Türkler ’in tarihi incelendiğinde görülecektir ki; Türk Milleti 10 binli yıllardan bu tarafa, hep hareket halinde olmuş, yaşam savaşı, adeta fütuhatlarla geçmiştir. Tarihin ilk çağlarından bu tarafa, yerleşik yurt edinmesi zaman zaman akamete uğramış olan Türk Milleti, taa ki 1071 yılında ki Malazgirt savaşına kadar, Anadolu’dan uzak kalmıştı. Tarihte kurulan 16+2 Türk devletleri içinde, bilhassa Selçuklular ve Osmanlılar dönemi, tam manasıyla Anadolu’ya yerleşme dönemi olmuştur. Tabii ki, tarihsel süreç içerisinde yaşananların bedeli yer yer, dönem dönem, ağır bedeller ödenerek elde edilmiştir. Anadolu Selçuklu devleti ve Büyük Selçuklu devletlerinin yıkılmasından sonra, ortaya çıkan Osmanlılar, sadece Anadolu’yu değil, güneyinden, kuzeyine, batısında doğu Avrupa’ya kadar toprak kazanmış ve buraları yurt edinmiştir. En parlak dönemini, Muhteşem Süleyman diye tanınan, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşayan bu Millet, her zaman olduğu gibi, hem içten, hem dıştan daima tahrik edilmiş. İsyanlar, kalkışmalar, ayaklanmalar, hiç eksik olmamıştır. Tabii ki bunun yanı sıra, sınır ötesi harekatlar ve savaşlarda, hep var olagelmiştir.
Üç kıtaya ayak basan Osmanlı İmparatorluğu, Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatına müteakip, duraklama dönemine girmiş, ve bu duraklama dönemi, 1699 yılına kadar devam etmiştir.
1699 Karlofça antlaşması ile başlayan gerileme dönemi, 1792 Yaş Antlaşmasına kadar olan süreyi kapsamaktadır.
İşte bu gerileme dönemine müteakip, Eflak-Boğdan-Romanya-Bulgaristan-Yunanistan-Mısır vb. gibi Osmanlı toprakları bir bir elden çıkmış ve 1914 birinci dünya savaşına kadar da devam etmiştir. 1914 yılında, genel seferberlik ilan edilmiş, ömrü savaş cephelerinde geçen, yorgun Osmanlı askerlerinin yanı sıra, yeni takviyeler orduya dahil edilmiştir.
İşte bu dönemde, seferberliğin ilânıyla beraber, Ayvalık’taki 9. Tümen’e bağlı 23. Alay, ağırlıklarıyla birlikte, Soma’ya gelerek, trenle Bandırma üzerinden Tekirdağ’a sevk ediliri.
23. Alay’ın Burhaniye’de bulunan bir piyade taburu da, mesafenin daha kısa olacağı hesabıyla, Burhaniye–Edremit– Çanakkale yoluyla cepheye sevk edilir. Bu tabur yürüyüşe geçmeden önce, geçecekleri yollara yakın köylere, gönderdikleri çavuşlar vasıtasıyla, geçecekleri gün ve saat belirtilerek, köylülerden asker için yemek hazırlamalarını, misafir olarak geceleyecekleri yerleri hazırlamalarını istedi. Böylece yürüyüş sırasında, asker için iaşe ve ibate (yeme ve barınma) telaşından bir ölçüde kurtulmuş olunuyordu. Aynı şekilde, o yıllarda henüz bir köy olan Havran’a gelen çavuşlar, muhtardan kendilerine kaç kişilik, yemek ve yatak hazırlayabileceklerini sorunca. Muhtar;
“Burasının köy olduğuna bakmayın. Sıradan bir köy değildir. Burası büyük bir köydür. Sizin
taburun hepsini ağırlayabiliriz, yedirir içiririz…Merak etmeyin deyince askerler, köyden ayrıldı. Gerçekten de belirtilen günde Havranlılar, bir tabur askeri doyuracak kadar yemek hazırlamışlar, yatacak yerlerini hazırlamışlardı. Tabur Havran yakınlarına geldiğinde, Tabur Kumandanı, Edremit’in çok yakın olduğu ve çok daha büyük olduğunu düşünerek, Havran’a sadece bir bölük asker yollamıştı. Bir taburluk hazırlanan yemek, bir bölüğe göre çok çok fazla gelmiş, artmış, hatta ertesi güne bile kalmıştı. Bir taburluk yatacak yer hazırlayan Havran Muhtarı, gelen askerleri sadece büyük evlere taksim ederek, küçük ve fakir evlere yük olmasın diye kimseyi göndermemişti.
Yarın devam edeceğiz…