YAKIN İKTİSAT TARİHİMİZDEN

11/01/2021 22:20 889

Yakın iktisadî tarihimizden birkaç kesit aldığımızda son derece ilginç gelebilecek ayrıntılara dikkatimizi çekmek mümkün olmaktadır.

18. yüzyılda başlayan teknik yeniliklerin ulaştığı bir nokta da demiryolları yapımı olmuştur. Çünkü, demiryolu, o dönemin şartları gereği en ekonomik nakliye aracıdır. Ülkemizde demiryolları yapımı 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlamıştır. Zaten dünyada da demiryolu yapımı, 1825’den itibaren başlamıştır. Bu yıl ilk defa İngiltere’de başlayan demiryolları, ülkemizde de yapılış tarihi itibariyle çabuk ulaştığımız yeniliklerdendir.

Bu yeniliğe çabuk kavuşmamızın elbette çok önemli bir nedeni var: O dönemin dünya egemen güçlerinin çıkarları için uygun güzergâhlar ve bölgeler seçilmiştir.

1838 yılında İngiltere ile yapılan Baltalimanı Ticaret Anlaşması ile başlayan, Avrupa’nın büyük devletlerinin güdümünde yaşama süreci, demiryolu yapımında da kendisini açıkça göstermiştir.

İlk demiryolu güzergâhımız İzmir’den başlayan iki ayrı hattır. Bu hatlardan biri Aydın’a, bir diğeri Kasaba adlı yerleşim yerine ulaşmaktadır.

Peki, neden İzmir?

Çünkü, o dönem, İzmir, İstanbul ve Selanik ile birlikte en hareketli üç limanımızdan biridir. İzmir’in bu üç liman içerisinde ayrı bir yeri olduğu açıktır. En önemlisi, İzmir, Anadolu’nun giriş ve çıkış kapısıdır. Egemen güçler, kendi ticaret hareketlerini ağırlıklı olarak bu limandan yapmaktadırlar. Dolayısıyla, Anadolu ürünlerinin alınıp taşınması ve Anadolu’ya getirdikleri ürünlerin içeriye taşınması için İzmir çıkışlı demiryolu yapımını sağlamışlardır. Sadece bununla da kalmamışlar, İzmir’e çok sayıda Rum’un Yunanistan’dan gelip yerleşmesini desteklemişlerdir.

Bu demiryolu güzergâhlarının sayesinde artan ticaretin tüccarları, maalesef, Türkler değil, gayrı müslümler olmuştur.

Bu arada acı ve çok üzücü bir durumu da aktarmanın, konunun bütünlüğünü sağlama adına yararlı olacağını düşünüyorum.

1838 Ticaret Anlaşması’nın İngiltere ile yapılmasının en önemli nedenlerinden biri, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile baş edemeyen Osmanlı Yönetiminin, yani Saray’ın, 1833 yılında Rusya ile yaptığı Hünkâr İskelesi Anlaşması’dır. Bu Anlaşma ile Rusya, Osmanlı Sarayı’nı Mısır Valisinden kurtarmış ve korumuştur. Daha sonra da Rusya’dan kurtulmak için İngiltere’ye sınırsız bir ticarî taviz vererek ülkenin iktisadının tamamen teslim edilmesi gerçekleştirilmiştir.

Dönelim demiryollarına…

1850’lerin ortalarından itibaren yukarıda saydığımız iki güzergâhın yapımına başlanmış ve tamamlanmıştır.

1870’de Almanya’nın Bismark sayesinde Birliğini sağlaması ile dünyayı sömürme yarışında geç de olsa devreye girmesi, bizimle olan ilişkisinde yeni bir sayfa açmıştır. Buna göre, Almanya, bizimle yakın temasa geçmiştir. Çünkü, o dönemdeki dünya paylaşımında en uygun olarak bizi görmektedir. Bu arada, İngiltere’nin de 1878 Berlin Anlaşması sonrası bizimle ilgili fikir değişikliğine girmesi, yani, bizim toprak bütünlüğümüzü korumamız konusunda gösterdiği gayretlerin tam tersi noktasına gelmiş olması ile Almanya’nın kucağına itilmemiz hızlanmıştır. Bu nedenlerle, İstanbul’dan başlayıp Bağdad’a gidecek olan demiryolu yapım işleri Almanlara verilmiştir. Zaten, İzmir çıkışlı iki güzergâhdan sonraki demiryollarının hemen hepsi Almanlar tarafından yapılmış ve işletilmiştir.

Bu konuları neden anlattım biliyor musunuz?

Cumhuriyeti kuran irade, bu gerçekleri çok iyi bildiği için, yani, Osmanlı Devletimizin yarı sömürge bir devlet olduğunu bildiği için bütün imkânsızlıklara rağmen, EKONOMİK BAĞIMSIZLIK olmadan bağımsız devlet ve millet olunamaz ilkesiyle hareket etmiştir.

Ve Cumhuriyeti kuran irade, ilk işlerinden biri olarak inanılmaz imkânsızlıklar içerisinde, demiryollarının millîleşmesi için akıl almaz gayretler sergilemiş ve demiryollarımızın millîleşmesini gerçekleştirmiştir. Bu da yetmemiş, aynı inanılmaz imkânsızlıklar içerisinde, ülkeyi bir baştan bir başa demiryolları ile bağlamak ve sarmak için akıl almaz gayretler gösterilmiş ve gerçekleştirilmiştir.

Devlet ve Millete can pahasına bağlılık bu demek değilse nedir?