5ocakgazetesi.com
Aktaş, Adanalıların “kaba” olduğu yönündeki genellemeleri eleştirerek, bir şehrin birkaç davranış, televizyon karakteri veya klişe üzerinden tanımlanamayacağını vurguladı.
Aktaş, Adana için “Adanalılar kaba. Dilleri kaba, yaşam biçimleri kaba, insan ilişkileri kaba” şeklindeki bir yorumu ele alarak, “Bir şehri gerçekten birkaç kelimeyle tanımlayabilir miyiz?” sorusunu gündeme getirdi.
“YÜKSEK SES KABALIK DEĞİLDİR”
Adana insanının çoğu zaman doğrudan konuştuğunu ve duygularını daha açık yaşadığını belirten Aktaş, bu özelliklerin zaman zaman dışarıdan farklı yorumlanabildiğine dikkat çekti.
Aktaş, Adana insanının lafı dolandırmayan, yakın ilişkiler kuran ve haksızlık gördüğünde itiraz edebilen bir yapıya sahip olduğunu ifade ederek, yüksek sesle konuşmanın doğrudan kabalık anlamına gelmediğini savundu.
Değerlendirmesinde, “Mertliği kabalıkla, samimiyeti görgüsüzlükle, doğrudanlığı sertlikle karıştırdığımız anda bir şehrin kültürünü yanlış okumaya başlarız” ifadelerine yer veren Aktaş, Adana’nın farklı bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirtti.
“ADANA’YI SADECE SOKAKTAN DEĞİL, HAFIZASINDAN DA OKUMAK GEREKİR”
Adana’nın kent kültürünün yalnızca günlük konuşma biçimlerinden ibaret olmadığını belirten Aktaş, şehirde güçlü bir mahalle kültürü, dayanışma, misafirperverlik ve samimiyet bulunduğuna dikkat çekti.
“Gardaş” kelimesinin Adana’da yalnızca bir hitap şekli olmadığını ifade eden Aktaş, bunun aynı zamanda yakınlık, güven ve aidiyet anlamları taşıdığını belirtti.
Aktaş’a göre Adana kültüründe misafir için sofra kurulması, komşunun derdiyle ilgilenilmesi, yaşlıların hatırının sorulması ve ihtiyaç sahibine destek olunması gibi toplumsal dayanışma örnekleri önemli bir yer tutuyor.
“ADANA’NIN SORUNLARI DA VAR”
Aktaş, Adana’nın sorunlarının görmezden gelinmemesi gerektiğini de vurguladı.
Kentte kabalık, şiddet, suç ve eşitsizlik gibi sorunların bulunduğunu belirten Aktaş, bu sorunlarla mücadele edilmesi gerektiğini ancak bir şehrin yalnızca problemlerinden ibaret görülmemesi gerektiğini ifade etti.
Aktaş, “Bir şehirdeki sorunları konuşmak başka, o şehri sorunlarından ibaret görmek başkadır” değerlendirmesinde bulundu.
“ADANA SADECE TARIMLA DEĞİL, KÜLTÜRÜYLE DE ÜRETİYOR”
Adana ve Çukurova’nın Türkiye'nin kültür ve edebiyat hayatındaki yerine de dikkat çeken Aktaş, bölgenin yalnızca tarımsal üretimle değil, edebiyat, sanat ve müzik alanlarında da önemli bir birikime sahip olduğunu belirtti.
Aktaş; Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü ve Abidin Dino gibi isimlerin Adana ve Çukurova'nın insanını, emeğini, toprağını ve yaşamını farklı biçimlerde eserlerine taşıdığını hatırlattı.
Çukurova'nın hikâyesinin edebiyat ve sanat aracılığıyla Türkiye'nin kültürel hafızasında önemli bir yer edindiğini belirten Aktaş, bölgenin yalnızca tarımsal üretim yapan bir coğrafya olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
“TELEVİZYONLARDAKİ ADANA, ADANA’NIN TAMAMI DEĞİL”
Adana'nın televizyon ve popüler kültürde çoğu zaman bağıran, kavga eden ve sert konuşan karakterler üzerinden temsil edildiğini belirten Aktaş, bunun kentin tamamını yansıtmadığını ifade etti.
“Bu, Adana’nın karikatürüdür” değerlendirmesinde bulunan Aktaş, milyonlarca insanın yaşadığı bir şehrin birkaç senaryo karakterinin davranışlarıyla tanımlanmasının doğru olmayacağını belirtti.
Aktaş, kentin gerçek kimliğinin anlaşılması için Adana’nın göç tarihine, mahallelerine, üretim biçimine, insan ilişkilerine, toplumsal hafızasına, sanatına ve edebiyatına birlikte bakılması gerektiğini vurguladı.
“KENDİ HİKÂYEMİZİ KENDİMİZ ANLATMALIYIZ”
Aktaş, Adana'nın kendisini anlatmasının önemine de dikkat çekti.
Gençlerin kendi şehirlerini yazması, yazarların Adana'nın hikâyelerini anlatması, akademisyenlerin kentin sosyal yapısını araştırması, sanatçıların görünmeyen hikâyeleri görünür kılması ve gazetecilerin yalnızca sorunları değil, çözüm üreten insanları da gündeme taşıması gerektiğini belirtti.
“Kendi hikâyemizi kendimiz anlatmalıyız” mesajını veren Aktaş, bir şehrin kendi hikâyesini anlatmadığı durumda başkalarının o şehir adına konuşmaya başlayabileceğini ifade etti.
“ADANA, BAŞKASININ SENARYOSUNDA YAN KARAKTER DEĞİL”
Aktaş değerlendirmesinin sonunda Adana'nın kusursuz bir şehir olmadığını, ancak yalnızca sorunları üzerinden tanımlanmasının da doğru olmadığını vurguladı.
Adana'nın doğrudan, samimi ve güçlü bir kent kültürüne sahip olduğunu belirten Aktaş, kentin hikâyesinin yalnızca kebap, sıcak hava veya televizyon karakterlerinden ibaret olmadığını ifade etti.
Aktaş, Adana'nın toprağın, emeğin, göçün, dayanışmanın, edebiyatın, sanatın ve insanın hikâyesi olduğunu belirterek değerlendirmesini şu ifadeyle tamamladı:
“Adana, başkasının yazdığı senaryoda yan karakter değildir. Adana, kendi hikâyesinin başrolüdür.”




