YERE DÜŞENE VURULMAZ!

O YUMRUK HAKEME DEĞİL, SPORA ATILMIŞTIR.

İki gündür ülkemizde bir futbol karşılaşması sonrasında kendini bilmez bir kulüp başkanının maçın hakemine alçakça attığı yumruk konuşuluyor.

Hakemin aldığı yara iyileşir de bu olayın ruhumuzda açtığı yara nasıl iyileşir bilemem.

Sporun amatör ruhtan arındırılıp bir rant alanı, karlı bir sektör haline getirilmesinin ardından bu tür olaylara aslında pek şaşırmamak gerek.

Spora katkıdan ziyade sporu kullanarak kendi egolarını tatmin etmek, bu alanı kendi siyasi ve kişisel çıkarları için kullanmak isteyen onlarca kişiden biri de Ankaragücü futbol kulübü başkanı Faruk Koca.

Medyada daha çok bu saldırganın eski AK Parti Milletvekili olduğu, saraya ve Erdoğan’a yakınlığı konuşuluyor.

Aslında asıl konuşulması gereken Faruk Koca’nın bu ahlaksız davranışının ardından statta yapılan tezahüratlar ve kontrol için gittiği hastanenin çıkışında atılan sloganlar “Büyük başkan, ellerin dert görmesin.”

İki dönem iktidar partisi milletvekilliği yapan, Cumhurbaşkanına evini kiralayan ve daha bir yıl önce Türkiye Futbol Federasyonu tarafından Fair-Play ödülüne layık görülen birinin elleri elbette dert görmez.

Bakmayın tutuklandığına! Toplumda oluşan yoğun tepkiyi önlemek, halkın gazını almak için bir süre cezaevinde konuk edilir, en kısa zamanda da serbest kalır.

Ya vicdanı?

Ödül töreninde yaptığı konuşmada “Fair-Play ruhunu yaşatmak için elimden geleni yapacağım” demişti.

Sözünde durdu, elinden gelenin fazlasını bile yaptı.

Faruk Koca denen bu şahıs yalnızca bir kulüp başkanı olarak bu saldırıyı yapmaya cesaret edebilir miydi?

Bu cesareti nereden aldı? sorusunun cevabını bir kenara bırakalım.

Asıl böyle bir alçaklığa alkış tutanlara ne demeli?

Bence üzerinde durulması gereken konu bu olmalı.

Gerçi biz ülkemizin en saygın kurumu olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinde de benzer olayları çok gördük.

Mecliste başlayan alışkanlık dışarda da devam ediyor.

Vekili böyle yaparsa milletin kendisi yapmış çok mu?

Kaldı ki resmi müsabaka yöneten hakemler kamu görevi yapmış sayılır.

Faruk Koca da bir kamu görevlisine görevi başında saldırarak suç işlemiştir.

Kamuoyu baskısıyla belki göstermelik bir ceza da alabilir.

Peki ona alkış tutan, histerik duygularla başkana sahip çıkan ve hatta utanmadan yere düşmüş hakemi tekmeleyen zihniyeti nasıl cezalandıracağız.

Daha doğrusu bu toplumsal travmayı nasıl rehabilite edeceğiz.

Futbol sahalarında bu ilk değil, anlaşılıyor ki son da olmayacak.

Spor ahlakının yerleşmediği bir ülkede Atatürk’ün sevdiği “sporcunun ahlaklısını” bulmak pek mümkün olamıyor ne yazık ki!

Amatör sporları yok sayıp, profesyonel sporu bir rant alanına dönüştüren zihniyet var oldukça daha çok yumruklar atılır.

İçinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik koşullar nedeniyle bunalım geçiren toplumu ve özellikle de gençlerimizi kötü alışkanlıklardan ve özellikle uyuşturucu belasından kurtarabilmenin yolu spora teşvik etmektir.

Ama salt teşvikle, seçim dönemlerinde verilen vaatlerle olmuyor.

Toplumu seyir sporu yerine herkesin yararlanabileceği kitle sporuna yöneltmek, kentlerimizde spor alanları ve tesisler oluşturmak yerine fanatik futbol seyircilerini memnun edecek devasa statlar yaparsanız gelinen nokta budur.

Futbol hakemi Halil Umut Meler’e yapılan bu çirkin saldırı sıcak siyaset ortamında birkaç gün sonra unutulur.

Yine siyasetin o iki yüzlü gerçeğiyle baş başa kalırız.

Bu olayın uluslararası ilişkilerdeki olumsuz yansımalarını, prestij kaybını, ekonomik boyutlarını bir yana bırakın, çocuklarımızın, gençlerimizin ruhunda yarattığı fırtına ve gelecek kaygılarını artıran psikolojisini nasıl düzelteceğiz.

Bu olay sıradan bir kavga, çirkin ve alçakça bir saldırının ötesinde sosyolojik bir vaka olarak değerlendirilmelidir.

Faruk Koca gibi sıradan insanları her dönemde buluruz ama uluslararası alanda başarılı bir hakem kolay yetişmiyor.

Biz önce futbol fanatizminden kurtulmalıyız.

Çünkü spor alanındaki bu fanatizm, siyasi fanatizmden bile daha tehlikelidir.

Futbol müsabakaları yapılmasın, ligler iptal edilsin türünden yaklaşımlar da doğru değil.

Ama sporu bir seyir eğlencesi olmaktan çıkarıp, tüm toplumun farklı alanlarda spor yapabileceği bir ortam ve anlayışın hakim kılınması gerekir.

Kendisi spor yapan kişi hiçbir zaman fanatik bir spor seyircisi olmaz.