem de bölgesel gelişmeler karşısında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Aytek: Siyasetin kıymeti, kurulan cümlelerin değil; ortaya konan eserlerin ve milletimizin hayatına dokunan hizmetlerin ağırlığıyla ölçülür. Bu anlayış, Türkiye’de siyasetin yönünü belirleyen temel çizgiyi ortaya koymaktadır. AK Parti’miz, kuruluşundan bu yana eser ve hizmet siyasetini merkeze almış; her adımını milletimizin ihtiyaçlarına cevap veren kalıcı yatırımlar ve somut icraatlar üzerine inşa etmiştir. Ortaya çıkan tablo, günübirlik tartışmaların değil; süreklilik taşıyan bir devlet aklının ve kararlı bir yürüyüşün sonucudur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, mesele laf üretmek değil; taş üstüne taş koyarak Türkiye’yi daha güçlü bir konuma taşımaktır. Bu yaklaşım, içeride milletimizin refahını büyüten, birliğini güçlendiren bir yönetim anlayışını ortaya koyarken; dışarıda dengeli, temkinli ve sorumluluk sahibi bir duruşu beraberinde getirmektedir. Bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında sergilenen irade, yalnızca güce değil; tecrübeye ve sağduyuya dayanan bir siyaset anlayışını yansıtmaktadır. Türkiye bugün, gelişmeleri izleyen değil; yön veren, denge kuran ve gerektiğinde inisiyatif alan bir ülke konumundadır. Bu konum, eser ve hizmet siyasetinin sahadaki karşılığıdır. Türkiye Yüzyılı, eserle yükselen, hizmetle derinleşen ve milletimizin iradesiyle güç kazanan bir yürüyüştür.
Savaş Çokduygulu: Adana’da son dönemde sanayi, tarım, ulaşım ve sosyal altyapı alanlarında önemli yatırımların hayata geçirildiği görülüyor. Özellikle Ceyhan Kimya Endüstri Bölgesi, organize sanayi alanlarının genişletilmesi ve lojistik projeler dikkat çekiyor. Bu yatırımların Adana’nın ekonomik yapısı ve bölgesel konumu üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Aytek: Adana’mız, Çukurova’mızın bereketini yalnızca toprağında değil; üretim iradesinde, alın terinde ve kalkınma azminde taşıyan bir şehirdir. Bugün ortaya koyduğumuz tablo, tekil projelerin değil; büyük bir kalkınma mimarisinin eseridir. Ceyhan Kimya Endüstri Bölgesi, bu mimarinin omurgasını oluşturan stratejik bir hamledir. Yüksek teknolojiye dayalı üretim altyapısıyla, Adana’mızı ham madde üreten bir şehir olmaktan çıkarıp katma değer üreten küresel bir merkeze dönüştürmektedir. Ceyhan–Yumurtalık hattı artık bir coğrafya değil; enerji, kimya ve lojistiğin kesiştiği güçlü bir üretim koridorudur. Organize sanayi bölgelerimizde ulaşılan doluluk oranı, üretim kapasitemizin sınırlarını zorladığını göstermektedir. Yeni ilave alanlarla birlikte bu potansiyeli daha geniş bir zemine taşıyoruz. Burada atılan her adım, istihdamı büyüten, üretimi derinleştiren ve Adana’mızı küresel rekabette daha görünür kılan bir adımdır. Petrokimya yatırımları, serbest bölgeler, liman projeleri ve ulaşım altyapısı aynı istikamette ilerlemektedir. Hızlı tren hattı ve planlanan ana konteyner limanı ile Adana’mız yalnızca üretim merkezi değil; aynı zamanda ticaretin ve lojistiğin kalbi haline gelmektedir. Tarımda kurduğumuz organize yapılarla üretimi disipline ediyor, sanayiyle entegre ediyor, ihracata taşıyoruz. Sosyal yatırımlarla bu büyümeyi insan odaklı bir zemine oturtuyoruz. Bu bütünlük, kalkınmanın tesadüf değil, irade olduğunu göstermektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu güçlü liderlik ve vizyon doğrultusunda, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz içinde Adana’mız üretimin, istihdamın ve stratejik gücün merkez şehirlerinden biri haline gelmektedir. Adana’mız artık sadece büyüyen bir şehir değildir; yön veren, ağırlık koyan ve geleceğin ekonomik haritasında merkezine yerleşen bir güçtür.
Savaş Çokduygulu: Adana’da son dönemde hayata geçirilen sulama projeleri, tarıma dayalı organize sanayi yatırımları, hayvancılık destekleri, finansman imkanları ve IPARD kapsamında sağlanan hibelerle birlikte tarımda çok yönlü bir dönüşüm dikkat çekiyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Adana’nın tarımsal üretimi ve kırsal kalkınması açısından nasıl bir etki öngörüyorsunuz?
Faruk Aytek: Adana’mız, Çukurova’mızın bereketli topraklarıyla üretimin hafızasını taşıyan, emeğin alın teriyle yoğrulduğu nadide şehirlerimizden biridir. Bu köklü birikimi geleceğe taşımak için tarımı bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Aşağı Seyhan Ovası’nda başlattığımız 96 milyar TL’lik yatırım, yaklaşık 1 milyon 548 bin dekar araziyi modern sulama sistemleriyle buluşturarak üretimin sürekliliğini ve suyun verimli kullanımını temin etmektedir. Kozan’ımızda, Ceyhan’ımızda ve Yedigöze–İmamoğlu hattında devam eden projelerle yüz binlerce dekar alan üretime kazandırılmış, tarımsal altyapı daha güçlü bir zemine oturtulmuştur. Üreticimizin yanında durmayı temel öncelik olarak görüyoruz. Mart ayında bitkisel üretim kapsamında üreticilerimizin hesaplarına aktarılan 1 milyar TL’yi aşan destek ve son üç yılda Adana’mıza sağlanan 6 milyar TL’lik katkı, bu yaklaşımın sahadaki karşılığıdır. Hayvancılık alanında hayata geçirilen “Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi” ile üreticimize doğrudan hayvan temini sağlanmakta, bakım ve besleme destekleri verilmekte ve sigorta ile finansman imkanları sunulmaktadır. Bu uygulama, üretim kapasitesini artıran ve sürdürülebilirliği güçlendiren önemli bir adımdır. Finansman tarafında Tarım Kefalet Destek Programı ile üreticimizin krediye erişimi kolaylaştırılmış, ilk aşamada 30 milyar TL’lik krediye teminat sağlanmıştır. Bu mekanizma, üretim planlamasıyla uyumlu bir finansman yapısının tesis edilmesine katkı sunmaktadır. IPARD III Programı kapsamında 214 projeye sağlanan 1,7 milyar TL’lik hibe desteği ise kırsalda yatırım, üretim ve istihdamı destekleyen önemli bir gelişmedir. Bu projelerin tamamlanmasıyla birlikte yaklaşık 2,9 milyar TL’lik yatırımın ekonomiye kazandırılması öngörülmektedir. Adana’mızın yerel değerlerinin korunması ve uluslararası düzeyde tanıtılması da önem taşımaktadır. Adana şalgamının Avrupa Birliği’nden coğrafi işaret tescili alması, bu toprakların ürünlerinin küresel ölçekte değer gördüğünü göstermektedir. Karataş’ımızda kurulan tarıma dayalı organize sanayi bölgeleriyle üretim, işleme ve pazarlama süreçleri bir bütün olarak ele alınmakta; tarımsal faaliyetlerin ekonomik değeri artırılmaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen politikalar doğrultusunda, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz kapsamında Adana’mızda tarımın daha verimli, planlı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması yönünde çalışmalar devam etmektedir. Adana’mızda üretim altyapısının güçlenmesiyle birlikte, tarımsal faaliyetlerin kapsamı ve etkisi her geçen gün daha geniş bir zemine yayılmaktadır.
Savaş Çokduygulu: Cumhurbaşkanı’nın son açıklamalarında savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve caydırıcılığın artırılması gerektiği vurgulanırken, muhalefetin bazı savunma projelerine yönelik eleştirileri de gündemde. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Aytek: Bölgemiz yangın yerine dönmüşken, sınırlarımızın hemen ötesinde devletler çökerken, dengeler altüst olurken Türkiye’nin dimdik ayakta durabiliyor olması tesadüf değildir. Bu tablo; güçlü devlet aklının, kararlı iradenin ve basiretli bir liderliğin eseridir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, krizlerin içine sürüklenen değil; o krizleri yöneten, dengeleri okuyan ve milletini ateşin dışında tutan bir istikamet izlemiştir. Savaşa sürüklenmeden gücünü tahkim eden, riskleri bertaraf ederken caydırıcılığını büyüten bir devlet aklı devrededir. İşte bu aklın sahadaki karşılığıdır savunma sanayiimiz… İHA’larımız, SİHA’larımız, KAAN’ımız… Bunlar birer teknoloji ürünü değildir; bunlar bu milletin bağımsızlık yemininin çelikleşmiş halidir. Yerli ve millî imkânlarla yükselen bu güç, Türkiye’yi başkalarının kapısında bekleyen bir ülke olmaktan çıkarmış, kendi göğünü koruyan bir devlete dönüştürmüştür. Ama ne hazindir ki; içeride bu büyük yürüyüşü kavrayamayan bir dil hâlâ dolaşımdadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi; KAAN’a bakınca “kalorifer peteği”, “süpürge sapı” gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Dünyanın sayılı ülkeleri arasına girilmiş, 5. nesil savaş uçağı üretilmiş… Ama içeride bunu küçümseyen bir bakış… Bir de çıkıp “füze denemesi yapmayın, balıklar zarar görüyor” diyorlar. Ateş çemberinin ortasında, caydırıcılığın hayat memat meselesi olduğu bir dönemde bu sözleri kurabilmek; bu milletin yaşadığı coğrafyayı hiç anlamamaktır. AK Parti’miz, hamasetle değil, eserle konuşur. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kurulan bu yerli ve millî savunma hamlesi, Türkiye’yi edilgen bir ülke olmaktan çıkarmış; oyun kuran, söz söyleyen ve gerektiğinde dengeyi belirleyen bir güce dönüştürmüştür.
Milletimiz her şeyi görüyor: Kimin bu ülkeyi büyüttüğünü… Kimin ise yapılan her eseri küçültmeye çalıştığını… Bu yürüyüş; inananların yürüyüşüdür. Bu yürüyüş; irade koyanların yürüyüşüdür.
Türkiye Yüzyılı; yerli ve millî iradeyle, güçlü liderlikle ve bu milletin sarsılmaz duruşuyla yükselmektedir.