YEP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİMİZ.

Dünkü yazımız da, TL’nin istenilen değeri niçin kazanamadığından bahsetmiştik. Bu yazımızda da, YEP yani, Yeni Ekonomik hakkında görüşlerimizi, kısaca siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum.

Dengeleme, disiplin ve değişim sloganları altında oluşturulan “Yeni Ekonomi Program,” bir programdan çok, bir hedefler özeti. Ancak bu güne kadar TCMB tarafından oluşturulan Orta Vadeli Planlara göre çok daha gerçekçi ve erişilebilir bir program olduğu görülmekte.

Kanımızca, programın en sıkıntılı yönleri, cari açık ve USD/TL paritelerinde. Program cari açığın 2018’deki GSYİH’nın tahminen %4,7’sinden(36 Milyar$) 2019’da %3,3’üne(26 Milyar$), 2020’de ise %2,7’sine(23 Milyar$) düşmesini öngörmektedir. Bu öngörü prensipte petrol fiyatlarının 2019’da 73USD seviyelerinde kalması, sonraki yıllar 63USD seviyelerine inmesine, turizm gelirlerinin ise, özellikle 2019’da hemen %20’ye yakın artmasına dayanmaktadır ve kanımızca gerçekleşme şansı sınırlıdır. Dolayısıyla, daha Temmuz ayı itibariyle, 54,6 Milyar USD olarak duyurulan 12 aylık cari açığın, kalan beş ayda hemen 20Milyar USD düşmesini beklemek sanırım gerçekçi değildir. GSYİH’nın %50’sinin üzerindeki dış borçlarla birlikte cari açık TL’nin değerini düşürmeye devam edecektir. Dolayısıyla programda öngörülen, 2018 yılı ortalama USD/TL paritesi 4,90, 2019’da öngörülen 5,60 ve 2020’de öngörülen 6 gerçekçi görülmemektedir. Haziran sonu USD/TL kurunun 4,60 olduğu unutulmamalı. TL’nin beklendiği gibi USD karşısında değer kazanamaması enflasyonu arttıracak, faizleri yüksek tutacak veya daha uzun süre yüksek kalmasına yol açacaktır. Yüksek faizler ise büyümeyi olumsuz etkileyip beklentilerin de altına çekebilecektir.

Beklentilerin altında kalan büyüme ise işsizliği olumsuz etkileyip, 2018’de %11,3, 2019’da %12,1 ve 2020’de %11,9 olarak belirlenen rakamları büyük ihtimalle yukarıya çekecektir.

Bütçe rakamları da, fazla iyimser görünse de, ekonomik karar vericilerin ek gelir yaratmaktaki yeteneklerini düşünerek, burada bir yorum yapmamayı tercih ediyorum. Yeni vergilerin geleceği, bir dizi vergilerin arttırılacağı, kimi sosyal harcamaların kısılacağı, artışların geçmiş enflasyonu kompanse edecek şekilde değil de, öngörülen enflasyona göre düzenleneceği beklenilmelidir. Bankaların son günlerde gündeme gelen tahsili gecikmiş alacak sorunlarının nasıl çözümleneceğine dair net bir işaret de verilmemiştir. Reel sektörün sermaye dolayısıyla bilanço sorunlarına değinilmemiştir. Ayrıca devletin yatırım ve tüketim harcamaları ilk iki yıl düşürülecektir. Mega yatırımlar, örneğin Kanal İstanbul, ancak doğrudan yatırım yoluyla gerçekleştirilecektir. Ülkemizin hukuk ve yönetim yapısının nasıl algılandığı düşünülünce dış dünyada faizlerin çıktığı, paranın sıkıldığı bir ortamda bu şekilde yatırım olanaklarının sınırlı olduğu düşünülmektedir. Varlık Fonunu burada devreye sokarak bütçenin dışına alınacak yatırımlar olursa şaşırmamak gerekir.

Program, 2018 yılı 3. ve 4. Çeyrekleriyle 2019 yılı 1. ve 2. Çeyreklerinde, çok düşük, hatta belki de eksi büyüme göstermektedir. Daha önce sözü edilmesine rağme,n bir mali kural uygulamasına programda değinilmemiştir. Kısacası program piyasalara şimdilik ancak sınırlı ölçüde güven verebilmiş, bir büyüme hikayesi değil de küçülme hikayesi olarak paylaşılmıştır.

Oysa bizim kısa, orta ve uzun vadeli programlara ihtiyacımız var. Ardışık olarak uygulamaya konulabilecek elastikiyetteki bu programlar, önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, yapısal reformlarında zamanında yapılması ile çok daha gerçekçi, çok daha inandırıcı, çok daha güven verici olacaktır.

Sermayenin daima istikrar ve güven içinde olma prensibi, asla göz ardı edilmemelidir.

Evet YEP hakkında dile getireceğimiz bu kısa düşüncelerimizin hayat bulması arzumuzdur.

SON SÖZ:’’ SERMAYE, GÜVENLİ SULARDA YOL ALIR.’’