Zam Geldi, Yük Yine Vatandaşın Omzunda

Adana’da şehir içi ulaşım bir kez daha zam haberiyle gündemde... Dolmuş ve özel halk otobüsü ücretlerine yapılan yeni artış, özellikle dar gelirli vatandaşların bütçesinde yeni bir gedik açacak gibi görünüyor. UKOME kararıyla yürürlüğe giren yeni tarifeye göre artık bir yerden bir yere gitmek, sadece mesafe değil, ciddi bir maliyet hesabı da gerektiriyor.

Yeni fiyatlara bakıldığında dolmuşta elektronik kart kullanan sivil yolcu 42 lira, öğrenci 25 lira 50 kuruş ödeyecek. Nakit ödeme yapan herkes için ise ücret 55 lira. Özel halk otobüslerinde de elektronik kartla sivil ücret 39 lira, öğrenci ücreti ise 20 lira olarak belirlendi. Rakamlar kâğıt üzerinde yalnızca bir tarife değişikliği gibi durabilir. Ancak işin gerçek yüzü, sabah evinden çıkıp işe giden, okuluna yetişmeye çalışan, hastaneye gitmek zorunda kalan vatandaşın cebinde hissedilecek.

Bugün Adana gibi büyük bir şehirde birçok insan, günlük hayatını toplu taşımaya bağlı şekilde sürdürüyor. Aracı olmayan, taksi kullanma imkânı bulunmayan, ekonomik şartlar nedeniyle her kuruşu hesaplayarak yaşayan binlerce kişi için dolmuş ve otobüs yalnızca bir ulaşım aracı değil, yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Hal böyleyken ulaşıma gelen her zam, doğrudan hayat standardına dokunuyor.

Bir işçinin sabah işe gidip akşam dönmesi, ay sonunda maaşından ciddi bir bölümün sadece yol parasına ayrılması anlamına geliyor. Öğrenciler açısından tablo daha da düşündürücü. Eğitim çağındaki gençlerin ulaşımı kolaylaştırılmalı, desteklenmeli, teşvik edilmeli. Ancak her yeni fiyat artışı, ailelerin omzundaki yükü biraz daha artırıyor. Birden fazla çocuğu okula giden aileler için ulaşım artık başlı başına bir gider kalemi haline gelmiş durumda.

Burada asıl soru şu: Zam kaçınılmaz mıydı? Elbette akaryakıt fiyatları artıyor, araç bakım maliyetleri yükseliyor, yedek parça giderleri çoğalıyor, personel maliyetleri büyüyor. Şoför esnafı da kendi cephesinden haklı gerekçeler sunuyor. Onlar da artan giderler karşısında ayakta kalmaya çalışıyor. Bu yönüyle bakıldığında zam kararının sadece “fiyat artırıldı” şeklinde değerlendirilmesi eksik olur. Çünkü ulaşım sektöründe direksiyon başındaki emekçi de ekonomik krizden payını alıyor.

Ancak vatandaş açısından gerçek değişmiyor. Gelir artmadan gider artıyorsa, sorun büyüyor demektir. Maaşlara yapılan zamlar çoğu zaman temel ihtiyaçlardaki artışın gerisinde kalırken, ulaşıma gelen yeni tarifeler vatandaşın günlük yaşamını daha da zorlaştırıyor. İnsanlar artık bir yere gitmeden önce “gidebilir miyim?” değil, “gidecek param var mı?” diye düşünmeye başlıyor.

Bir başka dikkat çekici nokta ise nakit ödeme ile kartlı ödeme arasındaki büyük fark. Nakitte 55 lira ücret belirlenmesi, vatandaşın elektronik karta yönlendirilmesi açısından anlaşılabilir. Ancak herkesin her an kart yükleme imkânı olmayabiliyor. Özellikle yaşlılar, kırsaldan gelenler, teknolojiye erişimi sınırlı olanlar veya acil durumda ulaşım kullanmak zorunda kalanlar için nakit ödeme hâlâ önemli bir seçenek. Bu farkın bu denli yüksek olması, ayrı bir tartışma konusu yaratacaktır.

Ulaşım, lüks değil temel ihtiyaçtır. İnsanların işe, okula, hastaneye, kamu kurumlarına ulaşabilmesi sosyal yaşamın temel şartıdır. Bu nedenle toplu taşıma sadece ticari değil, aynı zamanda sosyal bir hizmet olarak ele alınmalıdır. Belediyelerin, merkezi yönetimin ve ilgili kurumların bu alanda daha kalıcı çözümler üretmesi gerekiyor. Sadece zam yaparak denge kurmaya çalışmak, kısa vadeli bir yöntemdir. Uzun vadede ise hem esnafı hem vatandaşı memnun etmeyen bir tablo ortaya çıkarır.

Peki çözüm ne olabilir?

Daha fazla toplu taşıma desteği, öğrencilere yönelik ek indirimler, dar gelirli vatandaşlara ulaşım katkısı, hat verimliliğinin artırılması, modern araç yatırımları ve akıllı ulaşım sistemleri bu yükü hafifletebilir. Ayrıca şehir içi ulaşım planlamasının daha etkin yapılması, vatandaşın hem zaman hem para kaybını azaltabilir.

Adana büyüyor, gelişiyor, nüfusu artıyor. Böyle bir şehirde ulaşım konusu sadece fiyat tarifeleriyle konuşulmamalı. Konfor, güvenlik, erişilebilirlik, dakiklik ve ekonomik sürdürülebilirlik birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü mesele yalnızca bir duraktan diğerine gitmek değil, kentin yaşam kalitesidir.