YUNANİSTAN İLE KALICI DOSTLUK, OLUR MU 2 ?

09/01/2020 15:14 619

Bir yandan da, Avrupa merkezci yaklaşımın ileri sürdüğü, uygarlığın beşiği oldukları inancı devam ediyor. Bu görüşün çoktan çürütülmüş olduğunun farkındalığında değiller. (Bakınız Hobson J.M, 2008, Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri, YKY Yayınları, 2453). Ya da işlerine gelmediği için, hala öyle sanıyorlar. Çünkü bu, onlara medeniyet ve uygarlık kaynağı olarak avantaj sağlıyor… Hatta bu sayede, bir nevi Batı dünyasının ve Hristiyan Avrupa’nın, ABD’nin şımarık çocuğu rolünü oynuyor. Kendini imtiyazlı sınıfa sokuyor…

Bunların getirdiği düşünceler ışığında; Yunanlarda Türklere karşı düşmanlık-dostluk, nefret-sevgi, aşağılık kompleksi-üstünlük kompleksi gibi yaklaşımlar harman olmuş durumda.

İki örnek verelim:

Birincisi İzmir’i ilgilendiriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2006 yılında Selanik’i kardeş şehir olarak kabul ederken Selanik Belediyesi, “Sözde Pontus Soykırımı Anıtı”nı dikmişlerdi. Dönemin Yunanistan yöneticileri, Cumhurbaşkanları dahil, Karamanlis ve Papandreou’ da anıtın dikilişine destek vermişlerdi. Bunun üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi, çok haklı olarak kardeş şehir olayını iptal etmişti. Tabii ki burada  Yunanlılara gösterilen iyi niyetli, dostluk yaklaşımı ne yazık ki Yunanlıların tarihi saplantılarından nasibini almış oldu…

İkincisi, çok taze. Yunanistan ve onun doğal uzantısı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi; KKTC ve Türkiye’yi yok sayarak, bölgede keşfedilen doğal zenginliklerine Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ve yardımlarıyla sahip çıkmaya çalışmaktadır.? Bu da doğru bir yaklaşım değildir. Ne komşuluğa, ne de dostluğa sığmaz. Yanı başında Türkiye Cumhuriyeti, Ada da KKTC var ama sen bunları yok sayıyorsun. Bu nasıl bir anlayıştır, bu  neyin aklıdır? Bu da gösteriyor ki, Türkler ne yaparsa yapsın, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, ne kadar zeytin dalı uzatırlarsa uzatsınlar, Yunanlılar, iflah olmaz Türk düşmanlığını her fırsatta ve her zeminde canlı tutmaya devam ediyorlar, edecektirler de…

Önce şu konuyu hatırlatalım; Dostluk karşılıklı gelişir. Bu kapsamda Rodos ve İstanköy adaları ile Batı Trakya’da yaşayan Türklerin kültürel kimliklerinin korunmasında önemli sorunlar olduğunu, Osmanlı mimarisinin hoyratça yok edilmek istendiğini, yapılan onarımların göstermelik olduğunu bilelim. Ayrıca Türklere nasıl azınlık muamelesi yaptıklarını da daima göz önünde bulundurmakta yarar var..

Bunun dışında, Yunanistan’ın her platformda, Türkiye’yi zor durumda bırakmak için çalıştığını da aklımızdan çıkarmamakta yarar var.

Bu bilgilendirme kapsamında, Türk- Yunan ilişkilerini geliştirmek için çalışalım, çalışmaya devam edelim… Biz daima el uzatan, dostluk sunan bir ülke olalım. Bu aynı zaman da, büyük devlet olmanın, Osmanlı mirasının devamı olmanın da gereğidir…

Şunu bilelim; Yunan Halkında Türklere karşı olan, olumsuz yargılarını silmek, dostluğun kurulmasında birinci koşuldur. Yunanlılar da bu olumsuz tavırlar silinmedikçe, gerçek ve kalıcı dostluk kurmak ya da geliştirmek, bir hayli zor.

Bu doğrultuda, Yunanistan ile öğrenci değişiminden kültürel ilişkilere kadar her türlü toplumsal etkinlikleri sürdürelim. Bunların sonucunda, Yunan komşularımız Türk dostluğunun kendilerine yarar getireceğini göreceklerdir.

Başka çaremiz yoktur. Aksi durumda bir yanda Rakı-Uzo kadehleri karşılıklı şerefe kaldırılacak, diğer yandan da iki komşu silahlanmaya devam edecektir.

Belki Türk kamuoyu yeterince bilmez. On iki adaların 1947 yılında Yunanistan’a verilmesiyle ilgili Paris Antlaşması’nda silahlandırılmama koşulu vardı. Ancak Yunanistan’ın tek taraflı olarak adalarda konuşlandırılmış silahları ve de milis güçleri kime karşı olabilir dersiniz?

Türk Yurtseverleri, bunun emperyalist ülkelerin bir oyunu olduğunu söylüyor. Ya Yunan Aydınları ne diyor? Acaba onlarda biz Türkler gibi düşünüyorlar mı?

Oysa bulunduğumuz coğrafya nedeni ile dost olmak, her iki ülkenin yararınadır, çıkarınadır..

(*) Günümüzde, Rodos ve İstanköy ağırlıklı olmak üzere On iki adalarda sayıları resmi olmayan tespitlere göre 9.000’ini geçen bir Türk nüfus yaşıyor. Ancak Onlar Türk değil, “Yunan Müslümanı” olarak kabul ediliyor ve de sorunlarını dile getirmekten çekiniyorlar ya da, daha doğrusu, ada Türklerinde korku kol geziyor. Baskı altında yaşadıkları için, sorunlarını dile getiremiyorlar..

SON SÖZ: ‘’ EY CANIMIN SAHİBİ YAR.! SEN BENİMLE OLDUKTAN SONRA, KAYBETTİKLERİMİN NE ÖNEMİ VAR.’’