VİRÜS GEZMEZ İNSANLAR GEZDİRİR

08/04/2020 20:13 388

Değerli okurlarım; zaman zaman sizleri de bilgilendirdiğim  bir husus olduğu malumunuzdur.

Konuların, zamanın ve sütunumun elverdiği ölçüde, sizlerden gelen istekleri de karşılamaya, görüşlerinize yer vermeye çalışıyorum.

Bu günde , Ankara’dan bana yazı gönderen, değerli dostum, Gıda Yüksek Mühendisi Esin Baltacı’nın yazısını sizlerle paylaşıyorum.

Mavi esinti…Tıpkı, yazının başlığı gibi, virüs gezmez ama insan viriüsü gezdirir.

Saçımızın tek bir telinin çapının bile kendisinden yaklaşık 800 kat daha büyük olduğu, yani çıplak gözle görülemeyen, ama etkilerini gözümüze sokan bir virüsten bahsediyoruz. Irk, din farkı gözetmeden hayatı yavaşlatıyor, ama sağlık zafiyeti olan insanları hızla yok edebiliyor. Damlacıklar içinde saklanmış olan bu virüsün adı COVID-19. Korkuyu endişeyi, zayıflığı, kronik olarak, yüksek tansiyon, Koah gibi hasta olanları, bencilliği, işine gelmezliği, güçsüzlüğü, kirliliği, sigarayı, hiç mi hiç affetmiyor. Ama onun da zayıf tarafları var elbette… Kimler ve neler mi dersiniz;

*Öncelikle bağışıklık sistemi güçlü insanlar…

*Elleriyle göz, burun, ağız mukoza temasını engelleyebilen insanlar…

*Ellerini sabunla ve alkol bazlı dezenfektanlarla en az 20 saniye hijyen şartlarına uygun temizleyen insanlar…

*Birbirleri ile en az 1.5-2  metre sosyal mesafesini koruyabilen ama dayanışma içinde olan insanlar..

*Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bilimleri Kurulunun 14 temizlik kuralına, eksiksiz uyabilen insanlar…

*Devletin aldığı kararlara ve Ev de Kal çağrısına uyan insanlar… İşta bu koşullar yerine getirildiği vakit, kororna insanlara bir zarar veremiyor…

Adı aslında yirmi yıl öncesinden telaffuz edilen corona virüs, insanlarda hafif derecede soğuk algınlığına neden olduğu için araştırmalara konu olmamıştı. Fakat 2003 yılında Çin’deki SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) corona virüsünün  misk kedisinden ve 2012 yılında ise Suudi Arabistan’da görülen MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) corona virüsünün çöl devesinden insana geçmesiyle salgınların arkasına gizlenmeyi başararak araştırmaların odağında yer almıştır. Bugün ise COVID-19 adıyla yeni bir corona virüs türü olarak Aralık 2019 yılında Çin'in Hubei eyaletindeki Wuhan kentinde kendini göstermiştir. Dünya Sağlık Örgütü, 114 ülkede 118 bin vakanın görülmesi ve 4 bin 291 kişinin hayatını kaybetmesi, virüsün yayılma hızı, ciddiyeti ve yetkililerin gerekli önlemleri almaması dolayısıyla alarm seviyesine geldiklerini belirtti. Bu nedenle DSÖ, COVID-19'u 11 Mart 2020 tarihi itibariyle pandemik (küresel salgın) bir hastalık olarak ilan etti. Salgını bizden önce yaşayan ülkelerden edinilen deneyimlerle, alarm düzeyinde gayretini esirgemeyen Sağlık Bakanlığı’nın girişimleri sayesinde, laboratuvar testleri ve hızlı kitlerle teşhis konmaya ve etkili tedbirlerler alınmaya başlandı. Otorite olan sağlık uzmanlarının görsel, sanal vb. medyada da bilgilendirdiği gibi bağışıklık sisteminin yetersiz olması, kronik rahatsızlıklar ve çevresel faktörlere maruziyet vb. Etkenler, hastalığın seyrini ortaya koymakta. Kişiye özel ve farklı düzeylerde seyreden ateş, yorgunluk, kuru öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları, ishal, bulantı ve kusma vb. belirtiler görülebilmekte. DSÖ’ne göre, yaşlı insanlar ve yüksek tansiyon, kalp problemleri veya diyabet gibi altta yatan tıbbi sorunları olan insanların ciddi hastalık geliştirme olasılığı daha yüksektir. Şimdilik ancak ateş, öksürük ve nefes almakta zorluk çekme durumunda tıbbi yardım alınması gerekli görülmekte. Bu semptomların görülmesi halinde hastanelere başvurup sağlık çalışanlarının etkin çalışmasına yardımcı olma dayanışmasını göstermeliyiz. Ayrıca varsa en yakın süreçte gerçekleştirdiğimiz seyahat öykümüzü de koruyucu sağlık çalışanlarıyla paylaşmalıyız.Yapılan testlerle virüsün akciğer fonksiyonlarını dahi tehdit edebilen bir risk olduğu, ortaya konulabilmekte. İşte bundan dolayı, bizlerin ancak hastanelerde tedavi edilebilme zorunluluğu sürecine dahil olmamamız için, gerekli sağlık tedbirlerini almamız oldukça yaşamsaldır. Unutmayalım; virüs gezmez, onları insanlar gezdirir. Peki neler yapmalıyız?

*Virüsle temasın yaratacağı riski ortadan kaldıracak düzeyde ve sıklıkta ellerimizi yıkayarak, *Vahşi ya da çiftlik hayvanlarıyla temastan kaçınarak,

*Cep telefonu, cüzdan, kapı kolları, Elektrik aksamları, Dolap kapakları ve dokunulan tüm yüzeyler, sık sık dezenfekte ederek,

*Kitlesel ortamlardan ve kalabalıklardan uzak durarak,

*Sağlık, gıda ve diğer çok önemli ihtiyaçlarımızı gidermenin dışında, evden çıkmayarak, COVID-19’a meydan okuyalım, ne dersiniz? Çıkıyorsak da yanımızda maske ve kolonya veya el dezenfektanı taşıyalım. Az pişmiş ya da mayonez, sos gibi pişirilmeden çeşnilendirilerek hazırlanan sandviç, çiğ köfte vb. Gibi soğuk tüketilen yiyecekleri sipariş etmeyelim veya canımız çektiyse de evde her aşamasında ellerimizi sabunla yıkayarak kendimiz hazırlayıp tüketelim.Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için “yetmez ama mutlaka” diyeceğimiz, sağlıklı alışkanlıkları, yaşam biçimimiz haline getirmeliyiz.

Bunun için yapabileceklerimiz:

*Kendimizi ve başkalarını mutlu edeceğinden emin olduğumuz huzur salgını yaratmak.

*Evimizde, kendimize dönme fırsatınıyakaladığımız şu günlerde, bol bol  kitap okuyup, bilgi sahibi olmanın mutluluğuna erelim.

*Bulmaca çözerek, zihinsel faaliyetlerimizi artırarak, katkı sağlayabilmek.

*En az 7 saat, kaliteli gece uykusunu alabiliyor olmak.

*Evde düzenli egzersizler yaparak, metabolizmaya ve ruh sağlığına katkı sağlamak.

*Bol su içmek(en az 3 lt) ve uygun miktarlarda, mümkünse şekersiz çay tüketmek.

Yapılan çalışmalar, siyah ve yeşil çayın antioksidan etkileri sayesinde, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı bir koruma sağladığını göstermiştir.

Siyah çaya kıyasla özellikle yeşil çayın içerdiği bazı fenolik bileşiklerin oransal zenginliğinin fazla olması nedeniyle, antimikrobiyal ve antiviral özellikleri bakımından da sağlık üzerine olumlu etkileri tespit edilmiştir. Kişiye özel ilaç kullanımında olduğu gibi, yine kişiye özel sağlıklı beslenme ihtiyacı da yakın gelecekte benimsenecektir. Bununla birlikte ihtiyacımız olan çok sayıda besin maddesini, mevsiminde tüketmenin gerekliliği konusunda pek çok köşe yazısı kaleme alınabilir. Şu günlerde bağışıklık sistemimizi güçlendiren gıdalardan bahsetmek yerinde olacaktır. Evet sebze ve meyve yiyelim. Bunlara ek olarak çinko minerali ve A vitamini bakımından zengin olan deniz ürünlerini tüketerek sağlıklı beslenmeye özen gösterelim. Bu virüs 60 derece üstünde yok edilebildiği için et ve et ürünleri pişirildiği takdirde enfeksiyon riski olmayacaktır. Uygun sindirim, detoksifikasyon ve bağışıklık fonksiyonu için faydalı bağırsak florasına ihtiyaç vardır. Nar ekstrelerinin antiviral özelliklere sahip olduğuna ve bağışıklık sistemini güçlendiren yararlı bağırsak florasının oluşumunu, teşvik ettiğine dair kanıtlar mevcuttur. Probiyotik süt ürünleri ve turşu gibi fermente ürünleri de diyetimize katmalıyız. Ayrıca sağlam bağışıklık fonksiyonu için vücudumuzda eksikliği halinde yeterli düzeyde D vitaminini mümkün olduğunca öncelikle güneşlenerek almak elzemdir. Unutmayalım STRES bağışıklık sisteminin düşmanı, korona virüsün dostudur!

SON SÖZ: ‘’ SAĞLAM KAFA, SAĞLAM VÜCUTTA BULUNUR.’’