Kültür & Sanat

Adana'nın 'Festival Ekonomisi' Kalıcı Turizme Dönüşebilir Mi?

Nisan ayında yapılacak Portakal Çiçeği Karnavalı ve Lezzet Festivali gibi dev etkinliklerin kente getirdiği sıcak para ve coşku inkar edilemez. Peki neden turistler sadece yılda 10 gün festivaller için geliyor da yılın geri kalan 355 günü Adana bir turizm merkezi olamıyor? İşte bu sorunu yanıtı...

5ocakgazetesi.com

Baharın gelişiyle birlikte Adana sokaklarını saran portakal çiçeği kokusu, sadece bir doğa uyanışını değil, aynı zamanda kentin en büyük ekonomik hareketliliğini de müjdeliyor. Yaklaşan Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı için Türkiye'nin dört bir yanından ve yurt dışından yüz binlerce kişi rotasını Adana'ya çevirmiş durumda. Oteller aylar öncesinden tam kapasiteye ulaştı, restoranlar ve yerel esnaf devasa bir nakit akışına hazırlanıyor. Ekim ayındaki Lezzet Festivali'nde de benzer bir tabloyu yaşayan kent, bu organizasyonlardaki başarısıyla rüştünü çoktan ispatladı.

Ancak konaklama sektörü temsilcileri, turizm acenteleri ve şehir plancıları madalyonun diğer yüzüne dikkat çekiyor. Kentin makroekonomik kurtuluşunun, yılda iki kez yaşanan bu "bayram havasından" ziyade, turizmi 12 aya yayacak kalıcı ve sürdürülebilir bir devlet/yerel yönetim politikasına bağlı olduğu vurgulanıyor.

15 GÜNLÜK COŞKU, 350 GÜNLÜK BEKLEYİŞ

Turizm profesyonellerinin ortak tespiti şu yönde: Festivaller bir kentin PR (halkla ilişkiler) çalışması için mükemmel araçlardır, ancak tek başlarına "bacasız sanayi" kuramazlar.

Sektör temsilcilerinin 5 Ocak Medya'ya yaptığı değerlendirmelerde şu çarpıcı ifadeler öne çıkıyor:

"Karnaval ve festival dönemlerinde Adana'da boş yatak bulmak imkansız. Uçak biletleri tükeniyor, kebapçılarda kuyruklar oluşuyor. Ancak bu 10-15 günlük periyot bittiğinde, kentin turizm grafiği aniden dibe çakılıyor. Yılın geri kalan 350 gününde, otellerimiz daha çok ticari seyahatler (iş insanları, şirket toplantıları) sayesinde ayakta kalıyor. Bizim asıl hedefimiz, yabancı ve yerli turistin Aralık ayında da, Temmuz ayında da Adana'yı bir 'tatil ve kültür destinasyonu' olarak seçmesini sağlamak olmalıdır."

TARİH VE DOĞA POTANSİYELİ NEDEN KULLANILAMIYOR?

Adana, sadece kebap ve şalgamdan ibaret bir gastronomi durağı değil; aynı zamanda devasa bir tarihi ve doğal mirasa sahip. Ancak uzmanlara göre bu miras, entegre bir turizm paketine dönüştürülemiyor.

  • Tepebağ'ın Ağır İlerleyen Dönüşümü: Şehrin tam kalbindeki tarihi Tepebağ evleri ve höyüğü, Gaziantep'in Bey Mahallesi veya Ankara'nın Hamamönü gibi bir çekim merkezine dönüşme potansiyeline sahipken, restorasyon süreçlerinin yavaşlığı nedeniyle istenilen turistik cazibeyi tam olarak yaratabilmiş değil.

  • Antik Kentler ve Rota Eksikliği: UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ndeki Anavarza Antik Kenti, Şar Antik Kenti (Comana), Misis ve Karataş Magarsus gibi paha biçilemez değerler, ulaşım ve tanıtım eksikliği nedeniyle tur otobüslerinin ana rotasına giremiyor.

  • Sinema ve Edebiyat Turizmi: Orhan Kemal'den Yılmaz Güney'e, Yaşar Kemal'den sayısız Yeşilçam filmine ev sahipliği yapmış Çukurova'nın bu "kültürel hafızası", bir sinema müzesi ve tematik şehir turlarıyla pazarlanamıyor.

ÇÖZÜM: BÜTÜNCÜL BİR 'DESTİNASYON' YÖNETİMİ

Adana'nın festival şehri kimliğinden "Turizm Markası" kimliğine geçiş yapabilmesi için kurumlar arası kopukluğun giderilmesi şart. Büyükşehir Belediyesi, Valilik, Ticaret Odası, Sanayi Odası ve turizm acentelerinin ortak bir "Adana Turizm Geliştirme Ajansı" çatısı altında birleşerek, kenti sadece yemek yemeye gelinen bir yer olmaktan çıkarıp, en az 3-4 gün konaklamalı, kültür, tarih ve doğa rotalarıyla örülmüş bir "destinasyon" olarak pazarlaması gerekiyor. Aksi takdirde kent, devasa potansiyeline rağmen yılda iki kez uyanıp tekrar uykuya dalan bir dev olmaktan öteye gidemeyecek.