VARLIK FONU NEDEN SATILDI?

30/11/2020 19:43 503

 

Bilindiği üzere, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi, Türkiye merkezli bir şirket olup, 26 Ağustos 2016 tarihinde, Başbakanlık'a bağlı bazı şirketleri yönetmek için, kanunla kuruldu. Şirketin kuruluş amacı neydi ?

65. Türkiye Hükûmeti tarafından, "sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek için Türkiye Varlık Fonu ve bu fona bağlı alt fonları kurmak ve yönetmek" olarak açıklandı.

Bir başka yön, ‘VARLIK FONU NEDEN KURULDU?’

T.C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre: Büyüme oranına gelecek on yıl içinde yıllık %1,5 oranında ilave artış sağlanması, Sermaye piyasalarında büyüme ve derinleşmenin hızlandırılması, İslami finans varlıklarının kullanımının yaygınlaştırılması, Yapılacak yatırımlarla yaklaşık yüzbinlerce kişilik ek istihdam sağlanması, Savunma, havacılık ve yazılım gibi teknoloji yoğun stratejik sektörlerdeki yerli şirketlerin sermaye ve proje bazında desteklenmesi, küresel oyuncu olmalarının sağlanması, Otoyollar, Kanal İstanbul, 3. havalimanı, nükleer santral gibi büyük altyapı projelerine kamu kesimi borcu artırılmadan finansman sağlanması diye belirlenmiştir. Kuruluş nedeni…

DEVA Partisi lideri Babacan’a kulak verelim; Değerlendirmeleri Babacan’dan alalım…

‘’Bu noktada Türkiye siyasi tarihinde görmediğimiz manzaralara şahit oluyoruz..

“Ülkemizi yüzde 10 oy almış bir genel başkan, diğer küçük ortak yönetiyor. Daha da şaşırtıcı olanı, büyük ortağın iç işlerini de küçük ortak yönetiyor. Türkiye siyasi tarihinde görmediğimiz manzaralara şahit oluyoruz” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 1. Olağan Kocaeli İl Kongresi’nde konuştu.

“BİLİM KURULU’NU SUÇLUYORLAR…”

Hükümetin salgınla mücadele politikalarını sert sözlerle eleştiren Babacan, şu ifadeleri kullandı;

*Demiştim ki ‘Lütfen ‘biz elimizden geleni yaptık, halkımıza söz dinletemedik’ demeyin’. Bunu da dediler. Hatta dün sayın Erdoğan, ‘Sorumluluk Bilim Kurulunda Vatandaşlarımız da önlemlere uymuyor’ dedi.

*Faturayı; rapor bile tutamayan, vaka sayıları kendilerinden gizlenen, konunun tüm uzmanlarının yeterli oranda temsil edilmediği Bilim Kurulu’na kesti. Peşinden de vatandaşa. Salgınla mücadelede gerçekleri gizleyen, yeterli önlem almayan, kendileri değilmiş gibi önce Bilim Kurulu’nu, peşinden de vatandaşı suçluyorlar. Canıyla uğraşan vatandaşımız, ölürken bile suçlu.

ÖNLEMLERİ GEVŞETME KARARINI KİM VERDİ?”

Yaygın bir şekilde tarama testi yapılmadığını söyleyen Babacan, “Hastayla yakın temas edenlerde semptom yoksa test yapmıyorsunuz. Şehirlerin farklı noktalarına, hastanelerden bağımsız test istasyonları kurun dedik, kurmadınız. 1 Haziran’dan sonra önlemleri iyice gevşettiniz, bunun kararını kim verdi? Bunların kararını Bilim Kurulu mu verdi, vatandaş mı verdi yoksa siz mi verdiniz?” sorularını dile getirdi.

“KİMİN SORUMLU OLDUĞUNU HERKES BİLİYOR…”

“Bu sistemde ilgili bakan bile karar veremiyor” ifadelerini kullanan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü;

*Bakanlar kendi alanlarındaki konularda konuşurken ‘sayın Cumhurbaşkanının talimatlarıyla’ diye söze başlıyor. Daha ilk zamanlarda sokağa çıkma sınırlandırılması ile ilgili krizi hatırlayın. Bir bakan ‘sınırlandırma var’ dedi, diğeri ‘yok’ dedi.

*En son yine Cumhurbaşkanının talimatını beklediler. Bu salgına karşı alınmayan tüm önlemlerden kimin sorumlu olduğunu herkes biliyor. Kimse suçu kendilerinden dahi bilgi gizlenen Bilim Kuruluna, hele hele vatandaşımıza atmasın.

ÜLKEMİZİ YÜZDE 10 OY ALMIŞ KÜÇÜK ORTAK YÖNETİYOR…”

*Milli irade’ diyenler, milletin iradesini bir hiç yaptılar. Grup Başkanvekilleri ‘Biz bir hiçiz’ diyor. Yüzde 1 bile oy alamayan, 28 Şubat karanlığının destekçisi bir şahıs da ‘Fikirlerim iktidarda’ diyor.

*Ülkemizi de yüzde 10 oy almış bir genel başkan, diğer küçük ortak yönetiyor. Daha da şaşırtıcı olanı, büyük ortağın iç işlerini de küçük ortak yönetiyor. Türkiye siyasi tarihinde görmediğimiz manzaralara şahit oluyoruz.

KANAL İSTANBUL HATIRLATMASI…

Türkiye’nin, 17 Ağustos 1999’da deprem gerçeğiyle en ağır yüzleşmeyi Kocaeli’nde yaşadığını anımsatan Babacan, “Kaynaklarımızı Kanal İstanbul gibi dipsiz bir kuyuda ranta dönüştürmek isteyenler, en azından Kocaeli’ndeki bin 500 konutun iyileştirilmesine neden kaynak bulamazlar? İlgili bakan, iki yıl evvel, dönüştürülmesi gereken 6,7 milyon konut bulunduğunu açıklamıştı. Aradan iki yıl geçti, maalesef en son İzmir depremini yaşadık. Ardından sayın Erdoğan çıkıp yenilenmesi gereken bina sayısını açıkladı. Kaç açıkladı? 6,7 milyon. Aynı sayıyı açıkladı. Yahu ne yaptınız siz iki yılda?” diye sordu.

“HER TÜRLÜ ADIMI ATACAĞIZ…”

Eş zamanlı gerçekleşen Tunceli İl Kongresi’ne bağlanan Babacan, şunları söyledi:

“Dersimli dostlarımın huzurunda sesleniyorum. En yakın zamanda Dersim’e geleceğiz, Munzur Gözelerinde sizlerle çay içeceğiz. Geçmişte yaşanan olayları çok iyi biliyoruz ve acıları paylaşıyoruz.

Yarınlarımızı birlikte inşa edeceğiz. Tüm vatandaşlarımızın, inançlarının gereğini korkusuzca ve huzurla yaşayabilecekleri özgür bir ortamı oluşturacağız. Ötekileştirme hissi doğuran tüm uygulamalara son vereceğiz.

Alevi vatandaşlarımızın başta Cem Evlerine ilişkin talepleri olmak üzere inanç, düşünce ve davranış temelinde birikmiş sorunlarının çözümü için gerekli her türlü adımı atacağız.”

Evet, sayın Babacan’ın değerlendirmeleri böyle… Siyasette sular tekrar tekrar ısınıyor. Muhalefet partileri yapılanlara ve Varlık Fonunun %10’luk hisse satışına karşı çıkarken, devlet yönetimi de, yapılanların doğruluğunda ısrar ediyor. Bakalım kimin saptamaları doğru, zaman bunu bize gösterecek. Vatandaşa düşen; bekleyip görmek…

SON SÖZ: ’’ Hayatın her alanında karşımıza çıkan iktidar kavramı/olgusu bütün belirsizliğine, örtüklüğüne, gizilliğine rağmen, kendini öteki üzerinde bazen yasa koyucu, bazen güç, bazen şiddet, bazen baskı aracı olarak yansıtabildiği gibi; daha stabil ve steril politikalar uygulayarak bireysel ve toplumsal varlığını/konumunu pekiştirebilir.’’