YÜREĞİ ELLERİNDE GEZEN ADAM

21/11/2019 02:45 955


Bir adam düşünün, yaşamı boyunca hep kendisi olmaya çalışmış, rol yapmamış, ne düşündüyse onu söylemiş, ne söylemişse onu düşündüğü için söylemiş.
Yoksul ve kimsesiz bir çocuğun kara gözlerinden süzülen yaşlara ağlamış ama annesinin ölümünde bile akmamış gözyaşları.
 Ne duygularını saklayabilmiş, ne düşüncelerini.
Vazgeçememiş yaşamı boyunca inandıklarından ve pişman olmamış hiç yaptıklarından.
Şimdi yüreği ellerinde gezen adamın; yaşama, insana ve aşka dair söyleyeceklerinin tam zamanıdır derken; yaşamın içinde öylesine ilginç insan profilleri, öylesine karmaşık aşk hikayeleri ve yüreğimizi burkan acı sonuçlar çıkıyor ki ortaya, düşüyor ellerinden yüreği!
Zaten uzun zamandır taşımaktan yorulmuş elleri de isyan etmeye başladı ve düştü yere yüreği, çatladı tam ortasından. Oysa kimi taşa kesmiş sanıyordu, kimi de varlığına bile inanmıyordu.
Keşke ya gerçekten yok olsaydın, ya da taşa kesilseydin de yüreği kin ve nefret dolu, beyni nasır tutmuş birinin kafasında patlasaydın. Çünkü hala akacak kan üzerinden politika yapan, ayrışan yanlarımızı öne çıkararak toplumsal uzlaşı zeminine dinamit döşeyenlere inat; içinde tüm dünyaya yetecek kadar sevgi taşıyan böylesi yüreklere öylesine ihtiyacımız var ki!
Oysa bir zalimin kafasını yarsın istediğimiz yüreklerimizin üstüne kan damlıyor, vicdanlarımız sağır, duygularımız kör, hayallerimiz yok oluyor. Umutlarımıza göz dikiyorlar.
Hayallerimizi bile çok görüyorlar gülüm!
Yalnız bu şehrin ışıkları değilmiş meğer, asıl kör olan bu ülkeyi yönettiğini iddia edenlermiş. Dağda öldürülen teröristi de, şehit düşen askeri de bir ananın doğurduğunu fark edemeyecek denli körleşen bu siyasilere yüreğim ne yapsın
Şimdi yere düşen yüreğimi alsam yeniden ellerime, uzatsam alan; haykırsam duyan olur mu? Geri getirir mi ölen binlerce genci, söndürebilir mi ocaklara düşen ateşi, dindirir mi anaların acılarını, diner mi gözyaşları?
Bir akşam gecekondunun birinde, iftar yemeği niyetine koysam masaya yüreğimi¸ geçen mahsulden kalma fasulyeye katık etseler, ardından edilen dualar daha çok mu işe yarar bilmem!
Yüreğim ağrıyor be gülüm, ellerimde taşımaktan yorulduğum, hiçbir işe yaramaz yüreğim! Sevgiye hasret, bedenime sığmayan, kocaman yüreğim
Yüreği ellerinde gezen adam gibi, şimdi herkes çıkarsa göğsünden yüreğini, koysalar avuçlarına ve kulak verip dinleseler, hissedebilseler o ritmik çırpıntıları, ne güzel olurdu kim bilir dünya!
Bir sevda türküsünü söyleyebilsek hep birlikte, koparıp yüreğimiz gibi ağaçtan meyveleri, birlikte yesek, su içsek aynı tastan ve öldüğümüzde aynı toprağa gömüldüğümüz gibi, aynı olsa kaderimiz!
Paylaşsak ve paylaştıkça artsa sevinçlerimiz, üzüntülerimiz paylaşsak içtenlikle, aynı rüyayı görmeyi düşünerek koysak başlarımızı yastığa ve yere düşeceğine, göğsümüzün sol yanında heyecanla çarpıp dursa yüreklerimiz!
İşte o zaman, yüreği ellerinde gezen adam da, aşka ve insana dair şiirler yazsa, ruhumuzu karartan politik yazılar yerine! 
Okuyanlar da kurtulsa bu işkenceden; bu yorgun, bu kimsesiz, kahrolası yüreği taşımaktan yorulan ellerim de!
Yani senin anlayacağın gülüm, ışıkları kör bu şehirde bir yalnız adam, yüreği ellerinde gezmeye devam ediyor.
Tam on yıl önce kaleme aldığım bu yazıyı nedendir bilmem, yeniden okudum sanki ilk kez okuyor gibi, sanki bir başkası yazmış gibi.
Ve dönüp kendimi sorguluyorum.
Yüreği ellerinde gezen adam, hala şiir yazamıyor.
Yine her geçen gün daha da kirlenen siyaset kulvarında gereksiz, anlamsız siyasi yazılarına devam ediyor.
Yine köşeli yazıyor, sözlerini sakınmıyor.
Yine kimseye yaranamıyor.
Yine yüreği daralıyor.
Aklı kimliğini arayan şehir Adana’da, yüreği ışıkları kör, yitik kent Bodrum da!
Israrla ve inatla yüreği ellerinde gezmeye devam ediyor.