Başlık çok sade, yönetici! Tabii her tür ve her yeri yönetene yönetici denir.
Benim burada kastettiğim, ülke yöneticisi.
Yönetici kâğıt üzerinde iyi olmalıdır. O halde sorgulayacağımız konu; iyi bir ülke yöneticisi nasıl olmalıdır.
İyi bir ülke yöneticisinin en temel unsuru, yönetilen toplumla uyumudur. Yani, bir şekilde ülke yöneticisi olmak yetmiyor. Herhangi bir şekilde ülkeyi yönetmeye oturmuş yönetici, toplumunun bütün değerlerini, tarihini, toplumsal ve psikolojik yapılanmasını çok çok iyi bilmelidir. Bu bilgilere sahip olan yöneticiler o ülke için mühür kazan ve adını tarihe yazan yöneticilerdir. Aksi takdirde, yönetim süresinin uzunluğu, tarihe iyi bir yönetici olarak kalmanın ve tarihe mühür kazmanın gerekçesi olamaz ve olamıyor.
Ne dedik?
İyi bir yönetici, toplumunun ölçülerini çok iyi bilmelidir. Yöneticinin bu durumu bildiği nereden anlaşılır? Toplumun ortalama yaşantısı ile uyumlu bir yaşantısının olmasından anlaşılır. Bu konuda çok tarihsel ve bizim tarihimiz olan bir örnek verelim. Topkapı Sarayımız, 1465’de Fatih Sultan Mehmet zamanında yapıldı. 19. Yüzyıla kadar bu Saray, ülkemizin yöneticilerinin mekânı oldu. Yani bu ne demektir? Bir kere Devletin kuruluşunu 1299 olarak kabul edersek, 166 yıl yöneticilerimiz saray hayatı ile hiç ilgilenmemişlerdir. Bizim, bu 166 yılımız koca Osmanlı Devleti’nin kuruluş anlamında en parlak dönemine denk gelmektedir. Demek ki, saraylarda yaşamadan da koca bir Devlet kurulabiliyor. İkinci bir ders daha var ki, o çok daha önemlidir. Nedir o? Koca fatih, Koca Yavuz, Koca Kanuni ve diğerleri Topkapı Saray’ında yaşamışlardır. Dünya hâkimi oldukları halde başka bir saray yaptırmaya gerek görmemişlerdir. Kaldı ki, Topkapı sarayımız, diğer saraylarımıza göre adeta gecekondu gibidir.
Peki sonra ne olmuş?
1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’ndan sonra, içinden yanan pamuk gibi yıkılmaya başlayan koca devlet, 1840’lardan itibaren müthiş saraylar yapmaya başlamıştır. Ekonomik olarak iflas etmiş bir devlet, Dolmabahçe gibi bir Saray yaptırmış ki, masrafı ilk defa dışarıdan borç alınarak ödenmiştir. Beylerbeyi, Çırağan, Yıldız’ın bugünkü hale gelişi gibi masraflar maalesef devlet ekonomik olarak batarken yapılmıştır.
Uzatmaya gerek yok. Demek ki, Saray bir itibar meselesi değildir. Hatta, toplumdan kopuş, insandan uzaklaşma ve ayrıca ekonomik olarak da çok kabul edilir bir durum değildir.
İyi bir yöneticinin toplumun toplumsal ve psikolojik yapılanması ile yakından ilgili olmalıdır ve bu durumu biliyor, hatta içinde olmalıdır. Buna da bir örnek vererek daha somut bir hale getirelim. Büyük ATATÜRK’ÜN, bazı fotoğraflarını inceleyelim. Yaşlı, hırpani bir dede ile yaptığı sohbet. Dedenin belki de konuşmaya imkânı yok ama Büyük ATATÜRK karşısında hararetle konuşuyor ve o dünya devi de onu dikkatlice dinliyor. Duygulanmadan o fotoğrafı seyretmek zordur. Başka bir fotoğrafı daha var. Bir Yörük kafilesi ile oturmuş sohbet ediyor. Kendisi oradan geçerken durmuş ve onlarla sohbete dalmış. Nereden anlıyoruz. Çünkü, kıyafeti öyle olduğunu anlatıyor. Kafilenin insanları etrafını çevirmiş, O dünya devine bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. O da dikkat kesilmiş onları dinliyor. Bir ilginçlik de Büyük ATATÜRK’ÜN hemen arkasında develer var ve bu durumdan hiç rahatsız değil, ayrıca yanında da hiçbir görevli yok. Görevli derken, sayısız araba yok, yüzlerce koruma yok vs.
Gerek Saray konusu ile anlatmaya çalıştığım, gerekse Büyük ATATÜRK’ÜN insanımız ile olan fotoğraflarından yola çıkarsak nasıl sonuçlara ulaşabiliriz?
İyi bir ülke Yöneticisi olabilmek için, tarihe mal olabilmek için, geleceğe mühür kazabilmek için nasıl olmak gerektiğini çok açık olarak ortaya koyan örneklerdir diye düşünüyorum.
Başka nasıl bir sonuç çıkarabiliriz?
İyi bir ülke yöneticisi, insanlarını ayıran, kutuplaştıran değil onları toparlayan, kucaklaştıran olmalıdır. Aksi takdirde, ülkenin yetişmiş beyinlerine sahip olmak zorlaşır ve belki de bir müddet sonra imkânsızlaşır.
İyi bir ülke yöneticisi toplumunun her kesimine heyecan veren insan olmalıdır. Toplumuna kazandırdığı bu heyecan ülkenin ileri gitmesinin anahtarı olur. Tıpkı, 1923-1938 arasında olduğu gibi.
İyi bir ülke yöneticisi, insanının olağanüstü zor bir durum yaşadığı dönemlerde kendi yaşantısından biraz da olsa taviz verir.
Verdiğim örneklerden çıkardığım çok özet sonuçlar bunlardır. Eminim herkes kendine göre de ek sonuçlar çıkarabilir. Özellikle günümüzde yapılanlarla karşılaştırarak çok ciddi sonuçlara ulaşılabilir.