YALAN ÜZERİNE BİNA YAPILMIYOR

06/09/2021 19:09 820

Evet!  Yalan üzerine bina olmuyor.

Bir süreden beri tam da bu durumu yaşamaktayız.

Siyasette söylenen yalanlardan bahsetmiyorum. Tarihte söylenen yalanlardan bahsediyorum. Maalesef, tarihte ve özellikle son iki yüz – iki yüz elli yıllık tarihimizde söylenen öyle yalanlara inandırılmışız ki, inanamazsınız. Hem de, gerçekler tersine çevrilerek inandırılmışız.

Ne diyor Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu: “Dedem Fatih, İstanbul’u Besmele ile aldı, birileri gibi kafa çekerek değil.” İsme bakar mısınız? Kayıhan! Yani biz Oğuzların Kayı boyu.

Bu sözün neresinden tutalım?

Bir kere Fatih sadece senin deden değil, bir takım tartışmaları yok sayarsak hepimizin dedesi. Hem de, İstanbul gibi dünyanın en muhteşem şehrini biz Türklere kazandıran bir büyük dede, ecdad. Buna kim itiraz edebilir?

Eğer bu sözü iktidardan bir takım istekler için yaptı isen, inanılmaz bir şekilde baltayı taşa vurdun. Çünkü, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Osmanlı Padişahları içerisinde en öne çıkarttığı ecdadı Fatih Sultan Mehmettir.

Bir kere şu anlayışı bir an önce terk etmeliyiz, çünkü kabak tadı verdi. Nedir o? Mustafa Kemal ATATÜRK, tarihimizdeki hiç kimse için bir alternatif değildir. Tarihimizdeki görev almış bütün hükümdarlar eksileri ile artıları ile tarihe mal olmuşlardır ve tarih onlar hakkında hükmünü vermektedir, verecektir. ATATÜRK de, tarihteki yerini almıştır ve tarih hükmünü vermektedir. ATATÜRK’ün bir farkı vardır. Şeffaf olmayan, bilinmeyen hiçbir yönü kalmamıştır. Eğer öyle olsa idi, bırakın yüz yılı son 20 yılda ne kadar kaynak varsa hepsi taranır ve gizlenmiş yönler ortaya konurdu. Bütün kaynaklar ellerinde olduğuna göre 20 yıldan beri gizlenmiş bir tek belge ortaya koydular mı? Hayır!

İstanbul’u kafa çekerek de olsa geri almış olmanın neresi kötü? Koskoca İstanbul’u geri almış ya! Alınmış olmasından neden rahatsızlık duyarsın? Koskoca Fatihimizin Besmele ile almış olduğu ve Vahdettin’in teslim ettiği İngilizlerden geri aldığı için Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK sana minnettarız; nasıl almış olursan ol!

Keşke, aynı şekilde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yaptığı gibi 1881 yılında Düyun-u Umumiyeye de kafa tutulsa idi de sömürülmese idik.

Keşke, 1838 yılında Mustafa Kemal TATAÜRK’ün yaptığı gibi yapsa idik de İngilizlerle Baltalimanı Ticaret Anlaşması yapmasa idik.

Keşke, 1774 yılında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yaptığı gibi yapsa idik de Küçük Kaynarca Anlaşmasını imzalamak zorunda kalıp da koskoca Devleti o tarihten itibaren yıkılmaya mecbur bırakmasa idik.

Bakın, öyle bir takım keskin ifadeler kullanarak konular hallediliyor zannetme yanlışlığından da kurtulalım. Çünkü, gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü(!) huyları vardır.

Kafa çekmeye güzelleme adına değil, söylenen sözün anlamsızlığına vurgu için bu yaklaşımı sergiliyorum.

Bugüne kadar doğru zannettiğimiz bir takım yanlışlar ile oyalanmış ve zaman öldürmüşüz. Oysa, bugün geldiğimiz noktada bu doğru diye yutturulan yanlışları ortaya koymak zamanı geldi diye düşünüyorum.

 Yukarıda adı geçen Kayıhan beyin adaşı olan II. Abdülhamid dönemi ile ilgili olanlardan birini buraya alalım.

1877-1878 (93) Rus Harbi bitmiş ve önce Ayastefanos(Yeşilköy) sonra da bunu değiştirmek üzere Berlin Anlaşması yapılmış. Önceki Anlaşmada bulunan Ermenilere ayrıcalık tanınan 16. Maddenin Belin Anlaşmasına 61. Madde olarak alınacağı konuşuluyor. Yani, güçlü devletler, Ermenileri kollamaktadırlar. Biz de bu kollamaya karşı çıkmak için bu konuyla ilgili özel delegeler gönderiyoruz. Ermenilere verilecek haklara karşı kendimizi savunmak üzere gönderdiğimiz delegelerin içinde kimler var biliyor musunuz? Stepan Aslanyan Paşa, Ovhannes Nuryan Efendi (ki bunlar Ermeni Millî Meclisinin üyeleri) ile Hariciye Nazırı(Dışişleri Bakanı) Sadullah Paşanın kâtibi Sergis Hamamcıyan! Nasıl, iyi mi?

Ermeni yazarı Leo bu Osmanlı delegelerinin Osmanlı Devletimiz aleyhine nasıl çalıştıklarını ve Edirne Piskoposu Rusçukluyanın Ruslar ile bunları nasıl gizlice görüştürüp planlar hazırladıklarını anlatmaktadır. Mehmet Hocaoğlu’nun Ermeniler adlı kitabında bu konu ayrıntıları ile mevcuttur. 

Keşke, Kayıhan kardeşimin ATATÜRK’ü kastederek dediği gibi, o dönemin idarecileri de ATATÜRK gibi yapsalardı da bu durumları yaşamasa idik.

Tarihte yapılan yanlışlar ve bu yanlışların doğru gibi yutturulması ile ilgili o kadar çok örnek var ki, sırası geldikçe anlatacağız. Bizi bu gerçekleri araştırmak ve ortaya koymak için zorlayanlar düşünsün.

Mustafa Kemal ATATÜRK, ne için mücadele etti? Birileri bu soruyu sormaya cesaret edemiyor ve yalpalayıp duruyorlar. Bu kadar basit bir souyu sorma cesareti gösterilse ve cevabı samimi bir şekilde düşünülse o kadar çok mesele çözülecek ki ve birbirimizi anlamamız o kadar kolaylaşacak ki, inanılmaz.

Soru sormak için felsefeye inanmak gerekir elbette! Çünkü, soru sormak felsefe yapmanın anahtarıdır.

Sorduğum soruyu tekrar ederek cevabını ortaya koymaya çalışalım.

Mustafa Kemal ATATÜRK, ne için mücadele etti? Ne için bu kadar ağır şartların altına girdi?

Koskoca Osmanlı Devleti batmış, bir kısmını yukarıda verdiğim anlayışlarla devleti çökertmişler, devletin aslî unsuru olan Türk’ü de perişan edip azınlıklar karşısında ezik hale getirmişler de onun için mücadele etti. Yani, Devleti kurtarmak ve Türk Milletini yeniden ayağa kaldırmak için mücadele etti.

Özet bu değil mi? Peki, neden bu kadar uğraşılıyor?

Devleti kurtarıp yeniden Osmanoğlu Ailesine teslim edecekti öyle mi?

Evet öyle!

Meselenin kaynağı budur.

Şimdi Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu’nun neden böyle bir ifadede bulunduğu anlaşılmıyor mu?

Yoksa; devleti yıkan  kendi ifadesi ile dedelerinin(!) hatasını kapatmış, devleti ve milleti kurtarmış adamdan ne ister, ne isterler?

Teşekkür edilmesi gerekmez mi?