Milyonlarca aileyi ilgilendiren ‘Yüksek Öğrenim Giriş Sınavları’ Temmuz ayı içinde yapıldı.
Kazananların üniversitelere yerleştirme işlemleri de, Ağustos ayının son haftasından 4 Eylül’e kadar tamamlanmış olacak…
YKS sınavına bu yıl, 2 milyon 424 bin 718 aday başvurdu. Bunlardan, 2 milyon, 296 bin 890’ının sınavı geçerli sayıldı. Başta öğrenciler olmak üzere, aileler heyecanlı bir telaş içindeler. Puanlar, tercihler didik didik araştırılıyor. Öğretmenler, dershaneler, üniversiteler ve uzmanlar, nereye kayıt yaptırmalı? Hangi mesleği seçmeli? Gibi hususlarda, öğrenciler ve aileleri ile buluşuyor, yön veriyor, yönlendirme yapıyor. Herkes te bir gelecek kaygısı, herkeste bir, geleceğini garantiye alma çabası…Gazeteler, kılavuz kitapçıklar yayımlıyor. Sosyologların, psikologların, eğitim öğretim uzmanlarının görüş ve düşüncelerine yer veriyorlar…Tek hedef; öğrencinin puanını iyi değerlendirmesi, iyi bir üniversiteye, iyi bir bölüme kayıt yaptırabilmesi…Buraya kadar iyi güzel… Ama yeterli mi? Bence hayır…Madalyonun iki yüzünden biridir bu çalışmalar…Ya diğer yüzü? Orada neler var? Asıl orası önemli. Orada, o gencin yaşayacağı hayatın tüm detayları var… En basiti; Okul bitti ne olacak? İş konumu, iş durumu ne olacak. İşin temeli budur… Diploma almakla iş bitmiyor ki… Asıl hayat mücadelesi ondan sonra başlıyor. Üniversite bitiren bir öğrencinin önünde bazı seçenekler var… Devlet memuru olabilir. Özel Sektörde çalışabilir. Üniversite, Belediye gibi kurumlarda çalışabilir. Ya da, tamamen serbest çalışır.. Yani girişimci olur, müteşebbis olur, iş kurabilir… Yoksa sıradan bir üniversite mezunu olmanın yararı, çok fazla olmaz. İşe yaramayan bir mezun olarak kalırsınız…
Son olarak ta;
Akademik kariyer yapabilir…Seçenekler bunlar…Hayatı bir merdiven basamağı gibi düşünürsek, her basamağın kendine has nitelikleri var. Tahsil hayatı boyunca, bu nitelikleri kazanmak ta, gelecek için büyük yarar var. Her ne kadar, eskisi kadar değilse de, Özel sektörde, hala okul Şoveniz mi( Chauvinism) var. Bu fanatizm devam ediyor. Eskiden iş ilanlarında bile tercih nedeni olan üniversiteler belirtilirdi. Her şeyden önce gelecek kaygısını iyi yönetebilmek için, standartları yeterli bir okul, en az bir yabancı dili çok iyi bilme, sosyal faaliyetler de ve sosyal projeler de yer alma, çok kitap okuyarak bilgi ve kültür zenginliğine sahip olma, tercih gücünü artırmak için, Yüksek Lisans, MBA vb. gibi, bir adım ötesi de Phd. Yapmak… Bu donanımlara sahipseniz, iş bulma, işe girme şansınız çok yüksek. Aksi halde, kademe kademe bu şans azalıyor ve üniversite bitiren gençlerimiz, yıllarca iş bulamıyor, tahsili ve nitelikleri ile örtüşmeyen iş kollarına yönelmek zorunda kalıyorlar. Dolayısı ile üniversiteye giren öğrencinin bir karar vermesi gerekiyor; örneğimiz de olduğu gibi, arı mı olmak isterler? Sinek mi?
ARI ve SİNEK
"Arıları ve sinekleri ağzı açık bir şişeye koymuşlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru,
açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştirmişler.
Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru ilerlemiş…
Ama şişenin tabanı kapalı olduğundan dışarı çıkmayı başaramamışlar.
Bu arada sinekler, şişenin ağzına doğru doluşmuşlar ve dışarı çıkıp karanlıkta kaybolmuşlar…!!!
Karanlık tarafta bulunan şişenin açık ağzına doğru tek bir arı bile gitmemiş...!!!
Camın önünde ışığa doğru çabalamaya devam etmişler…
İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor.
Ancak, durum sanıldığı gibi değl. Daha derinlemesine düşününce;
Karşımıza anıt gibi dikilen bir yaşam tarzı ortaya çıkıyor...
A. Einstein e göre arılar olmazsa, insan yaşamı 4 yıl sonra son bulur...
Arılar nerede, hangi çiçek ile besleneceğini bilen, yüzlerce kovan arasında, kendi kovanını bulabilen, ve o kovanın yüzlerce peteği arasından, kendininkine yumurtlamayı hiç şaşırmadan uygulayabilen bir canlıdır...
Şimdi şöyle düşünebilirsiniz… Bu olağan üstü canlı nasıl olur da şişenin ağzını bulup çıkamaz…??? Değil mi?
Kuşkusuz, Işığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır...
Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyeceklerdir...
Ve bu uğurda da gerektiğinde ölmeyi göze alabileceklerdir. Sinekler ise karanlığa doğru
sıvışan kaçaklardır. Hiç umursamadan Karanlığa doğru yürüyenlerdir.
Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak, bencil varlıklardır. Sadece kendi yaşamları değerlidir.
Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa, oraya giderler. Değerlerin bi önemi yoktur...
Arıyı kovalamak isterseniz o kaçmaz, sizinle savaşır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür.
Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler terkettikleri yere...
Mikrop taşıyan ayaklarıyla ezerler; yaşadığımız her yeri...
Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar.
Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler.
Çöplüklerde, tuvaletlerde, bataklıklarda… Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur…!!! Şimdi bu noktada, şöyle bir soru sormakta yarar var; Sinek olup karanlığa mı? Arı olup aydınlığa mı?
Engellere rağmen ışığa yürüyenlere, ışığa ulaşmak için çabalayanlara, insanca değerler yaratma adına mücadele edenlere ve ışık saçanlara selam olsun!..
*SON SÖZ* ‘’ HAYAL GÜCÜ BİLGİDEN ÜSTÜNDÜR.’’ *Einstein*