Zalimliğin adı: Kazıklı Voyvoda-2

Vlad Dracul’ın ülkesinde bulunan Türklere, hatta kendi halkına dahi yaptığı işkenceler, zalimlikler ve zulümlükler bu kadarla da kalmıyordu. İlk bölümde de söylediğim gibi, Vlad Dracula işkence yapmaktan son derece keyif alıyor ve bu onun için alışkanlık haline gelen bir eğlenceydi artık.

Lafı daha fazla uzatmadan yazımıza kaldığımız yerden devam edelim…

KÖYLÜYÜ VE EŞEĞİNİ KAZIĞA OTURTMUŞ!

Mesela bunlardan biri topraklara kazıklar diktirmek ve insanları o kazıklara diri diri geçirmekti. Kazıklardaki insanlar bazen 1 hafta, bazen de daha kısa bir sürede açlıktan, susuzluktan veya kan kaybından ölüyorlardı. Vlad’ın en büyük eğlencesi ise bu kazıklardan bir çember oluşturarak, o çemberin ortasında yaverleriyle birlikte yemek yemek ve bu kazıklardaki insanların kanlarını içmekti. Bazen de Türklerin ayaklarının altını yüzdürüp, tuz bastırıyordu ve bunu keçilere yalatıyordu. İşkence yapmaktan haz almaya başlayan Vlad, bir süre sonra sınır tanımaz olmuştu. İnsanları kazığa geçirme onda takıntı haline gelmişti.

Bir keresinde bir köylüyü eşeğiyle giderken gördüğünde, onu eşeğiyle birlikte kazığa geçirmişti. Bunların haricinde ise akıl almaz işkenceler yapıyordu. Kendi cariyelerinden birisi hamile kaldığı zaman, çocuğu çıkartmak amacıyla bizzat kadının karnını yarmıştı. Bazen de annelerin çocuklarını öldürüp, vücutlarına çiviliyordu.

***

SULTAN MEHMED, VLAD’I SAVAŞSIZ ELE GEÇİRMEK İSTİYORDU…

Bu böyle devam ederken II. Mehmed, Trabzon İmparatorluğu’nu fethedip saraya döndü. Fatih Sultan Mehmed seferden geldikten sonra, Vlad hemen elçilerini gönderdi ve onun bu zaferini tebrik etti. Ancak Fatih onun bu acımasız davranışlarından haberdardı ve sonlandırmasını istiyordu. Vlad’ı savaşsız ele geçirmeyi düşündü ve gelen elçilere kendi elçilerini de ekleyerek geri gönderdi. Ona yolladığı haberse, seneye bizzat kendisinin gelmesiydi. Böylece onu savaşsız ele geçirecekti. Fakat Vlad bu tuzağa düşmedi, gelen Osmanlı elçilerini öldürttü ve kazığa vurdurttu. Bundan sonra İstanbul’dan gelip de karşısında sarığını çıkarmayı reddeden tüm elçi ve ulakların sarığını kafalarına çiviyle çaktırdı. Bunların haberini alan Fatih, işin savaşsız çözülmeyeceğini anladı ve Hamza Bey liderliğinde Tuna’ya bir ordu yolladı.

Ancak bu ordu Tuna’da bozguna uğradı. Vlad, 30 binden fazla Osmanlı Askerini kazığa geçirdikten sonra Eflak ve Boğdan’da, Romence “Kazıklı” anlamına gelen Tepeş lakabını aldı. Ordunun başındaki Hamza Bey’i ele geçirdi ve kafasını mızrağa, vücudunu ise kazığa vurdurdu. Daha sonra da başını Fatih Sultan Mehmed’e gönderdi. Bunun üzerine artık Fatih ipleri kopardı ve 1462’de bizzat Eflak Seferi’ne çıktı. 150 bin kişiyle o dönemin en kalabalık ordunu topladı. Zira Vlad’ın yaptıkları artık çok fazlaydı ve mutlaka ele geçirilmeliydi. Bütün akıncı birliklerin tamamını yanına almıştı ve Osmanlı Ordusu’nda Vlad’ın kardeşi Radu da bulunuyordu.

VLAD, İŞKENCE YAPTIĞI MACARLARA SIĞINDI…

Fatih ordusuyla Vlad’ın üzerine yürüdüğünde, kazıkların üzerindeki insan ormanını gören ordunun şaşkınlık içinde kaldığı ve moralinin bozulduğu söylenir. Ancak bu tabii ki savaşın kaderini değiştirmedi. Gece başlayıp sabaha kadar süren savaşta Fatih, Eflak’ı kolayca aldı ancak Vlad kaçmıştı. Durum böyle olunca Fatih, kuşatmayı kaldırıp krallığı Radu’ya verdikten sonra geri döndü. Lakin Vlad için bazı akıncılarını burada bıraktı. Bu sırada Vlad güçlükle kaçarak Macarlara sığındı. Macarlardan alacağı bir orduyla tekrar Osmanlı’ya saldırabileceğini düşündü. Ancak Macar halkına da epey işkence yaptığı için kral ona acımadı ve onu hapse attı. Bundan sonra Voyvoda uzun yıllar hapiste kaldı. Nasıl olduysa Voyvoda 1476’da bir şekilde hapisten kaçtı ve bir kez daha Romanya üzerinde göründü. Fakat bu defa Fatih Sultan Mehmed, akıncılarını teyakkuzda tutuyordu. Onun tekrar Eflak’ta görülmesi üzerine akıncılar derhal harekete geçtiler ve Voyvoda’yı kıskıvrak yakaladılar. Sultan Mehmed’in emriyle kafasını kesip İstanbul’a gönderildi. Voyvoda’nın başı bir kazığa geçirilerek İstanbul sokaklarında dolaştırıldı. Daha sonra ise Voyvoda’nın başı İstanbul’da bilinmeyen bir yere, gövdesi ise Bükreş’te Snagov Manastırı’na gömüldü.

***

Evet; Vlad Dracul ortadan kalktı, ama ardında bıraktığı kazıklı ve kanlı efsane 1897 yılında Bram Stoker’a ilham oldu. Yazdığı Drakula romanındaki ölümsüz kont, kurbanlarının kanını içen ve ancak kalbine kazık çakılarak yok edilebilen bir vampir karakterini esinledi. Daha sonra ise romanın sinemaya uyarlandığı pek çok filmle birlikte tüm dünyada Kont Drakula olarak tanındı.

KAYNAK: https://www.instagram.com/diliminucun...