ÜNİVERSİTE SINAVLARI

30/06/2021 21:02 1359

 

Geçtiğimiz hafta sonu, yani 26-27 Haziran 2021 tarihinde üniversite'ye giriş sınavları yapılmıştır. Oğlum Oğuzhan ve kızım Gökçe'den sonra üçüncü çocuğumuz olan Atahan'ın da girdiği sınav ailece heyecan yaşamamıza neden olmuştur.

Hayata toplumcu ve millet temelli bakan biri olarak elbette sadece aile konusu olarak değil tüm insanlarımızın konusu olarak bakıp değerlendirme yapmam gerekti.

Üniversite sınav sonuçları, sadece bir gencin tüm hayatını etkilemek, değiştirmek, yönlendirmekle kalmaz, ailesini, toplumunu ve ülkesini de etkiler.

Bu nedenle, son derece hayatî olan bu sınav üzerinde bütün boyutlarıyla durmak gerektir diye düşünüyorum.

Osmanlı Dönemi ve bu dönemin Cumhuriyet'e bu konuda ne aktardığını başka bir yazı konusu yapmak üzere bırakarak Cumhuriyet Dönemi'nde neler olduğuna bir bakmak gerektir.

1960'lara kadar Fakülteler kendi ihtiyaçları olan lise mezunlarını çeşitli yöntemlerle sınavsız olarak bünyelerine alırlardı.

Neydi bu yöntemler?

Birincisi, başvuru sırasına göre öğrenciyi alıp ihtiyacını tamamladıktan sonra kayıt işlemini durdururlardı.

İkincisi, mezun olunan lisenin niteliğine göre kayıt işlemini gerçekleştirirlerdi.

Üçüncüsü, lise bitirme puanına göre öğrenciyi kayıt ederlerdi.

Bir süre sonra, yani okumaya talep artınca bu yöntemler değişmeye başladı ve önce Fakülteler kendi seçim işlemlerini sınavlara bağladılar ve sonra üniversiteler kendi seçim sınavlarını yapmaya başladılar. Bu durum, öğrenci ve aileler için oldukça zor şartların oluşmasına neden oluyordu. Çünkü, öğrenci ve doğal olarak aile, başka anlık duyuru aracı olmadığından radyolardan takip ederek nerede sınav varsa oraya koşturmaya başladılar. Bu uygulamanın mahzurları açıkça ortaya çıkmıştı. Başta maliyet ve sonra takip zorluğu öğrenciyi ve aileyi yıpratıyordu. Bu zorluklar 22 Kasım 1974 yılında çıkarılan 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu ile halledildi ve üniversite sınavları artık merkezî oldu.

İlk merkezî üniversite sınavı 1974 yılında yapıldı ve ben de 1974 Adana Erkek Lisesi mezunu olarak bu ilk merkezî sınava girdim.

1981 yılında kurulan YÖK'e bağlanan ÖSYM (Öğrenci  Seçme ve Yerleştirme MERKEZİ) çeşitli aşamalardan geçerek bugün yine ÖSYM (Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi) olarak görevine devam etmektedir. Bu ilki de yaşayarak yine bu yıl ki sınava da girmiştim.

Son 10 yılda maalesef kötü yönetimler nedeni ile sarsılan ÖSYM'nin her şeye rağmen güvenirliğini, inanırlığını korumak zorunluluğu vardır. Yani, açılan yaraları sarmak zorundadırlar.

Umarım hafta sonundaki manzarayı görerek Kurum, Türk insanının güvenini yeniden kazanmak için mutlaka olağanüstü gayretler gösterir.

Çünkü, toplumumuz bu kuruma güven duymaya hazırdır.

Pazar günü sokağa çıkış yasağı olmasına rağmen oluşan kalabalığın hemen hemen tamamen üniversite sınavı için olduğunu düşünüyorum.

Öğrenciler kadar ailelerdeki heyecan, Türk insanının "çocuk okutma" konusundaki isteğinin, fedakârlığının göstergesidir. Ailelerin 18-19 yaşındaki kocaman çocuklarını saatlerce zor şartlarda beklemeleri bunun apaçık kanıtıdır.

Böylesine önemli bir konuda, tüm ülkeyi baştan aşağı saran bir konuda bu ülkenin gençlerini ve bu gençlerin ailelerini hayal kırıklığına uğratanların, uğratacak olanların vebali çok çok büyüktür.   

Öyle kandırma, uydurma rakamlarla, rakamları gizleme ile işsizliği ve hatta ekonomiyi anlatmakla bu işler olmaz. İşsizliğin gençler ve özellikle eğitimli gençler arasında çok yükseklerde olduğu bu ortamda insanları oyalamakla sonuç alınamaz.

Tebrik ediyorum, ülkeden ümidini kesmeden sınavına çalışan, sınavına girme heyecanını yaşayan gençlerimizi ve onların ailelerini.

Ülkenin gençliği, her bakımdan gelecek güvencesidir.

Ülkenin geleceği de bu gençlerin her bakımdan iyi yetiştirilmelerine bağlıdır.

Yüce Mustafa Kemal ATATÜRK, ülkemizi ve milletimizi, boşuna Türk Gençliğine emanet etmedi. Bilge Kağan'dan esinlendiğini söyleyerek Nutku'nu Türk Gençliğine Hitabe ile bitirdi.