Zayıflamanın karanlık tarihi!

İçinde yaşadığımız modern çağın en büyük paradokslarından biriyle karşı karşıyayız: Bir yanda her köşe başında yükselen fast-food zincirleri, hareketsiz yaşam ve bunların doğal bir sonucu olarak küresel bir salgına dönüşen obezite; diğer yanda ise bize dayatılan o "kusursuz ve ince" beden algısı.

Bugün obezite, yalnızca estetik bir kaygı değil, çağımızın en ciddi kronik hastalıklarının başında geliyor. Ancak insanoğlunun fazla kilolarıyla olan amansız savaşı dün başlamadı. Bugünün modern diyet reçetelerini, zayıflama çaylarını ya da cerrahi müdahalelerini bir kenara bırakın; geçmişin tozlu sayfalarına baktığımızda, insanoğlunun ince bir bele sahip olmak uğruna ölümü bile göze aldığı, akılalmaz ve tüyler ürpertici bir tarihle karşılaşıyoruz.

Gelin, insanlığın zayıflama uğruna aklını ve sağlığını hiçe saydığı o şaşırtıcı geçmişe hep birlikte, hayretler içinde bir göz atalım.

***

KARNINDA CANAVAR BESLEYENLER VE YOĞURT LAVMANLARI

Zamanı biraz geriye, Viktorya Dönemi’ne saralım. O dönemde kadınlar arasında zayıflamak için öyle bir yöntem popülerdi ki, duyunca tüyleriniz diken diken olacak: Canlı canlı tenya (şerit solucanı) yutmak! Vücuda hap şeklinde giren bu parazitler, bağırsaklarda büyüyor ve kişinin yediği her şeye ortak olarak kilo almasını imkânsız hale getiriyordu. Tabii bu tehlikeli oyunun bedeli ağırdı; epilepsi, bunama ve bitmek bilmeyen karın ağrılarıyla boğuşan insanlar, bu "içlerindeki canavardan" kurtulmak için mideye metal aletler sokulması gibi korkunç tıbbi işlemlere katlanmak zorunda kalıyordu.

Edwardian Dönemi'ne geldiğimizde ise sahneye tanıdık bir isim, mısır gevreğinin mucidi John Harvey Kellogg çıkıyordu. Kellogg’un sağlıklı yaşam fantezileri, bağırsak florasını düzenlemek adına her gün uygulanan yoğurt lavmanlarına kadar uzanmıştı. Batı'da bu çılgınlıklar yaşanırken, Doğu'da iş felsefi bir boyuta taşınmıştı. Hindistan’da doğan ve "Breatharianism" adı verilen akım, insanların sadece güneş ve hava ile yaşayabileceğini iddia ediyordu. Yiyecek ve içeceği tamamen bırakıp, kendini açlığa mahkûm eden birçok spiritüel meraklı, ne yazık ki bu dünyadan bir deri bir kemik göçüp gitti.

GÜZELLİK UĞRUNA ARSENİK VE ÇİĞNEYİP TÜKÜRME ÇILGINLIĞI

19. yüzyılın bir başka mucizevi (!) zayıflama yöntemi ise, kelimenin tam anlamıyla bir zehirdi. İçinde arsenik bulunan ilaçlar, "metabolizmayı jet hızıyla çalıştırıyor" ilanlarıyla kapış kapış satılıyordu. Evet, insanlar zayıflıyordu ancak kilolardan önce canlarını veriyorlar, süreç genellikle ağır arsenik zehirlenmeleriyle son buluyordu.

1900’lerin başında ise Horace Fletcher adında bir adam, "Yemekleri çiğneyin, tadını alın ve yutmadan tükürün" diyerek yeni bir akım başlattı. "Fletcherizm" adı verilen bu teknik, vücudun ihtiyacı olan besinleri almasını engellediği için, insanları yavaş yavaş eriten tehlikeli bir beslenme bozukluğuna dönüştü.

1920’ler ise pazarlama dehasının (!) zirve yaptığı yıllardı. Tütün şirketleri, kadınları hedef alarak "İştahınızı kapatır, sizi zayıflatır" reklamlarıyla sigarayı bir diyet ürünü gibi pazarladı. Sonuç; verilen birkaç kilonun yerine gelen kanser ve ölümcül hastalıklar oldu.

SABUNLAR, KORSELER VE TİTREYEN MAKİNELER

Aynı yıllarda mucize arayışı temizlik reyonlarına da sıçradı. "La-Mar Reducing Soap" adlı sabun, köpürdükçe yağları erittiğini iddia ediyordu. Tabii ki eriyen tek şey kullanıcıların parası ve sabunun kendisi oldu; geriye sadece temiz bir ten kaldı. Sabunla yetinmeyenler ise kendilerini lastik korselerin içine hapsetti. Terleterek kilo verdirdiği iddia edilen bu işkence aletleri, ciddi cilt tahrişlerinden başka bir şey sunmadı.

1950’lerin ev kadınları ise bugünün modern spor salonlarının atası sayılan, ama daha çok bilimkurgu filmlerindeki işkence odalarını andıran "vücut küçültme salonlarına" akın etti. Her yerinden kablolar ve demir mekanizmalar çıkan, vücudu amansızca sarsan bu makineler ya hiçbir işe yaramıyordu ya da kadınların kas iskelet sistemine kalıcı zararlar veriyordu.

1970'lere geldiğimizde ise moda dünyası sahnedeydi: Günlük kullanımda dokuz santim incelme vaat eden şişme sauna pantolonları! Bu balon gibi pantolonların tek marifeti ise vücuttan su kaybettirmekti, yağlardan tek bir gram bile eksiltemiyordu.

Tarihin bu karanlık ve tuhaf dehlizlerinde yürüdüğümüzde net bir gerçeği görüyoruz: İnsanoğlu, dönemin estetik kalıplarına girmek ya da kilolarından kurtulmak için her çağda sağlığını masaya sürmeye hazırdı.

***

Bugün, obeziteyle mücadele ederken geçmişin bu ölümcül hatalarına gülüp geçiyoruz belki. Ancak unutmayalım ki, günümüzde de internette satılan "mucizevi" merdiven altı diyet hapları, tek tip beslenme çılgınlıkları ve bilinçsizce yapılan müdahaleler, geçmişin tenya yutma ya da arsenik içme çılgınlığından çok da farklı değil.

Tarih bize gösteriyor ki; obezite gibi çağımızın en büyük sağlık problemine karşı savaşırken mantığı, bilimi ve en önemlisi sağlığımızı bir kenara bırakırsak, insanlık gelecekte de bugün bizim düştüğümüz hataları hayretle okuyacaktır. Kendimizi hunharca cezalandırmadığımız, bedenimize bir düşman gibi değil, bir emanet gibi baktığımız sağlıklı günler dileğiyle...