Şimdi diyeceksiniz ki, 2018 yılının geri kalanını kazasız belasız atlattık da 2019 yılını mı tartışıyoruz! 2018 yılı için bu kadar kısa vadede artık yapacak bir şey yok. Faizler, kurlar, üstümüze gelecek ve iş insanları bu karmaşık durumdan günlük emprovizasyonlarla çıkmaya çalışacaklardır. Ama 2019 başka. 2019 yılı riskleri için bu günden önlem almak mümkün. Peki, bizi gelecek yıl bekleyen muhtemel riskler neler olabilir?
2019 yılı GSYH büyümesinin geçmiş yılların altında kalacağı beklenmektedir. Büyümenin düşük kalmasının tabii sonucu geçmişte yapılan yatırımlarla artan üretim ve pazarlama kapasitelerinin tam kullanılamamasıdır. Dolayısıyla birim başına düşen sabit giderler artacaktır. Bu şartlarda henüz başlanmayan yatırımları ertelemek, başlanan yatırımlarda sadece sürdürülmesi elzem olan bölümlerin tamamlanması, devreye alınan bölümlerde satılacak kadar üretim yapıp istihdamı da ona göre ayarlamak akla gelen ilk önlemlerdir. Siparişi verilen ham madde, yarı mamul, yardımcı malzemelerin miktarları tekrar gözden geçirilmeli, gerekirse kısmen iptal edilmelidir. Tabii en güzeli yeni yatırımın tamamını ihracata yönlendirip, ek kapasiteyi zamanında devreye sokabilmek olacaktır. Düşük büyümenin bir sonucu da rekabetin artacak olması ve bunun da fiyatlara olumsuz etkileridir.
Yatırıma eğer daha başlanmamışsa beklemek doğru olacaktır. Kurumların kendilerini ek maddi yükümlülük altına sokacak taahhütlere girmeden önlerini görebilmeleri önemlidir. Ticaret savaşlarının şiddeti ve küresel ticarete olumsuz etkileri şirketlerin ihracatını ne ölçüde etkileyeceği henüz belirsizdir. Yükselen faizler bir dönem karlı görünen yatırımları artık daha az cazip kılabilir. Faizler bir yana, kaynak sağlamak bile daha sıkıntılı olabilir. Dolayısıyla yatırımın finansman kaynakları tekrar sorgulanmalı ve garanti altına alınmalıdır. Büyük şirketlerden bile sürekli yeniden yapılandırma havadisleri gelirken finans kaynaklarının yeniden değerlendirilmesi, daha fazla alternatiflere bakılması önemlidir.
Çok büyük bir ihtimalle önümüzdeki yıl Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik risklere olumluya dönük belirgin bir iyileşme getirmeyecektir. Savunmaya aktarılacak bütçe kaynakları ihracata, yatırıma ve faizlere verilecek desteklerden sonunda düşülecek, devletin daha fazla borçlanmaya gitmesine yol açacaktır. Yüksek borçlanma hem bankaların özel sektöre aktardıkları kaynaklarda bir azalmaya, hem de faizlerin daha da artmasına neden olacaktır. Artan faizler ve kaynak kıtlığı yatırımların tekrar tekrar sorgulanmasını gerektirecektir. ABD ile yaşadığımız sorunlar sonucunda oluşabilecek bir finansal ambargo yurt dışı kredilerin çevrilmesinde ve yeni finans kaynakları oluşturulmasında sıkıntı yaratabilecektir. Kredi kullanmadan öz sermayeyle yatırımlarını yapabilenler seneye en rahat konumda olanlardır. Nakit akımı öne çıkacaktır.
Cari açık gelecek yıl ekonominin yavaşlaması sonucu azalsa bile önemini koruyacak, bu da TL’nin daha az oranlarda olsa da değer kaybetmeye devam etmesini beraberinde getirecektir. Enerji ithalatı devam edecek, şirketler ham maddelerini ve yarı mamul ürünlerini en azından bir zaman dışlardan almaya mecburen devam edeceklerdir. Tedarik zincirlerini dıştan içe çevirmek hemen gerçekleşemeyecek; geçiş de kalite ve fiyat açısında hiç de kolay olmayacaktır. Dolayısıyla yüksek faizler dışında ithalat yönünden de ek maliyet baskısı gelmeye devam edecektir. Yavaşlayan bir ekonomide, artan rekabetle, fiyatlar ve karlılık baskı altına girecektir. Bu günden önemli ölçüde pozitif bir nakit akışı ve artan öz sermaye önümüzdeki zor dönemi nispeten rahat geçirmeyi sağlayacaktır.
Artan faizler, yüksek döviz kurları ve finans kaynaklarındaki sınırlamalar satış vadelerinde ister istemez kısıtlamaya yönlendirecektir. Birçok kurum kendisini bu yeni ortama adapte etmekte zorlanacak dolayısıyla ciddi tahsilat sıkıntıları gündeme gelebilecektir. Tüm müşterilerin bu günden kredibilitelerinin yeniden gözden geçirilmesi aciliyetkazanmıştır(birçok firma zaten çoktan bu işi yapmıştır). Mümkün olduğunca ek teminat almak önemli ancak bunu yaparken yıllardır süregelen iyi ilişkileri bozmamak daha da önemlidir. Bu krizde geçecek, işler bir şekilde devam edecektir. Önemli olan para kaptırmadan-bunca yeniden yapılandırma arasında-bu dönemden çıkmaktır. Ancak herkesin bildiği gibi tahsil edilemeyeceği önceden belli olan bir satışı da yapmanın bir anlamı yoktur.
2019 yılındaki yüksek enflasyon ister istemez ücretler üzerinde de ciddi bir baskı oluşturacak, çalışanlar enflasyon kayıplarını maaş artışlarıyla almaya çalışacaklardır. 2018 yılı sonu enflasyonunun %20-25 arası bir yerde oturacağı düşünülür ise çalışanların talepleri de bu civarlarda olacaktır. İşçi yoğun çalışan sektörlerde bu durum ciddi maliyet baskılarına, beklentilerin altında kalan satışlarla karlılıkta sıkıntılara, istihdam azaltmaya kadar gidebilecektir. İş barışının bu gelişmelerden ne kadar etkileneceği ayrı bir konudur. Geniş çaplı sektörel grevler zaten gelmeyen dış yatırımları daha da ürkütecektir. Gerek işçi, gerek işveren kısmının bir aksiyona girişmeden muhtemel sonuçlarını iyi değerlendirmesi önem kazanmıştır. Devletin yaptığı sosyal yardımlarda gidilebilecek ciddi kısıntılar gene sosyal huzursuzluğun artmasına yol açabilir.
Şirketler için 2019 yılında “cash is theking” temel prensip olmalıdır. Bütün piyasaların bu kadar düştüğü bir ortamda şirket sahiplerinin sahip oldukları ev, tekne, araba vs. satmak para etmeyeceği için bir işe yaramayacaktır. Yapılması gereken; tutumlu olmak, gereksiz harcamalardan kaçınmak, kredileri azaltmak/kullanmamak, mümkün olduğunca öz sermayeyi arttırmak, ihracata yönelmek, piyasaya para kaptırmamak, tedarik zincirini maliyetleri düşürecek şekilde yeniden düzenlemek ve bu dönemin geçmesini beklemektir. Bunun önlemlerinin de bu günden alınmaya başlanması gerekmektedir.
SON SÖZ:’’ TEDBİR SENDEN, TAKDİR ALLAH’TAN’’