YOL AYRIMINA MI GELİNDİ?

06/01/2021 04:44 435

 

Son günlerde iç de ve dış ta öyle hızlı gelişmeler oluyor ki, aklı başında, sağduyulu ve sorumluluk sahibi her kes, ülkesiyle ilgileniyor, ülkesinin, cennet vatanımızın dertleriyle dertleniyor…Sorunlarımıza, çare bulmaya, çözüm üretmeye çalışıyor. Bu duyarlılığa sahip, sevgili dostum Koral Çepni’nin yazısı okurken, bunları düşündüm. Ve ondan da ilham alarak, acaba yol ayrımına mı geldik diye, düşünmeden edemedim…

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik ve geldik bir yol ayrımına. Prensipte iki yol(senaryo) var, birbirinden zor ve zahmetli.

Yollardan bir tanesi, üç aşağı beş yukarı, bu günkü statükonun 2023’e(veya başka bir seçim tarihine) kadar devamını öngörüyor. Libya, Suriye, Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Kuzey Irak, AB, ABD ile sorunlarını bir şekilde sürekli erteleyen, çözümlemeyişin bedelini ödemeye hazır görünen, %10 civarında bir enflasyonu kabullenen, GSYH yıllık büyümesini ortalamada %3-4 arasında tutmaya çalışan, gerekirse polisiye tedbirlerle artan işsizliğin ve fukaralığın sosyal patlamalara dönüşmesini engellemeye çalışan bir yol. Olur mu? Niye olmasın? Bu arada bankaların tahsili geçmiş alacaklarının artık su yüzüne çıkması yeni krediler verme imkanlarını sınırlayacaktır. Dış kaynak gelmediği veya sadece “sıcak para” olarak geldiği için TCMB rezervleri düşük kalmaya devam edecektir. Kanal İstanbul için seçimlerden önce bir şekilde kazma vurulacak, demokratikleşme, hukuk reformu gibi söylemler lafta kalacaktır. Zaten vatandaşlarına salgın rakamlarını bile paylaşmayan, muhalefet liderinin açıkça tehdit edilip, reaksiyon göstermeyen bir sistemden başka bir davranış da beklenmemelidir. Ülkenin karar vericileri safları sıklaştırmak amacıyla içe ve dışa hakaret söylemlerine devam edecekler, Türkiye bir savaşa girmeyecek, ancak savaşın sınırına gidip gelip, TL’nin aşırı dalgalanmasına göz yumacaktır, ta ki AB ve ABD’den sonunda ekonomiyi etkileyecek ama çökertmeyecek yaptırımlar gelene kadar. İçte Türkiye bir “rouge state” dışta ise “gun boat” politikaları uygulayan bir ülke olarak tanımlanacaktır. Tüm bu gelişmelerden turizm olumsuz etkilenecek, cari açık varlığını koruyacaktır.

Diğer yol ise; önüne farklı bir gözle bakıyor. Dünyada Trump sonrası yeni bir bloklaşma ortaya çıkıyor: Bir tarafta Batı Avrupa-ABD-Japonya, diğer tarafta Çin. Belki bir 3. blok da Hindistan-Rusya olabilir. Türkiye kendini batıya götürecek yolda ilerlemek isterse, önce ev ödevlerini yapmak zorundadır. Bunların başında tekrar komşularla “sıfır sorun” politikasına dönmek olacaktır. İlk atılacak adımlar Karabağ savaşından sonra Ermenistan’a sınır kapılarını açmak, İsrail ile tekrar iyi ilişkiler oluşturmak, Mısır’la “kazan-kazan” politikasını başlatmak, Suriye ile bu ülkenin geleceği hakkında ortak bir noktaya varmak olabilir. Kime karşı, ne için alındığı belli olmayan S-400’leri kullanım dışına çıkartmak, ABD ile sorunlarına olumlu bir noktaya taşıyabilecektir. Bölgesel jeopolitik sorunların halledilebildiği ölçüde, ülke yeniden oluşmaya başlayan küresel tedarik zincirlerinde kendine daha kapsamlı bir rol arayışına girebilir. İçerde yeni ve demokratik bir anayasa yapılana kadar kitlelerin birbirlerine karşı tetiklenmesi durdurabilir, yetkilerin dağıtılmasına ve serbestçe kullanılmasına olanak verilir, uygulamaların sürekli değişmesi engellenir. Bu şekilde karar verme süreci hızlanabilir, sistemdeki hantallık ortadan kalkabilir. Mahkemelerin işleyişi evrensel hukuk normlarına göre gerçekleştirilir. Burada kanımca kişilerin mevki/yaranma kaygılarından doğan sıkıntıları aşmak için illa yeni “reformlara” ihtiyaç yoktur. Sosyal Piyasa Ekonomisi uygulamalarıyla en alt kesimlerin geliri arttırabilir, ekonomik sisteme güvenin artmasıyla dışarıdan doğrudan uzun vadeli yatırımlar çekilebilir, böylelikle işsizlik azaltılabilir. Dışarıdan gereksiz ithalatların yerine, içeride örneğin tarımı, turizmi, ihracatı ve yenilebilir enerji yatırımları desteklenerek cari açık azaltılabilir. Devletin ekonomi politikalarına güven, öngörülülük, şeffaflık, rasyonel düşüncenin hakim olduğu algısı arttıkça, banka sistemi dışına kaçış, yurt dışına sermaye transferi, gereksiz yatırımlar engellenebilecektir.

Bazı sorunları halletmek kolay olmayacaktır, örneğin Türk-Yunan anlaşmazlığı ve AB’nin bu konudaki duruşu. Unutmamak gerekir ki, biz kabullenemezsek de, Güney Kıbrıs ve Yunanistan AB’nin parçalarıdır. Elbette Birlik, bir yerde kendi kardeşlerini koruyacaktır. Belki Güney Kıbrıs’ın tanınması burada dengeleri değiştirebilir. Paris iklim anlaşmasının koşullarını tam olarak yerine getirmek başka bir sıkıntılı konu olabilir. Burada olumlu yönde adım atmak ilerde belki bu nedenle doğabilecek yaptırım risklerini azaltacaktır. Türkiye Batıya yaklaştıkça Rusya’nın reaksiyonu da önemli olacaktır. vadeli çözüm, kuşkusuz yeni ve tam demokratik bir anayasadadır. Devletin bekası ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında doğru bir denge oluşturmak gerekmektedir. Bu da ancak yeni bir seçimden sonra olabilir. Ancak bunu seçmenin istemesi lazımdır. Dış baskılarla yapılanlar değişiklikler bizi hiçbir zaman umulan sonuçlara taşımamıştır. O vakte kadar da belki kendimize boşuna 3. bir yol arayıp duracağız, hiçbir yere gidemeyeceğiz… Aksi durum da, patinaja düşmüş teker misali, yerimizde saymaya devam ederiz. ..

SON SÖZ:’’ BU GÜNÜN SORUNLARI, DÜNÜN ÇÖZÜMLERİNDEN KAYNAKLANIR…’’