YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI 2

11/03/2021 05:19 438

 

Türkiye’nin 2003-2020 yılları arasında çektiği, doğrudan yabancı sermaye yatırımı toplamı; 224,6 milyar Dolardır. Bu kadar büyük kaynak girişi, eğer verimli alanlarda kullanılabilmiş olsaydı, bugün Türkiye’nin dış borçlanma gereksinimi de, cari açığı da çok daha düşük olacaktı. Türkiye 2003-2020 yılları arasında Cumhuriyet’in toplam; 15,4 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye kullanarak yarattığı tesisleri toplam; 63 milyar dolara özelleştirmiş olmasına karşılık, elde ettiği bu büyük kaynakları verimsiz alanlarda kullandığı için, bugün hala yüksek dış borçlanmaya mahkûm bulunuyor.

Türkiye Doğrudan Yatırımları, 2005 – 2008 Arasında Nasıl Çekti?

Tasarrufları yetersiz olan Türkiye’nin, büyümesinin temelini oluşturan yatırımlarını yapabilmesi için, yabancı kaynaklara ihtiyacı vardır. Bu kaynakları doğrudan yabancı sermaye olarak çekemediğimiz sürece, dış borçlanmayı onun yerine ikame etmek zorunda kalıyoruz. Risklerin arttığı ve bunun sonucu olarak kurların yükseldiği bir ortamda, bu gidişin enflasyona yansımasını hafifletmek için, ister istemez faiz artışına gidilmek zorunda kalınıyor. Faizlerin arttığı dönemde de, yabancı sermayenin yerini büyük ölçüde sıcak para formunda gelen dış borçlar alıyor.

Tabloda, 2005 ile 2008 yılları arasındaki dönem, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin tam üyelik müzakerelerini ciddiyetle yürüttüğü dönemdir. Bu dönemde Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımları tutarı 71,5 milyar dolardır. Bu kadar yüksek yabancı sermaye girişinin temel nedeni, Türkiye’nin bankacılık ve kamu maliyesi alanında Güçlü Ekonomiye Geçiş programıyla yaptığı reformlar ve AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamış olmasıdır. Yabancı yatırımcılar bu müzakereler sonucunda Türkiye’nin AB üyeliğiyle demokrasi, hukuk gibi alanlarda Avrupa müktesebatına ulaşacağını düşündükleri, bir başka deyişle, risklerin düşeceğini tahmin ettikleri için, Türkiye’ye doğrudan yatırımlara hız vermişlerdir. Bunun sonucu olarak bu dört yıllık dönemde (2205 – 2008) Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımları tutarı 71,5 milyar dolar olmuştur.

Sonuç ve Değerlendirme;

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıyla elde edilecek kaynaklar, ileride gelir getirecek alanlarda kullanıldığı takdirde, ülke kalkınmasına önemli katkıda bulunur. Bunu Kore, Çin gibi uzak doğu ülkelerinin, Çek Cumhuriyeti, Polonya gibi Avrupa ülkelerinin ve Bulgaristan, Romanya gibi komşumuz Balkan ülkelerinin deneyimlerinden gözlemleyebiliyoruz. Eğer bu kaynaklar verimli alanlarda kullanılmazsa, ülkenin varlıklarını yabancılara kaptırmaktan başka bir işe yaramaz. Bunun da örneklerini Latin Amerika ülkelerinde görebiliyoruz.

Türkiye’nin 2005-2008 arasındaki 4 yıllık dönemde elde ettiği yabancı sermaye girişini yeniden sağlayabilmesinin tek yolu, risklerini düşürmektir. Bu da hukukun üstünlüğü ve güçler ayrımına dayalı gerçek bir demokrasi ile başlayacak bir yola girilmesini gerekli kılıyor. Bu yola girilmesi için, herhangi bir düzenleme yapmaya ya da Anayasa değişikliğine gerek bulunmuyor. Mevcut yasa ve düzenlemeleri yaşama geçirip uygulanmasını sağlamak yeterli.

Bir gün bunları yapıp yeniden yüksek miktarlı yabancı sermaye çekmek mümkün olabilirse o zaman bu kaynakları inşaat gibi alanlarda kullanmak yerine sanayi, teknoloji, AR-GE, eğitim gibi verimli alanlarda kullanmanın şart olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekir.Sanırım işin püf noktasıda burada… Ne inşaat yatırımı, ne portföy yatırımı bizim işimizi görmez. Bize doğrudan, üretim yatırımı, AR-GE ve Teknoloji yatırımı lazım, öncelikli olarak. Diğer yatırım alanlarının ikinci olarak devreye girmesi, sanayi politikaları açısından önem taşımaktadır.

Dolayısı ile dış kaynaklı sermaye girişi ile  sanayi- üretimine dönük yatırımları, birbirinden ayırmak lazım…Bugün dünyada en çok yatırım çeken ülke; Çin ve ABD’dir… Ki bu iki ülke, dünyanın 1. Ve 2. Numarasıdır. Çin, takriben 11 trilyon dolar, GSMH ile dünyada ikinci, yuvarlak; 21 trilyon dolar GSMH ile de ABD, dünyada birinci sırada.. Bunca kalkınmışlığa, bunca gelişmişliğe ve bunca ileri teknolojiye sahip olmalarına rağmen, hala dış sermaye girişi ve yabancı sermaye yatırımını en çok alan iki ülke konumundalar…

Darısı bizim başımıza…

SON SÖZ.’’ PARA, DALDA Kİ KUŞA BENZER. EN UFAK BİR TEHLİKEDE UÇAR GİDER. DIŞ KAYNAKLI SERMAYE DE GÜVEN İSTER, İSTİKRAR İSTER…’’