Özel

Adana’nın Efsaneleri Ortaya Çıktı! İşte Binlerce Yıllık Hikayelerin Gizemi

Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Refiye Şenesen, Adana’nın zengin halk kültürünü konu alan çalışmasında, şehrin geçmişten bugüne uzanan efsanelerini derledi.

5ocakgazetesi.com

Araştırmaya göre Adana, efsaneler bakımından Anadolu’nun en zengin bölgelerinden biri.

Dr. Şenesen, efsaneleri “bir toplumun geçmişini, korkularını ve inançlarını yansıtan kutsal anlatılar” olarak tanımlıyor. Adana’da anlatılan efsaneler; doğa olaylarından kutsal kişilere, taş kesilme hikâyelerinden yer adlarının kökenine kadar geniş bir yelpazede şekillenmiş durumda.

Şahmeran ve Lokman Hekim: Adana’nın Ölümsüz İkilisi

Adana’nın en ünlü efsanelerinden biri, Misis ve Yılankale çevresinde anlatılan Şahmeran ve Lokman Hekim hikâyesi. Rivayete göre binlerce yıl önce bir mağarada yaşayan yılanların kraliçesi Şahmeran, insanlara bilgelik ve şifa dağıtır. Onu gören kişi, sırrını kimseye söylememelidir. Ancak hikâyenin sonunda Şahmeran öldürülür, ölümünden doğan bilgiyle Lokman Hekim ortaya çıkar. Şahmeran’ın “Kuyruğumun suyunu vezire içir, ölsün; başımın suyunu iç, Lokman Hekim olasın” sözleri efsaneye yön veren dönüm noktasıdır.

“Misis Yılandan, Ceyhan Yelden, Adana Selden Gidecek”

Halk arasında dilden dile dolaşan bu söz, bölgenin coğrafi özellikleriyle birleşen efsanevi bir inanışa dayanıyor. Adana’da Seyhan Nehri’nin sık sık taşması, şehrin bir gün sel altında kalacağına; Ceyhan’ın rüzgârla, Misis’in ise yılanlarla yok olacağına inanılmış. Bu inanç, Şahmeran efsanesiyle bütünleşerek halkın hafızasında yer etmiş.

Gülek Boğazı’nda Ejderha ve Taş Kız Efsanesi

Toros Dağları’nda geçen bir başka efsane ise Gülek Geçidi’ndeki ejderha ve kral kızı üzerine kurulu. Rivayete göre ormanda ejderhaya yakalanan genç kız, Tanrı’ya “Beni taş yap” diye dua eder ve hem kendisi hem ejderha taşa dönüşür. Bugün bölgede bulunan kaya şekillerinin bu hikâyeden geldiğine inanılır.

Anavarza Taşının Sırrı: “Adım Naş, Yaşadım Bin Beş Yüz Yaş”

Kozan ve Anavarza civarında yaşayan insanların uzun ömürlü olduğuna dair bir inanış bulunuyor. Rivayete göre Naş adında bir adam, ölümün varlığını ilk kez oğlunun cenazesinde öğrenir ve “Bilseydim dünyada ölüm var, koymazdım taş üstünde tas” diyerek taşı yere bırakır. Bu taş hâlâ Anavarza çevresinde kutsal sayılıyor.

Ulucami’nin Kanlı Temeli ve Gariplerin Şehri Adana

Ramazanoğulları tarafından yaptırılan tarihi Ulucami’nin temeline ilişkin anlatılan efsane, şehrin “gariplerin yurdu” olarak anılmasının da kaynağı. Rivayete göre caminin temeli atılırken kurban olarak bir garip çocuk kesilir. Bu olayın ardından Ramazanoğlu Bey, “Vay Adana’m, gariplerin şehri olacak!” der. Bugün hâlâ bu söz halk arasında hatırlanır.

Lokman Hekim ve Ölümsüzlük Kitabı

Bir diğer efsaneye göre Lokman Hekim, ölümsüzlüğün sırrını bulur ancak meleğin müdahalesiyle kitabı Ceyhan Nehri’ne düşürür. Irmak kenarında sadece bir yaprak bulan Lokman Hekim’in o sayfadan bugünkü tıbbın doğduğu söylenir. Misis halkı hâlâ bu efsaneye inanır; çocukların ağrıları için kutsal sayılan toprakla yapılan bezler kullanılır.

Yılan ve Tas: Tıbbın Sembolü Adana’dan mı Doğdu?

Bir başka Lokman Hekim efsanesinde ise, hastalığın çaresini “yılanın süt içip zehrini kusturduğu tasa” bağlayan anlatı dikkat çeker. Bu hikâyeden dolayı bugün eczacılık ve tıbbın sembolü olarak kullanılan “yılan ve tas” figürünün kökeni Adana’ya dayandırılır.

Adana’nın Kültürel Hafızasında Yaşayan Miras

Dr. Şenesen’e göre, Adana efsaneleri halkın umutlarını, korkularını ve yaşam felsefesini yansıtır. Her bir hikâye, hem kadim Anadolu medeniyetlerinin izlerini hem de Türk-İslam kültürünün etkilerini taşır.

Bu anlatılar, Adana’yı yalnızca bir şehir değil, “yaşayan bir efsane coğrafyası” haline getiriyor.