Yıkım Sonrası Yeni Bir Başlangıç mı?

Seyhan Baraj Gölü’nün ortasında yıllardır tartışmaların odağında olan Menderes Adası nam-ı diğer Amerikan Adası, bugünlerde bambaşka bir sürecin eşiğinde. Kaçak yapıların yıkılmasıyla birlikte ada ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar gerçek ve belki de bu kadar umut verici bir görüntü sunuyor. Kimine göre bir dönemin sonu, kimine göre geç kalmış bir adalet. Ama asıl mesele şimdi başlıyor bundan sonra ne olacak?

Uzun yıllar boyunca göl manzarasının önüne geçen ruhsatsız işletmeler kamuya ait bir alanın fiilen özel kullanıma dönüşmesi tartışmalarını beraberinde getirmişti. Yıkım kararının uygulanmasıyla birlikte devlet bu alan kamunundur mesajını net biçimde verdi. Elbette süreç sancısız olmadı, emek verdiğini düşünen işletmeciler tepkiliydi. Ancak şehir hafızasında asıl yer eden konu kamu alanlarının korunması gerekliliği oldu.

Şimdi gözler yıkımın ardından atılacak adımlarda. Bu teknik olarak bir rehabilitasyon süreci. Yani ada sadece yıkılmış haliyle bırakılmayacak doğayla uyumlu bir düzenleme için zemin hazırlanacak. En azından açıklamalar bu yönde. Ancak Adanalı’nın beklentisi yalnızca temiz bir ada görmek değil. Vatandaşların önemli bir kısmı buranın ailecek vakit geçirilebilecek, yürüyüş yapılabilecek, çocukların güvenle oynayabileceği bir mesire alanına dönüşmesini istiyor. Seyhan Baraj Gölü manzarası, doğru planlama ile kentin nefes alan en kıymetli noktalarından biri olabilir. Beton yerine yeşil, gürültü yerine doğa sesi. Belki de şehrin tam da ihtiyacı olan şey budur.

Peki planlama nasıl yapılacak? Eğer yeni bir düzenleme olacaksa bu kez şeffaf, katılımcı ve uzun vadeli olmalı. Günü kurtaran projeler değil. Adana’ya yıllarca hizmet edecek, çevre dengesi gözetilmiş, kamu yararı esas alınmış bir anlayış gerekiyor. Aksi halde bugün yıkılanın yerine yarın başka bir tartışma doğabilir.

Amerikan Adası meselesi aslında Adana’nın kent kültürüyle ilgili bir sınavı. Kamu alanlarını gerçekten kamunun kullanımına açabilecek miyiz? Doğayı koruyarak sosyal yaşam alanları üretebilecek miyiz? Bu süreç doğru yönetilirse ada tartışmalarla değil, piknik örtüleriyle, kaçak yapılarla değil, gün batımı fotoğraflarıyla anılabilir.

Şimdi karar vericiler kadar bizlere de görev düşüyor. Bu alanın nasıl değerlendirilmesini istediğimizi yüksek sesle, ama yapıcı biçimde dile getirmeliyiz. Çünkü şehir dediğimiz şey sadece binalardan değil, ortak alanlardan ortak hatıralardan ve ortak iradeden oluşur.