Adana’nın geleceğini tehdit eden en büyük kronik sorun, kentin deprem gerçeğiyle zemin koşullarının aynı noktada buluşması. Çukurova’nın geniş ve verimli ovası üzerinde büyüyen kentte, özellikle gevşek alüvyon zeminler deprem sırasında sarsıntının etkisini artırabilecek özellik taşıyor. Yeraltı suyunun yüksek olduğu bazı bölgelerde ise sıvılaşma riski gündeme geliyor. Üstelik sorun yalnızca yeni yapılarda değil. Yaşlanan yapı stoku, plansız büyüme ve zeminin özelliklerinin her bölgede aynı olmaması, Adana’nın önündeki tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Kent için asıl kritik mesele, yeni yapılaşmanın nereye ve hangi zemin koşullarında yönlendirileceği.
Adana’nın en büyük kronik sorunu: Zeminle yarışan yapılaşma
Adana yıllar içinde Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin taşıdığı alüvyonların oluşturduğu geniş ova üzerinde büyüdü. Bu topraklar tarım açısından büyük değer taşıyor. Ancak mühendislik açısından bakıldığında, alüvyon zeminlerin deprem davranışı her bölgede aynı değil.
Gevşek ve suya doygun zeminlerde güçlü bir deprem meydana geldiğinde zeminin davranışı değişebiliyor. Sarsıntı sırasında boşluk suyu basıncının yükselmesi, bazı zeminlerde taşıma kapasitesinin azalmasına ve sıvılaşmaya neden olabiliyor. Bu durumda sorun yalnızca binanın ne kadar sağlam olduğu değil, binanın altında nasıl bir zemin bulunduğu haline geliyor.
Adana’nın geleceği açısından bu nedenle kritik soru, “Kaç bina yenilenecek?” kadar “Yeni yapılaşma hangi zemin üzerinde gerçekleşecek?” sorusu. Çünkü dayanıklı bina üretmek kadar, yapının bulunduğu zeminin özelliklerine uygun tasarım yapmak da deprem güvenliğinin temel şartlarından biri.
Deprem geldiğinde zeminin davranışı belirleyici olabilir
Adana denildiğinde deprem riski çoğu zaman fay hatları üzerinden tartışılıyor. Oysa bir depremin kentte yaratacağı hasarı yalnızca depremin büyüklüğü belirlemiyor. Deprem dalgalarının geçtiği zeminin özellikleri de sonucu değiştirebiliyor.
Yumuşak zeminlerde sarsıntının bazı koşullarda büyüyebilmesi, yapıların maruz kaldığı hareketi artırabiliyor. Sıvılaşmaya elverişli tabakaların bulunduğu alanlarda ise zemin geçici olarak taşıma kapasitesinin önemli bölümünü kaybedebiliyor. Bunun sonucunda binalarda oturma, farklı oturma veya yatma gibi hasarlar ortaya çıkabiliyor.
Burada önemli bir ayrıntı var: Adana’daki her alüvyon alanın sıvılaşacağı ya da aynı ölçüde risk taşıdığı söylenemez. Riskin belirlenmesi için parsel bazında jeolojik ve jeoteknik verilerin incelenmesi gerekiyor. Bu nedenle kentin tamamını tek bir risk kategorisine koymak yerine mahalle ve parsel ölçeğinde zemin analizlerinin yapılması önem taşıyor.
Adana’nın geleceği için asıl mücadele yeni yapılaşmada
Adana’nın önündeki sorun yalnızca mevcut binaların yenilenmesi değil. Kent büyürken hangi alanların yapılaşmaya açılacağı da gelecek açısından belirleyici olacak.
Ovanın tarım arazilerinin yapılaşmayla parçalanması, bir yandan kentin ekonomik ve ekolojik geleceğini etkilerken diğer yandan yeni yerleşim alanlarının zemin özelliklerini gündeme getiriyor. Deprem güvenliği açısından bakıldığında ise her yeni yapı, bulunduğu parselin jeoteknik koşullarına göre değerlendirilmek zorunda.
Bu nedenle Adana’da kentsel dönüşümün yalnızca eski binaların yıkılıp yerine yeni binaların yapılması şeklinde ilerlemesi yeterli değil. Zeminin taşıma kapasitesi, yeraltı suyu, olası sıvılaşma potansiyeli ve bölgesel deprem tehlikesi birlikte ele alınmalı.
Kent planlamasında alınacak kararlar, bugün yapılacak bir binanın güvenliğinden çok daha uzun bir zaman dilimini etkileyecek. Çünkü yanlış yerde başlayan yapılaşmanın düzeltilmesi, bina tamamlandıktan sonra çok daha zor ve maliyetli hale geliyor.
Adana’nın önündeki en büyük risk depremden önce başlıyor
Adana’nın deprem tehlikesini ortadan kaldırmak mümkün değil. Ancak depremin afete dönüşme ihtimalini azaltmak mümkün. Bunun yolu ise yalnızca deprem olduktan sonra müdahale etmekten değil, kent büyümeden önce doğru kararları almaktan geçiyor.
Zemin etütlerinin kâğıt üzerinde kalan bir prosedür olmaktan çıkarılması, riskli yapıların bilimsel verilerle belirlenmesi ve kentsel dönüşümün zemin koşullarını da kapsayacak şekilde yürütülmesi gerekiyor. Yeni imar kararlarında ise tarım alanları, zemin özellikleri ve ulaşım altyapısı birlikte değerlendirilmek zorunda.
Adana’nın geleceğini belirleyecek mesele bu nedenle yalnızca olası büyük deprem değil. Asıl mesele, o deprem geldiğinde kentin ne kadar hazırlıklı olacağı. Bugün yanlış zeminde verilen bir yapılaşma kararı, yıllar sonra çok daha ağır bir faturaya dönüşebilir.




