YILLAR ÖNCE NASIL MUTLU OLUYORDUK?

14/09/2020 06:14 838

 

Bir önceki yazımda ‘Teknoloji bağımlılığı’ adı altında, günümüzde etkinliğini her geçen gün arttıran bir bağımlılıktan söz etmiştim. Teknoloji bağımlılığının zararlı, tehlikeli ve zehirleyici yanlarını anlatmaya çalıştım. Bu yazımda ise; birbirlerine yakın dost olan, eş değerde tehlikeli ve bir o kadar da insanı körelten bir çılgınlıktan bahsetmeye çalışacağım. Bu çılgınlığı adı ‘Sosyal Medya!’ Sosyal medya yokken hiç yaşamıyor, hayattan tat almıyorduk sanki. Bu ve buna benzer cümleleri kim bilir kaç kişi kendince kullanmıştır. Bizler, 80’lerin sonu ve 90’lı yılları nasıl yaşadık? Nelerle mutlu olduk? Ya da önümüze sunulan imkânlar ile mutlu olmayı öğrenmek zorunda mı kaldık? O zaman öyle de olsa küçük bir şeyden mutlu olmasını bilen birer bireylerdik bizler. Çünkü imkanlar ona olanak veriyordu ve yinede tok gözlü, mutlu birer çocukluk yıllarıydı geride kalan yıllar.

İster sanal medya, ister sosyal medya çılgınlığı deyin adına. “Sonuç: Birer bağımlı birey, mutsuz ve istekte sınır tanımayan, doyumsuz birer kişi olarak toplumda yerimizi aldık.” Önceden iletişimde mektuplar vardı. Uzun, uzun satırları eş, dost ve arkadaşlara yazılan; Sevgiliye yazılan sayfalarca mektuplar. Duyguları, özlemleri, hasretleri anlattığımız ve dört gözle gönderdiğimiz mektupların karşılığını sabırla ve heyecanla beklemek vardı. Ya konuşmaya doyamadığımız o ev telefonları. Dakikalarca konuşmaya doyamadığımız o ev telefonları. Kimi aşıklar, sevgiliden gelecek bir tek zil sesi beklerdi. Bir defa çalması için saatlerce telefonun bulunduğu odadan bir dakika bile ayrılamayan sevenler vardı. Bazı sevgililer, kendi aralarında bir sinyal gibi ‘Seni seviyorum’ mesajı verirdi. O, bir tek çağrı geldiğinde, mutluluktan ne yapacağı bilemeyen ‘Şaşkın aşık’ rolüne bürünürdü. Ama ne yazık ki, teknoloji geliştikçe değerlerimizi, duygularımızı, heyecanımızı ve mutluluğumuzu kaybetmeye başladık.

İnsanların, sürekli sosyal medyada ( Facebook, Twitter, Instagram, Whatsapp vs.) vakit geçirmeleri, zamanla bağımlılık haline geldi. İnsanlar farkında olmadan kendilerine psikolojik, sosyolojik, bazen de maddi olarak zulüm ediyor. Ne yazık ki, hiç birimiz farkında değiliz. Böyle durumdaki kişiler özel hayatından tutun da, iş ve aile hayatından kısa zamanda etkilenmeye başlıyor. Her gün gezdiği yerleri, yediği yemeği, giydiği kıyafeti paylaşma zorunluluğu hissetmeye başlıyor. Bu paylaşımlardan ne kadar beğeni ve yorum aldığı kişinin merak duygusunu tetikliyor. O paylaşmış, ben de paylaşacağım. O geziyor, ben de gezeceğim. O almış, ben almazsam çatlarım gibi kıskançlık duyguları içinde birbirleri ile yarışan insanlar ne de çok? Sürekli beğenilme ihtiyacı hissetme, bazılarına göre gündem olma gibi kendilerinin bile karşı koyamadığı tuhaf davranışlar. Hırs, intikam, dedikodu, aldatma içgüdüsüyle karışık bir hal alabiliyor. Bu tip insanlar kaygı bozukluğu, kendine ve çevresine karşı da güven kaybı yaşayabilir. Sosyal medya, aslında sadece bana göre değil, aklı başında olan her birey için üstünde gerçek bir dostluğun olmadığı sanal bir dünya.

Örneğin: Sayfanıza arkadaşınızın arkadaşı olarak veya herhangi bir gruba üye olarak ekleniyorsunuz farkına varmadan. O kişilerin profiline bakarak kadın diye saatlerce konuşuyorsunuz. O kişinin gerçek kimliğini, kişiliğini bilmeden. Birçok şehirden arkadaş ediniyorsunuz. Hiç tanımadığınız birine içinizi açıyor, dertlerinizi paylaşıyorsunuz. Zamanınızın birçok kısmını ölü zaman olarak geçiriyor, işinizi, eşinizi, çocuğunuzu ve ailenizi ihmal edebiliyorsunuz. İnsanlar her gün zamanının çoğunu sosyal medyada vakit geçirir oldular. Sosyal medyada canım-cicim yazışmaları, toplu mesaj atmalar bir moda oldu. Ses yok, duygu yok. Sıcaklık, candan konuşma yok. Yolda karşılaşsa iki kelime konuşacak bir şey bulamadıkları kişiler ile sosyal medyada canım-cicim yorumlar biraz samimiyetsiz kalmıyor mu sizce? Toplu, kuru mesaj yerine; hafta da, on beş günde, bilemedin ayda bir telefon açarak sesini duymak, sıcaklığını, sevgisini, samimiyetini hissetmek varken bu toplu mesajlar bana pek mantıklı gelmiyor.

Sosyal medyayı iyi ve zamanında, yerinde kullanmanın birçok faydasını da görebilirsiniz. Yıllarca nerde olduğunu ve hiç görmediğiniz okul arkadaşı, asker arkadaşı, çocukluk arkadaşı, kayıp olan bir yakınınızı görebilirsiniz. Yeni çıkan bir ürününüzün tanıtımını, bir buluşunuzu tanıtma fırsatı bulabilirsiz. Başka ülkedeki yakınınızla anında canlı sohbetle hasret giderebilirsiniz. Dünyanın her yerinden, olaylardan anında haber alabilirsiniz. İstediğiniz veya merak ettiğiniz her ne varsa anında iletişime geçer, bilgilenme olanağı bulabilirsiniz. Bunlar sosyal medyanın güzel olan yanlarıdır.

Sözün kısası, aslında teknolojinin zararından çok faydası vardır. Fakat kullanmayı yerinde ve zamanında bir amaç olarak kullanmak daha doğrudur. Zamanın birçoğunu beğenilme duygusu, gösteriş için harcama yerine farklı alanlara yönelebilirsiniz. Evde günde iki saat bir kitap okumak zihninizi açar, hayal gücünüzü artırır ve farkındalık yaratır. ”Her geçirdiğiniz boş zaman ölü zamandır.” Kendiniz, aileniz ve çevreniz için kendinizi değiştirirseniz, sizde değişip geliştiğinizin farkında olacaksınız.