İnsan yaşadığı şehirde neler olduğunu, neler bittiğini bilmek istemez mi? Trafikte hangi sokakların, hangi cadde ve bulvarların açık olduğunu bilmek istemez mi? Kentindeki sosyo-kültürel çalışmalarını öğrenmek istemez mi? Kent siyasetçilerinin, bürokratlarının neler yaptığını bilmek istemez mi? Elbette ister… Bir kentte yerel gazeteler ne kadar önemliyse, yerel televizyonlar da o kadar önemli. Yerel televizyonlarda, sizlere en hızlı bilgiyi, haberi ulaştırmak için emek veren, 7/24 esasına göre çalışan basın emekçisi arkadaşlarımız var. Sizin için emek sarf eden insanlara sahip çıkın. Herkes bakar, maharet görmekte…
Yıllarını bu mesleğe adayan arkadaşlarımız bilir. Bu mesleğe giren, bir daha geri çıkamaz. Bütün eziyetlere, çilelere ve çalışanların hak ettiği maaşları alamamalarına rağmen, içten bir bağlılıkla sürdürülen bir meslektir bu. Zorlu koşullarda çalışılmasına, emek harcanmasına rağmen, zevkli ve güzel yönlerinin de olduğu ilginç bir meslektir bu.
***
Peki; Bu ilginç, meşakkatli, bir o kadar da zevkli mesleğe ben nasıl başladım? Yıl 1998! Sonbahar mevsiminin ilk ayı ve hayatımda görmediğim bir iş yeri. Her yanımda bilgisayarlar, monitörler. Daha önce bırakın görmeyi, ismini dahi duymadığım elektronik cihazlar. Ses mikserleri, görüntü mikserleri, mikrofonlar, kameralar ve o döneme ait koca, koca video- kaset oynatıcıları. Şimdiki teknolojiden bahsetmeme gerek yok sanırım. Adana’mızda şu anda yerinde yeller esen, adı-sanı bile hatırlanmayan, güzelim yerel televizyon kanaları vardı. O dönem uydu sistemi, dijital platformlar, interaktif yayıncılık vs. gibi yayın portalları yoktu. Ya eski tip karasal anten sistemi veya kablolu kanallar diye tabir edilen TV verici sistemleri vardı. 1998-2019 yılları arasında Adana’nın çeşitli yerel televizyonlarında yayın operatörlüğü, yayın şefliği, teknik servis elemanı olarak görev yaptım. Zamanında yerel televizyonlarda çalışmak zekâ, sabır ve hüner isteyen bir meslekti. Şu an ise, klavyede tuşa basmasını bilenler dahi yerel televizyonlarda kolayca çalışabiliyor. Küçümsediğimden değil, ama bu mesleğe saygı biraz azalmış, biraz da hafife alınıyormuş gibi geliyor bana.
***
Asıl konumuza gelecek olursak; Öncelikle, yerel televizyonların üstüne yüklenen mali boyutlar, akla-hayale sığmayan öyle harcama giderleri var ki sormayın gitsin. Edindiğim son bilgilere göre, bir yerel televizyonun TÜRK-SAT’a aylık ödenen uydu kira bedeli 9-10 bin dolar seviyesindeymiş. El insaf! Bir yerel televizyon ne kazanıyor ki? Nasıl ödesin bu meblağları? Bir de, her ay gelen elektrik faturaları var tabi. Bu faturaların en az gelen miktarı 7-8 bin TL arası. Bunun personel giderleri, telefon, internet, stüdyoyu güzelleştirme adına yapılan tonlarca masraf ve elbette ki teknolojiye ayak uydurma adına yeni yeni çıkan cihazlara ödenen büyük paralar. Geçekten büyük meblağlardan bahsediyorum.
Personel demişken; Bir televizyonda, personellerin kalifiye yetişmiş, işinde ‘Uzman’ olması gerekiyor. Yani, asgari ücretle çalıştırılması pek mümkün olmayan kişilerden bahsediyorum. Sadece Adana genelinde değil, Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde personeline çok cimri davranan, neredeyse asgari ücreti bile zar-zor veren bir sistem oturtulmuş durumda. Şimdi işsizlik, ekonomik sıkıntılar, pandemi süreci, dışarıda bir sürü işsiz var gibi konularına hiç girmek istemiyorum. Aksi takdirde ne bu yazının sonu gelir, ne de bir arpa boyu yol kat etmiş olurum. Bu arada haklı olarak, ‘O zaman bu işe girmesinler. Bu kadar masraflı bir işi neden yapıyorlar? Açıkçası; parası olmayan bu işi yapmasın’ diyebilirsiniz. Ve sonuna kadar da haklı olursunuz. O yüzdendir ki basın sektöründen, televizyonculuktan anlamayan zengin iş insanları, bir gazla televizyon hisselerini satın alıp TV patronu olmuyorlar mı? Bu kadar masrafı gördükten sonra da, ‘Ben buraya çoluğumun-çocuğumun rızkını mı vermeye geldim!’ deyip, ya bu işten vazgeçiyorlar veya başka birine satmak zorunda kalmıyorlar mı? Bunun akabinde de, olan hep orada çalışan, evlerine ekmek götürmek zorunda olan emekçilere olmuyor mu? Emekçi arkadaşlarımız eğer şanslıysalar, yeni gelen patron ve ekibinin gözüne girerek işlerine kaldığı yerden devam edebiliyorlar.
- ki, zamanın birbirleriyle yarışan televizyon kanalları birer, birer yok olup gitmediler mi? Bir ara Adana’da 6 tane yerel televizyon kanalı vardı ve hepsi de kendi yağlarında kavruluyorlardı. Güzel de işlere imza atıyor, Adana gündemini her yönden halka yansıtıyor, bir şekilde ayakta durmasını biliyorlardı. Şimdi nerede o televizyonlar? Ne zaman uydu sistemine geçildi, o zaman sadece Adana’da değil, Türkiye’nin birçok şehrinde yerel televizyonlar patır-patır dökülmeye başladı. Yani Türkçesi, hepsi birer birer kapanıp gitti.
***
Hatırlıyorum da, önceleri yerel televizyonlara kuşak kuşak reklam verilir, sorumlu yetkili reklamı beğenmediği veya anlaşmaya yanaşmayan firma sahiplerini ellerinin tersiyle itiveriyordu. İşine gelirse deniyor, ‘Sen olmazsan, bir başkası olur’ diye kolayca tavır koyabiliyorlardı. Çünkü, reklam sektöründe büyük bir pazar ve talep vardı. Ya şimdi… Şimdi ise televizyonlar yerel yönetimlerden, yerel siyasetçilerden medet umar hale gelmiş durumdalar.
- bir yerel televizyonu işletir halde olan, bir şekilde bu işi yapmayı başaranlar nasıl ayakta durabiliyorlar? Öncelikle 3-4 personelin yapacağı bir işi, 1 personelin yapması konusunda aşama kaydetmiş durumdalar. Yani anlayacağınız, ‘Az eleman, çok iş!’ sistemi devreye girmiş. Mümkün olduğu kadarıyla bina içindeki masraftan kısmalar, personeline öğle yemeği vermemeler, maaş gecikmeleri vs. gibi tasarruf önlemleri almaktalar. Bir de en önemlisi ise, RTÜK tarafından yasaklanan, yayınlandığı zaman idari para cezasına, yayın kapatmaya kadar giden cezaları göze alarak yapılan reklam-tanıtım filmleri gibi enteresan çözüm yollarına başvurmalar. İzlediğimiz programların, belgesellerin, filmlerin arasına en az 20 dakikalık reklam-tanıtım filmleri yayınlamalarını bir çözüm haline getirmiş durumdalar.
***
Teknolojinin sürekli değiştiği ve geliştiğini ön görecek olursak, bu teknolojik gelişim özellikle yerel televizyonların baş düşmanı oldu. Nasıl mı? Birçok firma, eskiden olduğu gibi yerel televizyonlara reklam vermiyor artık. Kendi firması adına internet üzerinden bir şekilde reklamını, tanıtımını yapıyor. Hem de 5 kuruş para harcamadan. Hal böyleyken, yerel televizyonların tek gelir kaynağı olan reklam ve tanıtımların önü kesildiğinden gelir kaynakları kurumuş oluyor.
Yetkili birimlerin bir an önce yerel TV ve gazetelerin lehine kararların alınması kaçınılmaz oldu. Yerel televizyonlarımıza, yerel gazetelerimize sahip çıkılmalı, ama ‘Sözde değil, özde’ sahip çıkılsın. Herkes sorunları, maddi sıkıntıları hem biliyor, hem de görüyor. Bugüne kadar bu konuyla ilgili hiçbir yetkili somut bir adım atmadı. O yüzden, ben yine de yazımın başında belirttiğim cümlemi tekrar sizlerle paylaşmak isterim. ‘Herkes bakar, maharet görmekte…’